Yaşarken görmedik saygıyı, ölünce çiçek olduk mezar taşında

Abone Ol

ÖLÜLERE SAYGI, YAŞAYANLARA VEFASIZLIK

Dervişin şu sözü yüzyılların birikmiş acısını taşıyor: “Ölülerin saygıyla anıldığı, yaşayanların sevgisizlikten öldüğü bir dünyaya şahit oldum.” Bu ifade, toplumların zamanla değer yargılarının nasıl yer değiştirdiğini gösteren sade ama sarsıcı bir özettir. Cenazelerde dökülen gözyaşları, mezar taşlarına kazınan methiyeler, dualar ve çiçekler… Ölen birini kaybetmenin ardından gelen pişmanlık ve yoğun duygu seli, çoğu zaman yaşarken gösterilmeyen sevgi ve ilginin bir telafisi gibi yaşanıyor. Ama ne yazık ki, o telafi artık muhatabına ulaşmaz.

Yaşayan insan, sevgiyi, ilgiyi, anlayışı en çok ihtiyaç duyduğu anda bulamazsa, kalbi zamanla soğur, körelir. Bugün sokakta, evde, iş yerinde göz göze geldiğimiz insanların çoğu, görünmeyen yaralar taşır. Bir “Nasılsın?” demenin bile kıymetli olduğu bir çağda yaşıyoruz. Oysa sevgiyi yaşarken göstermek, vefayı ölümden sonra değil, hayattayken sergilemek insanı insan yapan temel değerlerdendir. Peygamber Efendimiz (s.a.v), “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez” (Buhârî, Tevhîd, 2) buyururken bu yaşam içi vefaya dikkat çekmiştir.

YAŞAYANLARIN BAHÇESİNE TALAN

İnsanın bahçesi sadece toprağı değildir; kalbidir, ruhudur, hayat alanıdır. Bugün bir insanın hayatına dokunmadan, gönül bahçesini fark etmeden yaşıyoruz. Biri biraz farklı düşündüğünde, biraz kırılgan davrandığında onu yargılıyor, dışlıyor, hatta bazen yok sayıyoruz. Halbuki aynı kişiyi kaybettikten sonra sosyal medyada methiyeler düzmek, onun ardından gözyaşı dökmek ne kadar sahici olabilir?

Ne acıdır ki, birçok kişi, sevdiklerinin değerini onları kaybettikten sonra anlıyor. Hasta yatağında ziyaret edilmeyen anne, emekli olduktan sonra unutulan öğretmen, artık işe yaramadığı düşünülen yaşlı baba… Hepimiz bu örnekleri hayatımızda gördük ya da yaşadık. Hâlbuki Kur’an’da Rabbimiz, “Ana-babaya ‘öf!’ bile deme, onları azarlama; onlara güzel söz söyle.” (İsrâ Suresi, 23) buyurarak, yaşayanlara gösterilmesi gereken saygının derecesini en açık biçimde ortaya koymuştur.

SEVGİ YAŞARKEN KIYMETLİDİR

Sevgi, insanın ruhunu besleyen en temel ihtiyaçlardan biridir. Tıpkı su gibi, hava gibi yaşamak için gereklidir. Ama ne yazık ki insanlar sevgiyi çoğunlukla karşılıksız verdiklerinde zayıf düşeceklerini, kullanılacaklarını sanıyorlar. Oysa sevgiyi yaşarken sunmak, hem verenin hem alanın ruhunu iyileştirir. “Sevdiğini söylemekten çekinme, çünkü belki de o, bunu duymaya en çok ihtiyaç duyandır,” derler.

Bugün sevgimizi göstermeye çekindiğimiz çocuklar, bir gün büyüyüp duygularını bastıran bireyler oluyor. Kalbini açamayan, sevilmediğini düşünen, hayatı hep yalnızlıkla özdeşleştiren bir nesil yetişiyor. Oysa küçük bir sarılma, içten bir tebessüm, gönülden gelen bir “İyi ki varsın” sözü bazen bir insanın hayatını değiştirir. Bunları hayattayken yapabildiğimiz sürece anlamlıdır. Ölümden sonra edilen en güzel sözler, duyulmaz artık.

GÜNLÜK HAYATTAN YANKILAR

Geçenlerde bir komşumuzu kaybettik. Vefat ettiğinde herkes şaşırdı; çünkü yalnız yaşıyordu, çok az kişiyle konuşurdu. Cenazesinde mahallesinden pek çok kişi vardı. Herkes onun ne kadar iyi biri olduğunu, sessiz sedasız nasıl da yardımsever olduğunu anlatıyordu. Ama sağlığında onu yalnızlığa mahkûm eden bu insanlar şimdi ağıtlar yakıyordu. Belki bir tabak yemeği kapısına götürselerdi, o yalnızlık bu kadar keskin olmayacaktı.

Bir başka örnek de iş hayatından: Yıllarca bir şirkette çalışan bir muhasebeci, emekli olduktan sonra kimse aramaz olmuş. Bir gün vefat haberini duyduklarında eski iş arkadaşları sosyal medyada onun ne kadar dürüst ve çalışkan biri olduğunu yazmışlar. Oysa o, emeklilik sonrası hayatında çok yalnızmış, hatta bir mektubunda “Arayanım yok” diye yazmış. İşte bu, yaşayan bir kalbin yavaş yavaş sönmesidir.

SEVGİ, SAYGI VE VEFADA DENGELİ BİR DÜNYA

Ölülerimizi anmak, onların hatırasına sahip çıkmak elbette kıymetlidir. Ancak gerçek vefa, hayattayken kıymet bilmektir. Mezar taşlarına yazılan güzel sözler, sağlığında söylenmeyen sözlerin telafisi olamaz. Yaşarken birine zaman ayırmak, dinlemek, ilgilenmek; ölümünden sonra onun için yapılan en gösterişli törenlerden daha değerlidir.

İnsan, varlığıyla değerlidir. Yaşayan bir insan, sevilmeyi, anlaşılmayı, önemsenmeyi hak eder. Bizler ise çoğu zaman ölüye gösterdiğimiz ilgiyi yaşayana çok görür olduk. Oysa Kur’an’ın ve sünnetin özünde hem ölüye saygı hem de yaşayana sevgi vardır. Peygamber Efendimiz’in hayatı bunun canlı örnekleriyle doludur. O, en düşmanlarına bile merhametle yaklaşırken, ümmetine yaşayanları ihmal etmeyin mesajı vermiştir.

Öyleyse bugün bir karar verelim: Yakınımızda kim varsa, onun kalbine dokunalım. Bir arkadaşımızı arayalım, annemizi dinleyelim, çocuğumuza sarılalım. Çünkü belki de sevgiye en çok şimdi ihtiyaç duyuyorlar. Sonra değil, şimdi… Çünkü sevgi ancak yaşarken anlamlıdır.

UNUTULMAMALIDIR Kİ,

Yaşarken verilmeyen değer, mezar taşına kazınan sözle telafi edilmez.

SAYGILARIMLA!