Günde on iki saat televizyon izleyen bir ülkede “televizyonculuk” denen meslek çok iyi olmalıdır. En azından “kalite” şiar olmalıdır.


“Toplum bunu seviyor” demek kolaylığa kaçmaktır. Yılda ellinin üzerinde dizi film yayından kaldırılıyor. Sürekli yeni yeni dizi filimler çıkıyor. Büyük kanal diye adlandırılan yani yıllık rating ölçümlerinde ilk beşte yer alan kanallar sadece dizi film yayınlatıyorlar.


Tematik kanalların artmasıyla belki bu tür konvansiyonel kanallar bir tercih yapmış olabilir. Fakat bu dönemde bir Siyaset Meydanı veya bir 32.Gün gibi programlar yoktur. Aslına bakarsanız bu kanallarda bir Mehmet Ali Birand tarzı ya da Ali Kırca tarzı televizyoncu da yok.


Bu tür “haberci” fenomenler artık yoktur. Mehmet Ali Brand’ın CNNTÜRK’ten Kanal D’ye geçişini hatırlıyorum. Ana Haber bülteninin izlenme rakamları çok farklılaşmıştı. Sayısız “televizyoncu” yetiştiren Birand o dönemlerde Kanal D’de fark yaratmıştı.


Karşısındaki anchorman’ler de şimdiki yeni yetme televizyoncular değildi. Ali Kırca, Uğur Dündar gibi isimler vardı. Onlar da izleniyordu. İnsanlar haber izliyordu ve büyük kitlelere ulaşılıyordu.


Tematik kanalların çok olması önemli değildir. Bazısının karasal yayını dahi yoktur. Bundan on yıl önce insanlar daha çok haber izliyordu. Çünkü büyük kanallar habercilik yaparlardı ve o büyük kanallarda haber yayınlanırdı. Bundan on beş veya yirmi yıl önce sabahlara kadar tartışma programları izlenirdi. Spor programları değil.


“İnsanlar dizi film izliyor, biz ne yapalım” tarzı savunma yapmak bana çok saçma geliyor. Mesela, Muhteşem Yüzyıl dizisinden örnek vereyim. Geçen sezon Muhteşem Yüzyıl’ın aldığı rating’i ülke nüfusuna dağıttığın zaman 20 milyon insana tekabül ediyor. Az bi rakam değildir. Tayyip Erdoğan’ın aldığı oy kadardır.


Ammaaa…


20 milyon kişiye sunulan o dizi yerine başka bir yapım konsa ne olurdu?


İnsanlara önce “dizi” mantığını alıştırman gerekiyor. Sonra “yeni dizi” mantığını ve daha sonra “olmazsa olmazdır dizi” mantığını…


Her yıl yüzlerce dizi film yayınlanıyor. Kaçı aklınızda kalıyor. Bakın demin bahsettiğim “habercilik” döneminde de dizi filmler vardı. Şu an tekrarları yayınlansa yine izlenecek dizi filmleriydi. Bizimkiler, Çiçek Taksi, İkinci Bahar gibi dizilerden bahsediyorum. Çiçek Taksi yayınlandığı dönemde, hem Siyaset Meydanı izlenirdi hem de 32.Gün izlenirdi. Teke Tek, Kırmızı Koltuk, Bire Bir, Objektif, İskele Sancak, Ceviz Kabuğu gibi programlar da izlenirdi. Hem de sabahlara kadar.


Mesela TRT’de AÇI programı vardı. Hiç kaçırmadığım bir programdı. Mahir Kaynak ve Erol Manisalı’nın yorumlarını kaçırmazdık. Mahir Kaynak kim diye soran çıkabilir. Deniz Ülke Arıboğan’ın babasıdır. Şu anda STAR gazetesinde köşe yazarıdır. MİT ile ilişkisini, komplo teorilerini yazmadım, belki hatırlayamazsınız diye. Direkt kızının ismini verdim!


Kısacası büyük kanallardaki “Boş veeer, sen keyfine bak” mantığı bu ülkenin habersizleştirildiği bir dönemdir. Bu dönemin ruhu falan değildir. Bu dönemin “habersiz” insanları bunu izliyormuş, yalanına bulunan kılıf O SES TÜRKİYE’nin tekrarına bakmakta yatar. Kanallar “TEKRAR” cennetine döndü. Çok aciziz görüntüsü var bu “TEKRAR” yapımlarda…