Birinci Dünya Savaşı ile yenik düşen ittifak devletleri, itilaf devletleri ile yaptığı anlaşmalarda büyük hezimete uğramışlardı.

Osmanlı, cephelerde kaybetmediği halde ittifak devletlerinin yenilmesi ile hükmen yenik sayılmış ve savaşın büyük yükünü taşıyamayarak mütareke istemiştir.

Savaşa girme sebebimiz çok komik; Alman hayranlığı.

Oysa Osmanlı, Alman hayranlığı ile kurulmamıştı ki…

Ancak maalesef Batı hayranlığı, tarih boyunca bize yenilgi ve hüsran taşımıştır.

Bu ister Almanya hayranlığı olsun ister yeni Roma olan ‘Hıristiyan Birliği’ konumundaki Avrupa Birliği olsun.

Lozan Anlaşması, bir hezimettir.

Şöyle ki; Anadolu analarının sırtında taşıdığı mermilerle Mehmetçiklerin kazandığı büyük zafer, Lozan masasında kaybedilmiştir.

Lozan’da, Sevr’den daha iyi koşullara sahiptir ancak; savaş kazanmış bir millet için düşmanın cephede yapamadığını biz masada biz verdik.

Musul, Kerkük verildi; buralar bizimdi ama diretemedik.

İnönü’nün de dediği gibi “her şeyi verdik.”

Verilen vatan toprağıydı ama ne kadar da kolay söylemişti İnönü, “her şeyi verdik” diye.

On İki Adalar verildi, boğazlar da yine hüsran…

Uzun lafın kısası, ne zaman biz bir şeylere hayran olsak bir kaybediş bizi izliyor.

Adına Almanya ya da Avrupa deyin, ‘hayranlık ve kayıtsız teslimiyet’ kaybedilen bir savaşın ilk göstergesidir.

Almanya hayranı olmasaydık; Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı, yani İslam Birliği, yani insani değerler ölçüsünde büyük kale Osmanlı çökmeyecekti.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yine Avrupa hayranlığı olmasaydı, Lozan’da toprak vermeyecektik ve yine yıllardır kendi özümüze dönmek için gayret gösterseydik ABD ve İngiliz ajanlarının hoca kılıklı papazları tarafından iç savaşa sürüklenmeyecektik.

Son olarak; biz kendi özümüze dönmediğimiz müddetçe bu kaybedişler, bu oyunlar her zaman devam edecektir…