Bir varmış bir yokmuş
Evvel zaman içinde
Kalbur saman içinde
Deve tellal iken, pire berber iken
Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken,
Keçi yavrusuna “gıdik”, kaynamış bulgura “hedik”
Ağustos böceğine “tomuz”, fazla bön olana “sehlük”,
Havuça “pirçekli”, mısıra “gilgil”
Merdivene “ayağhcağh”, cimriye “pağhıl”,
Hindiye “culuğh”, dilsize “lallik”
Geçen yıla “bıldır”, gömlek cebine “göncük”,
Kümese “pin”, civcive “cücük”
Kaplumbağaya “tosbağa”, salyangoza “hozelek”,
Az önceye “deybayağh”, düğmeye “gopça”,
Gübreye “ağhbun”, türkücüye “gevende”
Diyen,
Çağalığhlarını mahallelerde, sülü deynek, hollik, hombek, gaggılama, uzun eşek, oynayarak, develeme çevirerek, bilya yuvarlayarak, altıda haftaym..! On ikide biten maçlar yaparak, yağ satarak, bal satarak..! ama arkadaşlarını satmayı düşünmeden, çocukluklarını doya doya yaşayan mutlu ve sağlıklı çocukların yetiştiği, gayalığhta, kernekte, çimen, donlarını ağaç dallarında kurutan, ağaç altlarında hep birlikte hayfene yapıp ekmeğini bölüşen, gaşığı ve soğanı cebine koyup düğün düğün gezip, Aşçı Veysel Ustanın mis gibi “balcan” yemeğini, tere yağlı pirinç pilavına katık yapan, boş zamanlarında Yeni Melek sinemasının 10.30 matinesine girip, akşam eve zar zor yetişen, Malatya radyosundan istekler isteyip, acaba isteğimi çalacaklar mı diye radyo başında merakla bekleyen, mahalleden bir büyüğünü gördüğü zaman ağzındaki sıgarasını ellerini yakma pahasına saklayan, ”Edep ya Hu” düsturundan hareketle “Önce Edep” parolasıyla hareket eden, tertemiz, vatansever, gençlerin yetiştiği ve bu gençleri yetiştiren birbirini seven ve saygı gösteren edep timsali, adam gibi adam, büyüklerin olduğu bir şehir varmış.
Bu şehrin adı Malatya imiş...
Onlar ermiş muradına,
Biz çıkalım kerevetine.
Selam olsun bu masalın kahramanlarına...
Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına...