İSRAİL’İN KORKUSUNU İTİRAF EDEN BİR YAZI
Jerusalem Post’un 22 Haziran 2025 tarihli makalesi, yalnızca bir gazetecilik ürünü değil; aynı zamanda bir korkunun, bir stratejik yenilginin ve derin bir itirafın metnine dönüşmüş halidir. Yazı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görünürde Yunanistan üzerinden Batı’yı oyaladığı; ancak asıl hedefinin Doğu’da bir “İslam düzeni” kurmak olduğunu söylüyor. İsrail’e göre bu düzenin adı açıkça konmuştur: “İslam NATO’su.”
Ancak burada asıl dikkat çeken şey, İsrail’in tehdit olarak yalnızca bir siyasi lideri değil, bir halkı, bir milleti, bir tarihsel doktrini, daha doğrusu bir “diriliş ruhunu” hedef almasıdır. Çünkü İsrail çok iyi biliyor ki: Erdoğan gider, Türkler kalır. Erdoğan susar, ümmet konuşur. Ve tarih, tekrar tekerrür eder.
Bu analiz yazısı, artık İsrail’in Erdoğan karşısında değil; bir medeniyet karşısında mücadele ettiğini gösteriyor. Daha açık ifade etmek gerekirse: Bu, bir milletin değil, bir ümmetin uyanışı karşısında duyulan korkudur.
ERBAKAN’DAN ERDOĞAN’A: BİR DOKTRİNİN İZİNDE
Yazının satır aralarında geçen “Bu Erbakan’ın doktriniydi” cümlesi, aslında bir tarihî gerçeğin itirafıdır. Evet, bugün İsrail’in korktuğu her stratejik hamlenin mimarı, rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır. Erdoğan ise bu doktrini güncellemiş, reel politikle harmanlamış ve pratiğe dökmüştür.
Erbakan’ın “İslam Birliği” vizyonu sadece bir hayal değildi. D-8’ler bunun ilk adımıydı. Bugün Türkiye’nin savunma sanayiinde yaptığı sıçrama, Doğu Akdeniz’deki varlığı, Pakistan ile olan nükleer iş birlikleri, Libya’da, Katar’da, Somali’deki üsler, Suriye’ye yapılan stratejik müdahaleler… Bunların her biri bu doktrinin parçalarıdır. Bu, artık bir liderin değil; bir milletin zihnine ve kalbine işlenmiş bir “diriliş ruhudur.”
İsrail’in korktuğu şey aslında Türklerin değil, tarihin ve kaderin kendisidir. Çünkü artık zaman, Türk milletine ve ümmete çalışmaktadır. Uyanış, yalnızca siyasetle değil; inançla ve özgüvenle gerçekleşmektedir.
SİHALARIN GÖLGESİNDE KAYBEDEN YPG VE İSRAİL
Yazıda geçen şu cümle çok çarpıcı: “Her gün 50 YPG’li Türk SİHA’ları tarafından etkisiz hale getiriliyor.” İsrail’in desteklediği yapılar, Türk savunma gücü karşısında varlık gösterememektedir. Bayraktar TB2, Akıncı, Anka, Kızılelma gibi insansız hava sistemleri, sahada yalnızca zafer değil; psikolojik üstünlük de sağlamaktadır.
Bu teknolojiler, bir milletin kendi gücüne inanmasının sonucudur. Artık Türkiye, dışa bağımlı bir savunma mimarisinden tamamen kopmak üzeredir. İsrail’in de belirttiği gibi: “Geç kalındı.” Savaş yalnızca top ve tüfekle değil; inançla, zekâyla ve stratejiyle kazanılır. Türk milleti, bu alanlarda da artık dünyaya meydan okuyabilecek konumdadır.
MAVİ VATAN’DA YÜKSELEN TÜRK DALGASI
Makalenin dikkat çeken başka bir yönü ise Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’dir. Türkiye’nin Kıbrıs’ta kurduğu deniz üssü, yerleştirdiği anti-gemi füzeleri ve Akdeniz’e konuşlandırdığı S-400 bataryaları; artık yalnızca karada değil, denizlerde de Türk hâkimiyetinin yükseldiğini göstermektedir.
Jerusalem Post’un şu cümlesi bu hakikatin özetidir: “Birleşik Avrupa donanması bile Türkler karşısında dayanamıyor.” Bu ifade, geçmişte denizci millet olan Türklerin, gelecekte de Mavi Vatan ruhuyla denizlerin yeniden sahibi olacağına işaret etmektedir. Çünkü Türkler, tarih boyunca kara ordusu kadar deniz gücüne de sahip olmuşlardır. Bu, yalnızca askeri değil; medeniyet temelli bir iradedir.
İSLAM NATO’SU: BİR ÜTOPYADAN GERÇEKLİĞE
İsrail’in asıl korkusu budur: “Eğer Türkiye bunları tek başına yapabiliyorsa, İslam NATO’su ile neler olmaz?” Bu ifade bir suçlama değil, bizim açımızdan bir iltifattır. Çünkü bin yıldır böl-parçala-yönet siyasetiyle susturulmuş ümmet, bugün yavaş yavaş birleşmektedir.
Türkiye, Pakistan, İran, Katar, Endonezya, Malezya, Azerbaycan… Bu ülkelerin askerî, ekonomik ve diplomatik birliği, sadece Batı’nın planlarını değil; aynı zamanda siyonist vesayet düzenini de çökertecektir. Bugün bu birlik hayal değil, stratejik bir olasılık ve gerekliliktir.
Bugün ümmet, acının içinden yeniden doğmaktadır.
ZAMAN ALLAH’INDIR VE O HESAP GÖRENLERİN EN HAYIRLISIDIR
Jerusalem Post yazısı şu cümleyle biter:
“Zaman bizim düşmanımız derim size… Sanki bizim planlarımız üzerinde Allah’ın bir başka planı var.”
İsrail artık şunu anlamıştır: Onlarca yıllık planların, trilyon dolarlık yatırımların, Mossad operasyonlarının üstünde bir kudret vardır. Siyonizm, ne kadar sistem kurarsa kursun, o sistemin üstünde başka bir irade vardır. İşte şimdi o irade harekete geçmiştir.
Bugün Türk milleti, kendi tarihini yeniden yazmaktadır. Bir millet değil, bir ümmet yeniden ayağa kalkmaktadır. Bu kalkış yalnızca maddî değil; manevîdir, ruhîdir, ilahîdir.
Kudüs korkusu boşuna değildir. Çünkü ezan, Tel Aviv’den önce Kudüs’te yankılanacak. Ve bu ezan, sadece bir dinin değil; bir adalet çağrısının habercisi olacaktır. Biz İsrail’e değil, zulme düşmanız. Biz Yahudi’ye değil, işgale karşıyız. Biz bir ümmetin gözyaşını silmek için ayağa kalktık.
UNUTULMAMALIDIR Kİ,
“Zaman Türklerin değil, Allah’ın zamanıdır. Ve Allah, adaletle yürütenlerin yardımcısıdır.”