Ulusal ve uluslararası birçok kaynak 1999’daki 7.4 büyüklüğündeki İzmit depreminde çocuk olan ve Şubat 2023 felaketiyle bir kez daha sarsılan 5 genç Türk bilim insanının “Depreme dayanıklı bilinçli bir Türkiye” mottosu ile ortaya koyduğu 5 kesin çözüm maddesini konuşuyor. Bu maddeler arasında 1-Kapsamlı bir eğitim, 2-Yerel deprem merkezleri kurma, 3-Halkı korkutacak açıklamalar yapmama, 4-Deprem senaryolarını hayata geçirme ve 5-Depremi unutturmama, mesela Kahramanmaraş deprem müzesi inşa etme, gibi çok önemli çözüm önerileri bulunuyor. İşte ayrıntılar…

Depreme dayanıklı bilinçli bir Türkiye mümkün mü? Genç Türk deprem bilimciler, gelecek depremlere dayanıklı bir Türkiye için bilim ve toplumu yakınlaştıracak 5 kesin çözüm maddesi önerdi.

Her biri yabancı ülkelerde birbirinden değerli başarılara imza atan üniversitelerde görev yapan genç Türk deprem bilimciler Ezgi Karasözen, Pınar Büyükakpınar, Deniz Ertuncay, Emre Havazlı ve Elif Oral’ın “Genç Türk deprem bilimcilerden çağrı: Depreme dayanıklı bir Türkiye ancak ‘deprem kültürü’ ile mümkün” ifadesi çerçevesinde ele aldığı konu, birçok kaynak tarafından paylaşıldı.

TÜRKİYE’DE YANLIŞ GİDEN NEYDİ?

Söz konusu çalışmada, “Şili ve Japonya örneklerinin ortaya koyduğu gibi, depremle yaşamak mümkün. Peki, Türkiye’de yanlış giden neydi? Önemli bilimsel gelişmelere rağmen, Türkiye hala depremlere karşı savunmasız ve bunun en son örneğini Şubat 2023’te trajik bir şekilde gördük. 1999 Mw7.4 İzmit depreminde çocuk olan biz, genç Türk bilim insanları, bugün, Şubat 2023 felaketiyle, bir kez daha sarsıldık. Bizler, artık Türkiye’de ve dünyada benzer felaketlerin yaşanmaması için, tüm bilim insanlarını, bilim ve toplum arasındaki bu feci iletişim kopukluğunu nasıl onarabileceğimiz üzerine düşünmeye davet ediyoruz” ifadelerine yer verilerek, bu konuda bilinçli toplumun önemine dikkat çekildi.

Bu bağlamda araştırmada bilim ve toplum arasındaki makası kapatmak için ortaya konulan 5 çözüm önerisi ise şöyle sıralandı:

1 - Öncelikle kapsamlı bir yerbilimleri eğitim ve öğretimine ihtiyacımız var. Yerbilimlerini okul öncesinden itibaren eğitim sisteminin her kademesine dahil etmeliyiz. İlkokuldan liseye kadar olan müfredat, fizik, kimya ve biyolojiyi içerdiği gibi yer bilimlerini de içermelidir. Geleceğin bilim insanlarını yetiştirmek için yerbilimleri eğitimini teşvik etmeli; alanın önemini ve kariyer yollarını göstererek lise öğrencilerine hitap etmeliyiz. Üniversiteler de, destekleyici ve işbirlikçi danışmanlık uygulamalarıyla yerbilimleri programlarını zenginleştirmelidir. Lisans ve lisansüstü öğrencileri hem endüstride hem de akademide çeşitli iş olanaklarına erişebilmeli; yerel ve uluslararası işbirlikleri, stajlar ve burslarla desteklenmelidir.

2 - Yerel deprem merkezleri kurmalıyız. Daha fazla yerbilimciye ihtiyacımız var. Ancak Türkiye’de lisans düzeyinde yerbilimlerine kayıtlar giderek azalıyor. En önemli caydırıcı faktörlerden biri iş olanaklarının kısıtlı olmasıdır. Bu gidişatı, ABD’deki İleri Ulusal Deprem Sistemi (USGS,2023) benzeri, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına (AFAD) entegre edilebilecek yerel merkezler kurarak tersine çevirebiliriz. Bu yerel ağlar sadece o bölgenin dayanıklılığından sorumlu olmalıdır. Bu tür merkezler deprem izleme, bölgeye yönelik araştırma ve halkla iletişim konularında öncülük etmelidir. Bu tür merkezlerin varlığı, aynı zamanda istihdam sorununu iyileştirecek ve yerbilimcilerin ülke çapında depreme hazırlanmadaki rolünü etkinleştirecektir.

3 - Bilim insanları olarak etkili bilim iletişimini öğrenmeliyiz. Yerbilimciler, herhangi bir büyüklükteki depremden sonra sık sık bilirkişi olarak halkın karşısına çıkarlar. Hemen hemen her defasında kendimizi bilim dışı deprem tahminlerinin safsatadan ibaret olduğunu izah ederken buluyoruz. Ancak çoğumuz bunu uygun bir bilim iletişimi eğitimi almadan yapıyoruz. Deprem biliminin her zaman halka dönük bir yönü olacaktır. Bu nedenle, bilgimizi daha geniş bir kitleye nasıl ileteceğimizi öğrenmeye ve deprem bilgisi geliştikçe iletişim stratejilerini gerektiği şekilde uyarlamaya öncelik vermeliyiz. Ayrıca tehlike ve risk iletişim metotlarını gözden geçirmemiz ve korkutucu dilden nasıl kaçınacağımızı öğrenmemiz gerekiyor.

4 - Bir sonraki deprem için hemen şimdi hazırlanmaya başlamalıyız. İstanbul gibi en riskli yerlerden başlayarak Türkiye genelinde benzer deprem senaryolarını modellemeli ve olası bir depremin etkilerini ve sonrasında yapılacakları değerlendirmeliyiz. Böyle çok aşamalı deprem senaryoları (öncesi, esnası, sonrası), mevcut tüm güncel araştırmalar ışığında, yerbilimciler, sosyologlar, mühendisler ve idari yöneticiler arasında yakın ve devamlı bir işbirliğini gerektirecektir.

5 - Türkiye’de köklenecek bir deprem kültürünün tohumlarını ekmeliyiz. Geçmiş depremleri hatırlayan toplumlar gelecek depremlere daha iyi hazırlanırlar. Türkiye’nin deprem hafızasını canlı tutmamız gerekiyor. İşe, kaybettiğimiz insanlara ve depremzedelere ithafen, bir başka felaketi engellemek için halka verilmiş söz mahiyetinde, bir Kahramanmaraş deprem müzesi inşa ederek başlamalıyız. Benzer deprem müzeleri ve sergileri dünya çapında yaygındır. Ülkenin deprem hafızasını canlı tutmanın bir diğer etkili yolu da seçilen tahribatları sembolik olarak sergilemektir. 1976 Fruli depreminden sonra San Giovanni Battista Kilisesi’nin harabesi, yıkımın boyutunu keskin bir şekilde hatırlatmaktadır. Ayrıca, Türkiye’de Mart ayının ilk haftası olarak belirlenen deprem farkındalık haftasını, ülke çapında deprem ve tsunami tahliye tatbikatları yaparak daha iyi değerlendirmeliyiz.

Türkiye depremler görmeye devam edecek. Hadi bu son olsun! Kahramanmaraş felaketini dünyaya örnek olacak bir kırılma noktasına çevirelim; devlet, akademi ve halkı depreme dayanıklıbir Türkiye için birlikte çalışmaya teşvik edelim!

Muhabir: Türkan Yıldız Kaya