Yerelde gazeteci, halk, STK ve meslek grupları dinlenilmiyor

Abone Ol

Ülke yönetiminde hiyerarşik olarak taşradan merkeze doğru bir yönetim anlayışı benimsenmelidir. Gün geçmiyor ki, taşrada yerelde merkezi uygulamalara karşı bir isyan bayrağı çekilmesin.

Şu an bürokraside hâkim anlayış merkezden taşraya doğru bir hiyerarşik yönetim anlayışı var.

Merkezden taşraya doğru yönetim anlayışı yerelde büyük aksamalara ve bürokratik engellere sebebiyet vermektedir.

Halk birinci elden taleplerini iletemiyor. Farklı kanallara başvuruyor bu durum hem çözümü uzatıyor veya imkânsız kılıyor ya da bezdirilerek herkes kendi çözüm yoluna gidiyor. Hal böyle olunca kanunsuzluk ve suç oranları artıyor.

Toplum kendince kanunlarını devreye sokmuş oluyor. Alt yapı, elektrik, su, şehir temizliği, barınma vb. konularda sorun yaşanırsa o şehrin imarı imkânsızlaşıyor.

Bir beldeyi imar ederken, nesli ihya etmeyi ihmal ederseniz ihmal ettiğiniz nesil şehri tahrip eder (alıntı). Kanunsuzluk artar, suç unsurları ve suçlular artar.

Şehir magandaları kol gezer. Ateş ise yine yürekleri yakar.

Yerelden merkeze doğru hiyerarşik bir yönetim ve çözüm anlayışı az hata ile netice bulur.

Yerelde gazeteciler, kanaat önderleri, halk, STK, tarım platformu, çeşitli meslek grubu odaları, siyasetçiler,  o şehir için bir fikri olan her meslek grubundan temsilcilerin bir arada olacağı istişareler neticesinde varılacağı bir ortak karar şehri daha hızlı ve doğru imar eder, nesli de ihya eder.

Önümüze her platformda çıkan, kulağa hoş gelen kelimeler:  “Etik ve Empati” bu kelimeleri herkes kullanır Lakin hiç kimse kıyısından köşesinden geçmez. Ne kimse etiktir ve ne de kimse empati kurabiliyor. Herkes kendine etik.

Kayganlığınızı azaltmak için kayırma formülü can simidiniz lakin siciliniz bozuluyor. Bozulan her sicilin faturası şehrinize, şehrinizin psikolojisi ve sosyolojisine yansıyor.

Toplumun ben merkeziyetçilikten çıkıp biz merkeziyetçi bir anlayışa doğru evrilmesi elzemdir.

Bu felsefeye kavuşmak ise ancak ve ancak toplumun tüm bileşenlerinin değerlerini harmanlaması ve yepyeni bir Anadolu irfanının nakşedilmesi ile mümkün…

Sosyolojik çevrelerde çeşitlilik çoktur aslolan bu çeşitlilikte hiç kimsenin ötekileştirilmeden topluma yararlı hala getirilmesidir.

Her zaman, her yerde herkesin söyleyecek bir sözü, değerli kılınacak bir fikri olmalı…

Satılık gazeteciler, makarnacı halk, arka bahçe STK, ideolojik meslek grupları gibi söylemler hiç kimseye bir şeyler kazandırmaz.

Değerler ve değerlerin bir şehirde yaşatılması için gereken platformlar vücut bulmalı ve söyleyecekleri süzgeçten geçirilerek ürün haline getirilmelidir. Aksi halde niteliksel değil niceliksel bir kitle olur ki, bu da topluma yarardan çok zarar verecek bir durumdur.

Benim, senin kavgası yerine, bizim ve bizlerin mücadelesini vermek gerek. Ancak o vakit hakkaniyetli bir ürün elde edilebilir.

Benden olmayan gazeteci, benim dinim, inancım ve fikrimde olmayan halk, üyesi olmadığım her STK ve meslek grubu değersiz ve yersizdir cümlelerini çöp kutusuna atmamız lazım bir daha yeşermemesi umuduyla.

Bu ülke, yaşanılan şehir ve toplum için herkes kıymetli ve muteberdir, herkesin değerli fikirleri vardır onları ötekileştirmeden dile getirip dinleme arzusu bizlerde hâkim olmalı.

Her gazetecinin fikri, her STK’nın mücadelesi, her meslek grubunun çabaları ve en önemlisi asli unsur olan halkın fikirleri kıymetlidir ve kıymetli kılınmalı. Aksi halde 3. Dünya toplumları olmaktan kimse kurtulamaz.

Herkes dinlenilip değer veriliyor mu? Bu konuda eminim dinlemiyorlar.  Derin endişelerim mevcut ama umutlarımda tamamen tükenmiş değil.

Bir şehrin gazetecisi, aydınları, kanaat önderleri, STK’ları, çeşitli meslek grupları odaları özgürce fikir beyanlarını yapmalı ve bu fikir ve görüşleri otoriterlerce önemsenmeli, değerli kılınmalı, bu konuda.

Ümit varım.                                                                                                                                                                                     

Herkes herkesi dinlemeli ve önemsemeli.

Kalın sağlıcakla.