Öncelikle geçen hafta yazdığım şu satırlarla bu haftaki yazıma giriş yapmak istiyorum:

Sizce biz şampiyonluğu hak ediyor muyuz?

Haftalardır söylemekten dilimde tüy bitti… Lütfen olumsuz eylem ve söylemlerle takımın şampiyonluk mücadelesine sekte vurmayalım diye.

Alın işte istediğiniz oldu mu, bumuydu görmeyi arzuladığınız tablo?

Tamam, son aldığımız yenilgi ağır bir yenilgiydi, hepimizin canını sıktı, uykularımız kaçtı kabul…

Ancak…

Kalkıp da bu can sıkıntısıyla bir anda her şeyi yok sayıp, güvertede koca bir delik açarak gemiyi batırmak da neyin nesi!

Eleştiri tamam, protesto tamam, terbiye sınırları, insanı sınırlar içerisinde dozu ağır söylemler de tamam…

Lakin…

Küfür etmek, hakaret etmek, iftira atmak gibi ağır çirkinlikleri anlık bir öfkeyle karşındaki kişinin yüzüne haykırmak da neyin nesi!

Dünyanın hiçbir ülkesinde liginde kalan son 3 haftaya lider olarak giren bir takımın futbolcuları, teknik heyeti ve yönetimi bu kadar ağır bir şekilde yerden yere vurulmamıştır.

Biz şampiyon olamaz isek Bandırma yenilgisinden dolayı değil, işte bunlardan dolayı olamayız!

Ama ben yine de tüm bunlara rağmen umudumu koruyorum…

Ben kalan son 3 maçta bize yarayacak sonuçların ortaya çıkacağına ve şampiyon olacağımıza dair içimde kocaman bir umut barındırıyorum.

Sizin umudunuz olmaya bilir, siz karamsar olabilirsiniz ama hiç değilse benim gibi umudu olanlara saygı duyun.

‘Nasıl şampiyon olacakmışız, Bandırma maçında tarihi hezimet alan bir takım nasıl şampiyon olur?’ diyenleri duydum ve onlara sadece şunu söylüyorum…

Yenildiğin zaman değil, pes ettiğin zaman yenilirsin!

Biz yenildik, hem de 5-0… Lakin pes etmedik.

Yaşanan olumsuz hadiseler elbette ki koca camiaya yakışmadı, ama toparlanmasını bildik.

Bolu maçı mı?

Bana göre galiptir bu yolda mağlup!

Çünkü toparlandık, pes etmedik ve yenilgiyi kabul etmedik.

YARIN SON KEZ TRİBÜNLERİNDEN ‘MALATYA’ DİYE BAĞIRACAĞIM

Yarın ki Bolu maçının tarihi beni alıp götürdü Gaziantep’e…

Henüz 24 yaşlarında acemi bir muhabirin gözyaşları arasında bir kentin umutları da Kamil Ocak Stadyumu’nun çimlerine gömülüyordu taa yıllar evvel bugün.

Ve yarın yine aylardan aynı ay, aynı gün…

İşte bu anlamlı günde Malatya’ma son kez İnönü Stadı’nın tribünlerinden bakacağım… Son kez kale arkası tribüne, karşı maratona, bozuk skorboarda hüzünlü gözlerle bakıp bakıp dalacağım.

Çocukluğumun, gençliğim en heyecanlı anlarına tanıklık eden asırlık İnönü’nün tribünlerinden son kez ‘Malatya’ diye bağıracağım.

Saatler öncesinden gidip maça girmek için, ‘abi oğlun olabilir miyim, ben de gireyim seninle beraber’ dediğim anki ürkekliğim, yağan yağmurda ıslanırken açık tribünde nedensiz neşelenişim, cebimdeki son parayla aldığım yarım ekmek ciğerin damağımda bıraktığı eşsiz lezzet…

Çok özleyeceğim, çok.