Merhaba sevgili okurlarım… Biz insanlar; beş duyumuzun hissettiği kadar vedurdurmaya ya da hızlandırmaya yetkimizin olmadığı zaman döngüsü içinde sürüklenen varlıklarız…

Bu ilerleyişte bazen birbirimizle karşılaşır, sonra birbirimiz üzerinde planlar yapıp hayatımızda ne kadar olmaları gerektiğine karar veririz. Beton binalara hapsettiğimiz komşuluk ilişkilerimiz ile birlikte kendi kendimize yabancı, süreli bir teknolojik alet gibi gerekli ve ihtiyaç duyulduğumuz kadar önemliyiz.

Bir haykırışa cevap verirken kendimizi tanıyabiliriz, eğer o haykırış tehlike ve zorda olan bir insandan geliyor ise… O insana olan duyarlılığımız kadar kendimizdeyizdir , yaşayan cümle mahlukata bakan gözlerimiz ufukta doğan güneş gibi ruhumuzu aydınlatmaktadır… Tabi sadece bakmıyorsak görebiliyorsak; bazen her şey bakmak ile görmek arasındaki farkla hayat aynamızdan yansır…

Okumak geçmişle geleceği tanımaktır. Tarih okuyan bir insan ezberden kurtulur. Şöyle ki insanlık tarihinde çoğunlukla aynı hatalar sürekli devir daim yapan mil gibi insanlığın bedenine yapışmıştır. Ta ki insanlık geçmişini tarihini yazmaya ve hatalarını gözlemci gibi anlatmaya başladıktan sonra bir kendine geliş ve aydınlanma yaşamıştır. Bizler geçmişte insanlığın başına karabulut gibi çöken çoğu hastalıktan günümüzde çok çabuk kurtulmaktayız. Geçmişin vebası günümüzün basit hastalığı haline gelmiştir. Tüm bunları bilgiyi depolayarak ve gelecek nesillere aktarmakla başarabildik. Okuyan insan aydınlanırken, okumayan insan cahilliğin karşısında aciz kalan insandır. Okuma alışkanlığına geç empoze olan toplumlar, bilim, sanat ve felsefede geri kalmış; birbirleri ile olan kültürel bağlarını iyi geliştirememiştir.

Bugün Avrupa’da ne kadar ilerleme var ise bu okumanın onlara verdiği ilerlemedir. Geri kalmış ülkeler diğer ilerlemiş ülkelerin kuklası olmuşlar ve tarih boyunca büyük ülkelerin onlar üzerindeki planlarına tabi olmuşlardır.

Amerika büyük bir geçmişe sahip olmadığı halde köklü eski milletlere demokrasi götüreceğim diyerek onların sınırlarını tanımayarak her türlü işgal ve baskı yapma yetkisini kendinde görmektedir. Bu hal onların suçu da sayılmaz. Çünkü geri kalacak kadar ilim ve irfanı kenara koyup kutsal kitabının ilk emri ‘Oku’ olmasına rağmen kara bir cahillikle okumayan toplumların başka ilerlemiş ülkelerin onlar üzerinde çizeceği kadere biraz da boyun eğmişlerdir.

Bizler Arap, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Uygur aynı coğrafyaların aynı kültürün çocukları olarak ve bilim, düşünce ufkumuzu geliştirerek barışı kardeşliği kucaklayabiliriz. Avrupa erdemsizce okudu; bilimle birlikte insanlığın ayıbı olan atom bombasını onlar keşfetti. Milyonlarca Afrikalıyı köleleştirdi sömürgeciliği icat ederek, ülkeleri fakirleştirip Afrika’yı aç bıraktı. Ancak İslam-Türk imparatorluklarında köleleşmiş ve aç bırakılmış hiçbir millet bulamazsınız.

Dolayısıyla bir tek okumamız, ilk emre uymamız yetecek… Okumak ya da okumamak bence bütün mesele bu.