Yamalık

Abone Ol

Bizim çocukluk yıllarımızda, yırtık pırtık giysiler giymek hiç hoş karşılanmaz hatta ayıp karşılanırdı.

Önceleri bir kaç santim olan yırtıklar, gün geçtikçe büyüdü ve neredeyse yirmi santimlere kadar geldi. Bundan sonra nerelere kadar gider bilemiyorum.

Çocukluk yıllarımızda böyle yırtık pırtık pantolonlarla çarşı pazar gezenlerin hah (el alem) gıybetini yapardı;

-"Anam bu çağayı bele yırtığh pırtığh yola salıylar, heç utanma galmamış…

-"Şu çağanın halına bağh, ölem bi yama yapacağh kimsesi de mi yoğh?

Diye gınarlardı.

Eskiden zenginlerin bile kat kat elbisesi, çeşit çeşit gömleği, çeşit çeşit pantolonu olmazdı, onlarca çorabımız bile yoktu, ayakkabı, bayramdan bayrama alınırdı.

Gömleklerin en çabuk eskiyen bölümü yaka olduğu için yedek yaka yaptırılır, gerektiği zaman yaka değiştirilirdi.

Genel olarak yokluğun olduğu yıllar olmasına rağmen, yırtık giyene rastlamak çok zordu. Çünkü şimdiki çağaların bilmediği "yamalık" diye bir şey vardı.

Çorabın topuğuna, pantolonun diz yerine, arka tarafına, hep yama yapılırdı.

Pantolonların arka kısmına yapılan koca koca yamalar uzun hüzmeli araba farını andırırdı. Analar bazan yamadan sonra iğneyi pantolonun üzerinde unutur dolayısıyla şenlik başlardı!

Yorgan iğnesiyle yama yapılmış giysi giyenler, terzilerde yapılmış daha muntazam yamaları görünce kıskanarak, gıpta ile bakarlardı.

Yamalıklı giymenin ayıp sayılmadığı günlerdi vesselam.

Sırf pantolonlara mı yama yapılırdı?

Ya ayakkabılar, onların yamasına da "pençe" denirdi...

Ayakkabılarımızın köselesi ve topuğu aşınmasın diye hemen ayakkabıcıya koşup nalça çaktırır, ihtişamlı, ihtişamlı yürürdük.

Yeni yetme çağalara bunlar çok yabancı şeyler ama bizim kuşağın yaşadığı ve rutin şeylerdi.

Bayramdan bayrama alınan, sevincimizden koynumuza alıp yattığımız, kunduralar öyle her zaman giyilmezdi.

Bundan başka

"ğharik" veya "ğhırik" dediğimiz bir çift ayakkabımız daha olur, günlük olarak, bağda, bahçede bunlar giyilirdi.

"Angara" lastiği ve "cızlavet" marka çizmeleri de anmadan geçmeyelim. Ayaklarımızı siyaha boyayan, leş gibi kokutan siyah çizmeleri hatırlamayanınız var mı?

Ya o tokalı renk renk naylon ayakkabıları?

Kışın o soğuk ve karlı günlerde kızak kaymak için az mı giydik. Soğuk almak hasta olmak aklımıza bile gelmezdi.

Naylon ayakkabıları giyip, akşamdan su döküp buz tutturduğumuz, mahallemizin eğimli bir yerinde Uludağ'a nispet yaparcasına kaydığımız, hatta slalom bile yaptığımız günler.

Ertesi sabah, heyecanla kaymaya gidip, işgüzar bir komşumuzun buz pistimize soba külü döktüğünü görüp ve hayallerinizin yıkıldığı günler.

Velhasıl o dönemde, ahval böyleydi, kimse marka meraklısı değildi. Zaten şimdiki markaların hiç biri yoktu. En iyi ayakkabı "Beykoz" kundura fabrikasının ayakkabılarıydı. Şimdiki gibi bir çağa ayakkabısı bir asgari ücret fiyatına satılmazdı. İyi kötü herkes bu ayakkabıları alabilirdi.

Şimdi minik bir çağa ayakkabısı bir asgari ücrete eşdeğer bir fiyatla satılıyor, bir kaç bin liralık ayakkabı giyen heriflerden geçilmiyor ortalık.

" Ellaham golay para gazanıylar, bizim zamanımızda bi servet elli senede olur diylerdi, amma şindi altı ayda zengin oluylar"

Vay ki vay

Selam olsun Malatya'mın güzel insanlarına...