Yükseliyor yapı kan ter içinde

Abone Ol

Eskiden ‘zelzele oldu’, ‘yer oynadı’, şimdi yediden yetmişe ‘ deprem oldu’ dediğimiz felaket olayı, Şubat’ın altısında, iki kere geldi.

Ama tam teçhizatlı geldi; yıktı, öldürdü, yaraladı savuştu gitti…

“Gidişi ola da gelişi olmaya” der eskiler, böyle yapacağını yapıp giden kötücüllerin arkasından…

Gecenin dördünde, yerin oynamasıyla eşimle fırladık, kapıya doğru koştuk, birbirimize sarıldık durduk.

Öyle böyle değil, yer sallandıkça sallanıyordu.

(Şair) Fuzuli Caddesi, (Şair) Şemsi Belli Apartmanındaki dairemiz, beşik gibi değil, salıncak gibi sallanıyor, ‘yıkıldım, yıkılacağım!’ diyordu.

Eşim bir yandan ağlıyor, bir yandan dualar ediyordu.

Benim içimde zerre kadar korku yoktu. “Olan olacak, öleceksek öleceğiz!” diyor, dua ediyor, “Duracak, duruyor, yavaşladı, bir şey olmayacak!” diyerek eşimin korkusunu azaltmaya çalışıyordum.

Peygamberimiz bize, “Geniş zamanda iken Allah’ı hatırla ki, zorluk ve sıkıntı anında, o da seni hatırlasın.” demiş.

Eşimizi, dostumuzu işimiz düştüğünde değil, zaman zaman arayıp sormamız gerektiği gibi.

Allah’ı anıp durmak da yetmez, O’nun emirlerini de yerine getireceksin; o meyanda yaşayacaksın.

Geçtiğimiz günlerde, Sıtma Pınarı Sokakta bulunan, ünlü Tahtalı Minare Camimiz, şimdi müze yapılan ünlü Tahtalı Hamamı oralardaydım.

Her yer sağlamdı. Deprem dokunmamıştı.

Dedim ki, “Deprem, fay hattı üzerinde olmayan ve sağlam yapılan binalara dokunamıyor.” 

Akletmek, nefsine yenilmemek, doğru dürüst olmak işte Allah’ın bize gösterdiği hayat yolu.

Eskiden kurumsal akıl, devlet aklı da buna uymuyordu.

Gerek yaptığı, gerek yaptırdığı yapılarda akılla, doğrulukla hareket etmiyor, karını zararını hesap etmiyordu.

O zamanlarda yaşanan depremlerde evvelemirde kamu binaları okullar, sağlık ocakları yıkılıyordu.

Bu günleri geçtik çok şükür.

Yapılan ve yapılmakta olan deprem konutlarını gezdim, temelini, iskeletini, demir donatısını, aynı zamanda bir inşaat teknikeri olarak inceledim…

Gelin görün, anlamak, teknik elaman olmayı da gerektirmiyor.

Binalar konuşuyor, “Ben sağlamım” diyor adeta.

Allah devletimizin milletimizin eksikliğini vermesin.

Şimdi Malatya’yı “Ayağa kaldırma” deyimiyle yatıp kalkıyoruz.

Büyükşehir Başkanımız, Yeşilyurt ve Battalgazi Başkanlarımız ve Merkezi İdare canla başla çalışıyor.

Şehrin göbeğindeki binalar, Hükümet Binası, Şire Pazarı, Bakırcılar Çarşısı, Kuyumcular Çarşısı binaları toprağa atılan tohumlar gibi boy veriyor, yükseliyor.

Evet, Nazım Hikmet’in dediği gibi kan ter içinde yükseliyor:

KAN TER İÇİNDE

Yapıcılar türkü söylüyor

Yapı türkü söyler gibi yapılmıyor ama.

Bu iş biraz zor.

Yapıcıların yüreği

bayram yeri gibi cıvıl cıvıl

ama yapı yeri bayram yeri değil

yapı yeri toz toprak.

Çamur kar.

Yapı yerinde ayağın burkulur

ellerin kanar.

Yapı yerinde ne çay her zaman şekerli

her zaman gibi sıcak,

ne ekmek her zaman pamuk gibi yumuşak

ne herkes kahraman

ne dostlar vefalı her zaman.

Türkü söyler gibi yapılmıyor yapı

bu iş biraz zor,

zor ama

yapı yükseliyor, yükseliyor.

Saksılar konuldu pencerelere

alt katlarında.

İlk balkonlarına güneş taşıyor kuşlar

kanatlarında.

Bir yürek çarpıntısı var her putrelinde

her tuğlasında

her kerpicinde

yükseliyor, yükseliyor yapı

kan ter içinde.

Depremin hemen ardından gitmediğim köşe bucak koymadım.

Bizim en büyük yıkımlarımız, Malatya merkez, Gündüzbey, Doğanşehir, Çırmıktı, Polat, Ören, Akçadağ’da oldu.

Bir de depremlerin merkezi Kadiruşağı köyü (Mah.) var ki burada yıkılmayan tek bir bina vardı o da Köy Konağı-Muhtar evi. Ama ölen yok çok şükür.

Köylüler, depremden önce dağların arasın çok acayip sesler geldi diyor.

Yıkım ikinci depremde olmuş. Muhtarımız, “Gece, kimseyi eve sokmadım. Dışarda ateşler yakıp soğuğa karşı korunduk.” dedi.

Malatya’da yıkımın çok, ölümün az olmasının sebebi, bana göre, 2020 depremi deneyimi.

O deneyimle kimse eve girmedi ve yıkımın büyüğü olan ikinci depremi dışarıda geçirip ölümden kurtuldu.

Allah’ın emrettiği gibi, aklın, bilimin, tecrübelerin yolundan gitmiş olmanın faydasını gördü.