Aşırı açlık ve susuzluk, sık idrara çıkma, istenmeyen kilo kaybı, halsizlik, bulanık görme, yavaş iyileşen yaralar gibi yaygın belirtilerle ortaya çıkan Diyabet hastalığı yaygın bir hastalık olarak görülmeye devam ediyor. Özellikle bu hastalıkta Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu bilinirken Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Lezzan Keskin, bu hastalıkla ilgili önemli bilgilendirmede bulundu.
Malatya Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Lezzan Keskin, diyabetin pankreastan salgılanan ve kan şekeri regülasyonunda önemli bir rol oynayan insülin hormonunun yokluğu, eksikliği ya da mevcudiyetine rağmen yeteri kadar hücre düzeyinde regülasyonu sağlamamasına bağlı olarak kan şekeri yüksekliğiyle seyreden ciddi, kronik ve ilerleyici bir hastalık olduğunu söyledi.
“EL İLE AYAKLARDA UYUŞMA, YANMA, KARINCALANMA MEYDANA GELEBİLMEKTEDİR”
Diyabetin birçok hastalığı artırdığına dikkat çeken Do. Dr. Keskin,
“Şeker hastalığında kan şekerinin yükselmesiyle birlikte dolaşan damarla ulaştığı her noktada hücreden başlayarak organ ve sistemleri etkileyen ve ciddi yan etkiler oluşturan bir durumdur. Bunları komplikasyonlar olarak nitelendirmekteyiz. İnce, orta ve geniş çaplı damarlarda kronik komplikasyonlarla birlikte mikrovasküler ve makrovasküler komplikasyonlar oluşturmaktadır. Bunlar beyinde inme, felç, gözde görme problemi, körlük, kalp sistemini etkileyerek kardiyovasküler hastalık, kroner arter hastalığı yüksek tansiyon kalp krizini artırmaktadır. Yine sinir sitemini etkilemesine bağlı olarak diyabetik nöropati düşmekte ve el ile ayaklarda uyuşma, yanma, karıncalanma meydana gelebilmektedir. Ayrıca böbreği etkileyerek diyabetik nöropatik ile başlayan ve son dönem böbrek yetmezliği ilerleyen ve diyalize kadar sonlanan önemli ve ciddi bir hastalığın sebebi olmaktadır”
ifadelerini kullandı.
“CİDDİ AMPUTASYONLARA NEDEN OLMAKTA”
Diyabetin organ kayıplarının yanı sıra kişilerin yaşamını, özgürlüğünü kaybettirdiğini söyleyen Doç. Dr. Keskin,
“Diyaliz ünitelerine baktığımız zaman hastaların büyük bir kısmının diyabet hastası olduğunu görebilmekteyiz. Ayrıca diyabetin regüle edilmemesiyle birlikte açılan yaraların kapanmasında gecikme, bazen parmakla başlayan daha sonra bilek, diz ve kalça seviyesine uzanan ciddi amputasyonlara neden olmakta. Tüm bunlar sadece organ kayıplarından başka kişinin yaşamını, özgürlüğünü ve geleceğini kaybettirmekte. Yeni tanı devlet hastalarımız polikliniğimize en sık geliş şikayetleri çok su içme, çok idrara çıkma ve çok yemek yeme olmaktadır. Ayrıca gözlerde bulanık görme, beraberinde iş yerindeki verimliliğin azalması, kadınlarda vajinal enfeksiyonlarda artış ve inatçı enfeksiyonlar, erkeklerde de cinsel fonksiyon problemleri şikayetler arasında görülebilmektedir”
diye konuştu.
“LABORATUVAR TESTLERİ SON DERECE ÖNEMLİ”
“Tanıda ise iyi bir anamnez son derece önemli” diyen Keskin,
“Yol gösterici olabilmekte. Ancak kesin tanı için laboratuvar testleri son derece önemli. Bunun için ilk yapacağımız test açlık kan şekeri. 10-12 saat açlıktan sonra sabahleyin parmak ucundan değil, damardan alınan kan ile birlikte kan şekerinin 126 mg/dL’nin üzerinde olması diyabet için tanı koydurucu olabilir. Fakat buna ilave olarak toplu kan şekeri de son derece önemlidir. Öğünümüzün ilk lokmasını aldığımız andan itibaren ikinci saatte ölçeceğimiz kan şekerinin 200’ün üzerinde olması diyabet için yine tanı koydurucu olabilir ve bunlardan diğer ölçeceğimiz tanı kriterimiz ise Hemoglobin A1c testidir. Hemoglabin A1c son 3 aylık kan şekerinin ortalamasıdır. Bir nevi hasta için bir karne ortalaması olarak değerlendirilebilir. Ve 6,5’in altında olmasını isteriz. Hemoglobin A1c’nin her yüzde birlik artışı kronik ve akut komplikasyonları ilerlemeyi artıracaktır”
şeklinde konuştu.
TİP 2 DİYABET TÜM HASTALARIN YÜZDE 90’I OLUŞTURUR
Diyabetin çeşitli alt tipleri bulunduğunu dile getiren Doç. Dr. Keskin şunları kaydetti:
“Diyabetin değişik alt tipleri bulunmaktadır. Bunlardan birincisi Tip 1 diyabettir. Gençlerde görülen bu diyabet türünde pankreasta insülin hormonu tamamen yok denecek kadar azdır. Dolayısıyla buradaki tedavide mutlak olan, eksik olan insülin hormonunun yerine konmasıdır. Tip 2 diyabet ise tüm diyabet hastalarının yüzde 90’ını oluşturan ve genellikle genetik karakteriste olan ancak beraberinde obezite, hipertansiyon, hiperkolesteroleminin eşlik ettiği önemli bir hastalıktır. Burada ilk tedavide yaşam tarzı değişikliğiyle birlikte oral anti diyabetikler tercihimiz olacaktır. Bir diğer diyabet türümüz ise ilk defa gebelikte ortaya çıkan gestasyonel diyabettir. İleri yaş, yüksek kilolu ve ailedeki diyabet geçmişi gestasyonel diyabet için önemli risk faktörü oluşturmaktadır. Diyabet önlenebilir, kontrol ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Amacımız kan şekeri düzeylerini normal seviyelerde tutmak olduğu gibi, ideal kiloya ulaştırmak da önemlidir. Ayrıca tansiyon ve kolesterolün kontrolü de diyabetteki başarımızın önemli bir sırrıdır. Bunun için düzenli beslenme, hareketli bir yaşam, sigara ve alkol alışkanlıklarının terk edilmesi en az medikal tedavi kadar kıymetlidir. Şayet yaşam tarzı değişikliğimizde kan şekerini regüle edemediğimiz hastalarda insülin ve oral anti diyabetikler tedavide bizim iyi bir dostumuzdur.”
Türkiye ve Malatya’nın diyabet oranlarını paylaşan Keskin, “2010 yılında yapılan Türkiye Obezite ve Diyabet Prevalansında ülkemiz için diyabet oranı yüzde 13,7 iken ilimiz Malatya için bu oran maalesef yüzde 21 ile birinci sırada” dedi.