Yılanlara sarılan ümmet ve yeni Hicrî Yılın mahşer çığlığı

Abone Ol

(Bir uyanış manifestosu)

ÜMMETİN BOĞAZINDA DÜĞÜMLENEN İMDAT ÇIĞLIĞI

“Son ümîdim de bitti!” diyen bir şairin haykırışı bugün yalnızca bireysel bir isyan değil, iki buçuk milyar Müslüman’ın susturulmuş sesidir. Artık dualar göğe değil, çıkar ilişkilerine gönderiliyor. Kalpler Kâbe’ye dönmek yerine Pentagon’a, Kremlin’e, Çin Seddi’ne yöneliyor. Ne acı ki, ümmetin yönü Allah’tan uzaklaşıp güç sahiplerine çevrilmiş durumda. Diplomasi adı altında zillet, strateji diye sunulan ise teslimiyetin ta kendisidir.

Ümmetin haline bakıldığında; Afganistan’da yanmış köyler, Yemen’de açlıktan ölen çocuklar, Irak’ta bombalanan camiler, Suriye’de paramparça bedenler… Ve Gazze’de toprağa gömülmüş bebekler… Ama yöneticilerde ne bir kıpırtı, ne de bir hayâ duygusu. Bu acıların üzerine kurulmuş saraylar, gökdelenler ve sessizliğiyle suç ortaklığı yapan medya düzeni…

Tüm bu karanlık tablo içinde bir “kurtarıcı” bekleniyor. Ancak bu kurtarıcı, ümmetin cellatlarından birine dönüştü. Irak ve Suriye’de Müslüman kanı döken bir ülkenin ümmete lider olacağına inanmak, denize düşüp yılana sarılmak değil de nedir? Oysa Rabbimiz buyuruyor: “Zalimlere meyletmeyin, yoksa size de ateş dokunur…” (Hud Suresi, 113). Biz ise bırakın meyletmeyi, ümmetin yüreğine ateşi bizzat taşıyanları baş tacı ettik.

KANDIRILMA KISIRDÖNGÜSÜ VE MÜSLÜMAN LİDERLİK YANILGISI

Ümmetin düşmanını tanıyamaması değil, zalimleri tekrar tekrar lider seçmesi en büyük faciadır. Dindar görünüp dünya tutkunu olan liderler; sözde ümmet sevdalısı olup aslında kendi saltanatını inşa eden yöneticiler...

Zirveler yapılıyor, toplantılar düzenleniyor, kameralar önünde etkileyici konuşmalar yapılıyor. Ama mesele Gazze’ye fiilen yardım etmek olunca herkes kör, sağır ve dilsiz. Medya şovlarıyla halkın duyguları okşanıyor, ama zihinler uyuşturuluyor. Üç gün sonra unutuluyor her şey, çünkü bu liderler unutmayı strateji, susmayı siyaset zannediyor.

Ümmet, zalimin karşısında dimdik duran Hz. Ömer gibi liderler bekliyor; ama ne yazık ki gösterişi ibadet, sessizliği sabır, teslimiyeti tevekkül diye yutturan yöneticilerle karşı karşıya. Oysa Peygamber Efendimiz buyuruyor: “Sizden kim bir kötülük görürse eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.” (Müslim, İman, 78). Kalplerden buğz da çekilince, ümmetin dili mühürlendi.

HİCRÎ YIL: TENCERE VAR, HELVA YOK

Dün gece yeni bir Hicrî yıla girdik. Hicrî 1446 bitti, şimdi 1447… Ancak bu başlangıç sadece takvim yapraklarının değişimi. Ne bir hicret ufku var, ne de hicret edecek bir irade. Ümmet, helva için gereken tüm malzemelere sahip: un var, yağ var, tencere var. Ama o tencereyi ateşe koyacak, yüreği Allah’a yaslanmış bir el yok.

Kalplerdeki iman, protokollere rehin düşmüş durumda. Bireysel hayatlarımızda bile irade felç olmuş. Komşusunun aç olduğunu bile bile israf eden Müslümanlar, Filistin için birkaç kuru gözyaşını yeterli zannediyor. Gazze’de katledilen çocukların çığlıkları, akşam dizisinin müziğiyle bastırılıyor. Çünkü yürekler ekran ışığında karardı.

“Yeni yıl” deyince tebessüm etmek ne kadar da kolay geliyor bazılarına. Oysa ümmet için bu yılbaşı bir tebrik değil, bir matemdir. Bir muhasebe gecesidir. Zira Resûlullah (s.a.v.) buyurur: “Bugün, kendine zulmedenlerin mazereti kalmamıştır. Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır.” (Tirmizî, Kıyâme, 25). Biz nefsimize hâkim olmayı bırakın, zalimlerin nefsine oyuncak olduk

KENDİSİNE İHANET EDEN ÜMMETİN TEBRİĞİ

Zalimi alkışlayan, mazlumu susturan bir ümmet neyin yılbaşını kutlar? Bağdat yanarken, Şam susarken, Gazze ağlarken neyin mutluluğudur bu? Bu yeni yıl; bir kutlama değil, bir uyarıdır. Mahşer çığlığıdır. Çünkü bu ümmet ne strateji sahibi, ne birlik içinde, ne de bir hedef yolunda.

Kalpler paramparça, kafalar karışık, yönler belirsiz. Artık düşmanlarımız bile bizden utanmıyor. Çünkü biz, bize verilen emaneti bile taşıyamıyoruz. Allah, yeryüzüne halife tayin ettiği kulların bu hâlini izlerken meleklerine ne der? Hangi amelimizle Allah’ın rızasını kazandığımızı iddia edebiliriz?

Bir aile bireyin hasta olduğunda dünyayı ayağa kaldıran bizler, Gazze’de paramparça olan çocukların görüntüsünü görünce televizyonu değiştiriyoruz. Çünkü yüreklerimizi ekranın karşısına değil, doların karşısına koyduk. Çünkü imanlarımız tatile çıktı, vicdanlarımız ise mezara girdi.

YENİ BİR YIL, YENİ BİR YAKARIŞ

Artık bütün diplomatik yollar tıkandı. Bütün küresel projeler, bütün stratejik planlar iflas etti. Amerika sustu, Avrupa kör oldu, İslam ülkeleri dilsizleşti. Zalim hâlâ öldürüyor, hâlâ yıkıyor. Demek ki sıra Allah’a geldi. Ve aslında işin başında da orada olmalıydık. Çünkü “Allah dilerse olur; dilemezse asla olmaz.” (Yâsîn, 82)

Rabbimiz! Bu ümmete, tıpkı Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hicretiyle başladığı gibi, yeni bir hicret ruhu nasip eyle! Bu ümmete imanını önceleyen liderler, gözyaşıyla değil direnişle hareket eden halklar nasip eyle. Çünkü bugün ümmetin en büyük eksiği ne silah, ne para, ne de liderliktir. Bugün ümmetin en büyük eksiği; “ateşi yakacak yürek”tir.

Ey Rabbimiz! Eğer biz helva yapamıyorsak, un, yağ ve tenceremizi başkasına ver. Yeni yıla, eski gafletle değil, yeni bir dirilişle girme lütfunu bahşet. Çünkü bu ümmet artık denize düşmüş, yılana sarılmış durumda. Bizi kurtaracak olan ne yılan ne çakıl taşıdır; sadece Senin rahmetindir.

UNUTMAYIN,

“Un, yağ ve tencere vardı… Ama ateşi yakacak yürek eksikti. Artık o yüreği yak Allah’ım!”

SAYGILARIMLA!