Aslında o eski gücünden uzak olan Partizan’dan işimize yarayan skoru zorlanmadan alıp, ikinci maç öncesi tur umutlarımızı arttırabilirdik.
Ne yazık ki tecrübesizliğimizin ve hazır olmayışımızın kurbanı olduk.
Çok basit hatalar yaptık, rakibe al da at dercesine ikramlar sunduk.
Mina’yı tanıyamadım, Chabake’nin son maçlardaki şaşkın hali devam ediyor, Erkan Kaş fazla kilolarıyla sadece sahada duruyor, Mustafa Akbaş ise uzun ve geniş araç gibi pozisyonlarda ağır kalıyor.
Ancak yine de yapabilirdik; oradan avantajlı dönebilirdik.
Elbette ki kaybedilmiş çok bir şey yok, 2 -0’da turu sen geçiyorsun.
Beni üzen, rahat geçebileceğimiz turu zora sokmamız oldu.
Yoksa buralarda olmamız bile büyük başarı ve memleketimizi için haklı bir gurur meselesi.
Şimdi önümüzde tek 90 dakika ve karşımızda da bizi fazlasıyla küçümseyip, tarihi alçaklıkları kendilerine gurur madalyası yapmış küstahlar ordusu bir taraftara sahip sıradan bir takım var.
Biz bu takımı yener miyiz, alnını bile karışlarız… Yeter ki inanalım, yeter ki rövanşta o stadı dolduralım.
Zor mu zor! Önemli olan zoru başarabilmek, tıpkı tarihe altın harflerle büyük zaferler yazdırmış atalarımız gibi. Tıpkı 1. Murat’ın Kosova Savaşı’nda düşmanı toprağa gömdüğü gibi!
Yeter ki inanalım, yeter ki o stadı Perşembe günü cehenneme çevirelim.