Yönetenler ve gazetecilik!

Abone Ol


Yok yok insanların birbirine ne saygısı kalmış, ne tahammülü…

Birde şu küçücük şehirde gazetecilik yapmamızı isterler… Nasıl yapalım kolaysa gel sen yap!

Herhangi bir konuyla ilgili edep-adap sınırları çizgisi içerisinde bir yazı yazıyorsun, adam yazıyı okur- okumaz sana gönül koymakla kalmıyor, bir de çocuk gibi küsüyor.

Küssün önemli değil de, yalnız o yazı niçin yazılmış, ne anlatıyor, bir zahmet ona da baksın.

Belediye Başkanımızın yüksek deha şehir planlamacısı, danışmanı Sayın Zeki Sarılar’ı yarattığı yüksek akıl ürünü eserlerinden dolayı hicvettik, adamın tepkisi “beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez” den ibaret kaldı. Yani hem umursamaz, hem eleştiriye kapalı.

İnönü Üniversitesi Rektörü Sayın Cemil Çelik’e “Kale’deki Göl Otel zarar ediyor mu?” diye bir soru yönelttik, “siyasi bir güruh tarafından mı yönetiliyorsun?” yönündeki ağır suçlamalardan tutunda, “art niyetli yazılmış bir yazı” yakıştırmasına kadar, oldukça güzel yorumlara muhatap olduk.

E peki biz işimizi nasıl yapacağız? Doğruyu nasıl bulacağız?

Bugüne kadar yazdığım yazıları ne kendi menfaatim için, ne bir yakınımın işi, ne de koparmaya çalıştığım bir ihale için yazdım… Böyle bir şey için size değil, en çok Allah’a hesap verememek beni korkutur.

Bakın arkadaşlar gazeteciliğin muhtevasında eleştiri vardır… Yani yönetene, otoriteye göremediklerini, yapamadıklarını, yanlışlarını uygun bir dille anlatıp, doğruya yönlendirmektir bir anlamda gazetecilik.

Gerçi günümüz Türkiye’sinde bu şekilde görevini yapan gazeteci neredeyse kalmadı ama!

Yukarıdaki tarife göre gazetecilik yapmaya çalışan biri, ne yazık ki Malatya minvalindeki bir İl’de halktan çok, yönetenlerin hışmına uğrar. Hatta bu eleştiriye tahammülsüzlük durumu bazen öyle bir noktaya gelir ki, bizzat yönetenler tarafından linç kampanyaları yürütülür.

Yine basit bir örnek vereyim: Geçen gün, bir spor kulübü olan Yeşilyurtspor’da yapılan yanlışları dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım; vay sen misin bunları yazan…

Kulübün başkanından, teknik adamına, malzemecisinden belediye başkanının danışmanına kadar herkesin bir savunmaya geçme, karşı tarafı suçlama hali.

Doğasında sevgi, kardeşlik, barış olan bir olgudan, spordan bahsediyorum… Gerisini varın siz düşünün!

Ha bunlar oluyor diye yazıp konuşmayacak mıyız, tabi ki hayır… Allah ömür verdikçe yazacağız da, konuşacağız da.

Haksızlık yapmayalım, bu memlekette eleştiriye tahammülü olan, herkese kulak veren yöneticiler de var.

Umarım yukarıda bahsettiğim yönetenler-yönetilenler de, tez zamanda bu konuda belli bir olgunluk seviyesine ulaşır.


SİZİ GİDİ İSTİYORMUŞ GİBİ GÖRÜNMEYE ÇALIŞANLAR SİZİ…


Yeni Malatyaspor yenildi ya, akbabalara gün doğdu. Bir de utanmadan, sıkılmadan cümlelerine, “Ben de takımın şampiyon olmasını istiyorum” la başlıyorlar.

Bakmayın siz bunu söylediğine, aslında zerre kadar istemiyor takımın başarılı olmasını. O sadece bu cümleyle kendini kamufle etmeye çalışıyor.

İşte bu “ben yoksam gerisi yalan” zihniyetindeki çokbilmişler son Turgutlu yenilgisi sonrası kinlerini, nefretlerini öyle bir kustular ki, ortalık pislikten geçilmeyecek duruma geldi.

Hele bir de kalkıp Mustafa Uğur’a 3-5-2’yi, 4-4-2’yi anlatmaz mı bu had bilmezler, aman Allah’ım çıldırıyorum karşılarında.

Yahu çok biliyorsun da orda işin ne? Öyle değil mi, çok bilen sen olsaydın takımın başında Mustafa Uğur değil de sen olurdun.

Tabi en önemlisi, teknik taktik konusunu eleştiri malzemesi yapabilmen için önce Yeni Malatyaspor’un hangi sistemi oynadığını bilmen lazım.

Kusura bakmayın, bu şehir artık sizin bu istiyormuş gibi yapıp, alçakça bel altı saldırmalarınıza prim vermez. Takım bir yenilgi aldı yer yerinden oynadı. Olamaz mı, Süper Lig’in lideri Akhisar da Fener’i yendikten sonra gidip Başakşehir’de tarumar oldu.

Kastettiğim kişiler kendilerini iyi biliyor… Antrenör, yorumcu ve bu takımın eski yöneticileri!

Evet evet yanlış okumadınız, içlerinde bu takımın eski yöneticileri de var ne yazık ki… Ve yine üzülerek söylüyorum ki; bu eski yöneticiler takımdaki futbolcuların zihinlerini karıştıracak kadar, bu takımın başarısına tahammül edemiyorlar.