6 -7 Şubat’ta Moliera’nın 16. yüzyılda yazdığı Kibarlık Budalası isimli oyununu Sabancı Kültür Sitesi’nde izledik. Dekor güzeldi fakat kostümler daha bir büyüleyiciydi. Oyuncular kostümleri başarıyla taşırken, yine kostümler 16. yüzyıl insanlarının giyim kuşam konusundaki hassasiyetlerini gösteren mükemmele yakın güzellikteydi.

Tiyatro oyunlarını izleyen sanatseverler, her beğeni ve alkışta oyuncuların yanı sıra emeği geçen sahnede belirmeyen onlarca insanı bilir. Öyle ki sahne arkası olmadan oyun ve sahne kurulamaz. Her oyuncu; ışıkçının, dekorcunun, aksesuarcının usta elleri ile kurulan sahne dünyasına işini iyi yapanlarla birlikte olduğu o özgüvenle çıkar. Her şey olması gerektiği yerdedir, bunu oyuncular ve gözlem yeteneği iyi olan izleyiciler bilir.

Oyunumuz; 16. yüzyılda Avrupa’da yaşayan rönesans ve reformlarla değişen insanların kitlesel değişim ve modern akımlara verdikleri tepkileri konu alıyordu. Soyluluğu insan kalbinde aramayı değil de bir zümreye bağlı olarak doğmak ve yahut doğuştan gelen bir imtiyaza mahkum etme gafletine kapılan insanların tirajı komik hallerini anlatıyor.

Güldürü ruhu ile anlatılan ve her kahkahada aslında bu ve bunun gibi cahilliklere vurulan bir aydınlık fırçası gibi sunulmuş. Her insanın kendi tarihinde bir kibarlık budalası vardır ve belki de kendimizde bile bulabiliriz. Moliera’yı anlamak; mösyö Jurden’in düştüğü o gülünç durumlara düşmemektir. Düşünün sizi gülünç halden kurtaran bir arkadaşınız olsa ona “dostum” demekten çekinir miydiniz?

Yazarı anlamak, tiyatroyu anlamak bizleri daha asil bir ruha taşımaz mı? Usta oyuncuların güzel oyunculuklarısolistlerin ve orkestranın muhteşem performanslarıyla yazarın anlatmak istediklerini gülerek düşündük.

Hâlbuki soyluluğu görmek için asaleti elde bırakmamak gerek ve bu asalet insanlara eşit bakmakla yaraşır. Bizler; doğu-batı, kuzey-güney değil de, uzay denizinde bir kara parçasına tutunmuş ruhu ve hayalleri olan kardeş insanlar olarak bakabilsek, belki daha çok anlaşabileceğiz.

Belki de o zaman süreli ömürlerimiz üzerinden süresiz katliamlar yapmayı bırakabiliriz. Kendi ve çevresini bir başka yükseltgene göre aşağı görmek, kendimize yaptığımız en büyük kötülüklerden biri değil mi? İnsan hayat sahnesinde gülünç haller bırakırken, etrafını ne kadar kırdığının farkında değil. Doğduğu anne ve babasını beğenmeyenler, oturduğu evi, yaptığı işi anlatmak zorunda kalırken utananlar gülünçlük ve onun altında yatan acizliğe nasıl katlanır olacak gibi değil mi?

Güzel şehrimize; 13 ve 14 Şubat tarihlerinde Anton Çehov’un yazdığı, İzmir Devlet Tiyatrosu’nun oynadığı Vişne Bahçesi adlı oyunu gelecek. Biletlere Sabancı Kültür Merkezi’nden ulaşabilirsiniz. Siz sanatseverleri oyunlara ve salonlara bekliyoruz…