Bugün güzel memleketimin övülmeyi hak eden kirazı ve yaprağı hakkında yazmak istedim. Kiraz, sarısı ayrı, aşı ayrı, dalbastısı ayrı güzel. Mevsimi gelince festivallere katılan, Gündüzbey deyince kiraz bahçesi sorulan şanslı nesilleriz biz. Öyle ki kirazı ziyan etmemeyi öğretti bize coğrafyamız.
Kiraz çöplerini kaynatıp idrar yolu enfeksiyonu dahil birçok hastalığın tedavisinde kullandık. Ödem atmak için detokslar yaptık. O lezzetli meyvesinin kurusunu ayrı yaşını ayrı sevdik. Bu ağacın yapraklarını bile değerlendirdik biz Yeşilyurt’ta. Bugün coğrafi işaret tescilli yemeğimiz kiraz yaprağı sarmasından ayrıca bahsetmek istiyorum.
TV programları ve dizilerde ara ara yer verilse de hala hak ettiği üne kavuşamamış bu lezzeti bilmeyen Malatyalı yoktur. Yöresel dilde avrat köftesi olarak geçen bu lezzet kiraz yaprağı, bulgur ve ayranın muhteşem birleşmesinden oluşuyor. Hazırlaması epey zahmetli olan bu yemek yörede sevildiği için sıkça tüketiliyor. Kiraz yaprakları özenle toplanıp sarılıp haşlanıp ayranla buluşuyor. Kışa hazırlıklı olsun diye yaprak zamanı destelenip kurutuluyor. Böylece yaz kış keyifle tüketilebiliyor. Üniversitede okurken arkadaşlarıma kiraz yaprağından sarma yapıyoruz dediğimde ‘Malatyalılar enine boyuna uzun gördüğü her yaprağı sarıyor mu?’ demişti. Çok gülmüştük ama kiraz yaprağını sarmak fikri başka hangi memleketin aklına gelebilirdi?
Bu yıl depremden sonra don, sel, dolu felaketleri maalesef Malatyalıları perişan etti. Meyve bahçeleri hasatsız kaldı.
Kiraz ve kayısılara don vurdu. Kirazdan meyve olarak değilse de yaprak olarak verim alabiliriz. Tam kiraz yaprağı hasadı zamanı. Kayısı başkenti şehrimizde keşke kayısı yaprağını da değerlendirebilsek. Kim bilir belki ilimizin gastronomisini geliştirmek isteyen şefler bu konuda bir çalışma başlatabilir.
Sevgiyle kalın…