Ortadoğu’da kartlar yeniden karılıyor ve İran için hiç olmadığı kadar zor bir dönem başlıyor. Lübnan’da Hizbullah ağır bir darbe aldı, Suriye’de Esad rejimi düştü, Irak’ta İran karşıtı bir hava esiyor, Yemen’de Husiler tükenme noktasında. Rusya Ukrayna savaşına gömülmüş, Çin ABD ile ekonomik dengeyi bozmamak için mesafeli davranıyor. Bir zamanların meydan okuyan İran’ı, bugün nefes almak için kapı aradığı bir çaresizler ülkesi konumunda.
Bütün müttefiklerini kaybeden ve Batı’nın ağır yaptırımlarıyla köşeye sıkışan Tahran için Türkiye, nefes alabileceği son çıkış kapısı gibi görünüyor. Ancak sorulması gereken asıl soru şu: İran bu dostluğu hak ediyor mu? Ve daha önemlisi, Türkiye İran’a yardım eli uzatmalı mı, yoksa bu sadece uzun vadede Ankara’nın aleyhine mi olur?
İRAN, DOSTLUĞU BİLEN BİR ÜLKE Mİ?
Tarih boyunca Türkiye ve İran’ın ilişkileri hep rekabet ve iş birliği arasında gidip geldi. İki ülke zaman zaman birbirine yakınlaştı, bazen de düşmanca politikalar izledi. Ancak İran’ın bölgedeki genel dış politika çizgisine bakıldığında, “Dostuna bile güvenme” anlayışıyla hareket ettiği görülüyor.
İran, Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet tarihine kadar Türkiye’ye karşı hep ikircikli bir tutum sergiledi. Türkiye’ye doğrudan savaş açmadı belki, ama PKK’ya, FETÖ’ye ve Türkiye karşıtı birçok yapıya alan açarak örtülü düşmanlık gösterdi. Bugün bile İran, PKK’nın Suriye kolu olan YPG’ye zımni destek veriyor, Türkiye’nin sınır güvenliğini tehdit eden gruplara göz yumuyor.
İran’ın “dostluk” anlayışı tamamen çıkar odaklıdır. İran için Türkiye bir müttefik değil, sadece gerektiğinde kullanabileceği bir araçtır. Eğer bugün İran Türkiye’ye yakınlaşmak istiyorsa, bu bir dostluk gösterisi değil, çaresizliktir.
İRAN, FIRSATINI BULURSA TÜRKİYE’YE İHANET EDER Mİ?
Kuşkusuz! İran tarihi boyunca zayıf olduğu dönemlerde diplomatik bir yüz takınıp güçlendiğinde eski ihtiraslarına geri dönen bir ülke olmuştur. Bugün Türkiye ile iyi ilişkiler kurmaya çalışıyor olabilir, ama unutulmamalıdır ki İran fırsatını bulduğu an Türkiye’yi sırtından vurabilecek bir potansiyele sahiptir.
Örnek mi?
1979 İslam Devrimi sonrası İran’ın Türkiye’ye bakışı:
İran, laik ve demokratik Türkiye’yi “Batı’nın piyonu” olarak gördü ve devrim ihracı için Türkiye’de radikal grupları destekledi.
Suriye iç savaşında Türkiye karşıtı tutumu:
Türkiye’nin desteklediği muhaliflere karşı Esad’ın en büyük destekçisi İran’dı. Şii milisleri ve Devrim Muhafızları, Suriye’de Türkiye’nin çıkarlarını doğrudan hedef aldı.
PKK ve YPG’ye dolaylı desteği:
Türkiye’nin terörle mücadelesinde, İran PKK’nın bazı kanatlarına zaman zaman lojistik ve istihbari destek sağladı.
Azerbaycan-Ermenistan savaşındaki tutumu:
Türkiye’nin açık desteğine rağmen İran, Ermenistan’a silah taşıyan kamyonlarla Azerbaycan’ın karşısında durdu. Nüfusunun %16’sı Azerilerden oluşan İran’ın bu tavrı inanılır gibi değildi, ama maalesef gerçekti.
Bu tablo bize şunu gösteriyor:
İran’ın dostluğu, sadece mecbur kaldığı sürece vardır. Bugün Türkiye’ye muhtaç olabilir ama yarın güçlendiğinde, eski düşmanca politikalarına geri dönecektir.
İRAN’IN YALNIZLIĞI TÜRKİYE’YE NE KAZANDIRIR?
İran’ın bölgesel gücünün azalması aslında Türkiye için stratejik bir fırsattır. Çünkü İran, Ortadoğu’da Türkiye’nin en büyük rakiplerinden biri olmuştur. Şimdi bu rakip, iç ekonomik krizle boğuşuyor, vekil güçlerini kaybediyor ve uluslararası yaptırımlarla hareket kabiliyetini yitiriyor.
Bu durumda Türkiye’nin yapması gereken İran’a yardım eli uzatmak değil, İran’ın zayıflığını avantaja çevirmek olmalıdır. Peki, Türkiye bunu nasıl yapabilir?
İran’ın bölgesel gücünün çöküşünü hızlandırmak:
İran’ın Suriye’de, Irak’ta ve Lübnan’da kaybettiği alanlar, Türkiye’nin etkisini artırması için bir fırsattır. Türkiye, İran’ın bıraktığı boşlukları doldurarak bölgesel liderliğini güçlendirmelidir.
Türk dünyasıyla ilişkileri kuvvetlendirmek:
İran’ın zayıflaması, Azerbaycan ve Orta Asya’daki Türk devletleri için bir fırsattır. İran, yıllardır Güney Azerbaycan’daki Türk nüfusunu bastırmaya çalışıyor. Türkiye, bu bölgelerde etkinliğini artırarak İran’ın Türk dünyasına karşı baskısını kırabilir.
İran’ın iç istikrarsızlığını kendi lehine kullanmak:
İran’daki Türk, Kürt, Beluci ve Arap azınlıklar, Tahran rejiminden memnun değil. Türkiye, İran’ın iç siyasi zayıflığını kendi bölgesel stratejisi için değerlendirebilir.
İRAN’IN TÜRKİYE’YE SALDIRMASI KİMİN ALEYHİNE OLUR?
İran’ın Türkiye’ye doğrudan saldırması ihtimali düşük olsa da, dolaylı yollardan Türkiye’ye zarar vermeye çalışabilir. Ancak bu tür bir hamle, en çok İran’ın aleyhine olur. Çünkü:-
1. Türkiye’nin askeri gücü İran’dan çok daha üstün. Türk ordusu NATO’nun en güçlü ordularından biri. İran’ın saldırgan politikası, Türkiye’yi daha sert bir karşılık vermeye iter ve bu İran için felaket olur.
2. Türkiye ekonomik olarak daha dayanıklı. İran zaten yaptırımlarla boğuşuyor, Türkiye’ye doğrudan veya dolaylı bir saldırı İran’ı ekonomik olarak daha da çıkmaza sürükler.
3. Uluslararası dengeler Türkiye lehine. İran’ın Türkiye’ye karşı bir saldırgan tutumu, Batı’nın ve bölgesel güçlerin daha fazla Türkiye’nin yanında durmasını sağlar.
Bu yüzden, İran Türkiye’ye saldırmaya kalkarsa, kendi sonunu hızlandırmış olur.
FARSI KÜLTÜRÜ İYİLİĞİ HAK EDİYOR MU?
İran, yüzyıllardır çıkarcı ve fırsatçı bir dış politika geleneğine sahiptir. İyiliği sadece mecbur kaldığında kabul eder, ama fırsatını bulduğunda ilk ihaneti yine kendisine yardım edenlere yapar. Türkiye için acı ama en doğru strateji, İran’a fazla yanaşmadan eğer çöküş gerçekleşecekse buna katkıda bulunmadan onun çöküşünü avantaja çevirmektir. Çünkü Türkiye düşene bir tekme vuran bir devlet olmamıştır ve asla da olmayacaktır.
Bunu yaparken pragmatik olmak gerekir. Türkiye, İran ile ticari ilişkilerini sürdürebilir ama stratejik anlamda bir ittifaka girmemeli, özellikle de İran’ın ekonomik ve askeri olarak güçlenmesine katkı sağlamamalıdır.
Çünkü;
“İran, dost gibi görünür ama fırsatını bulduğunda ihanet etmekten çekinmez. O yüzden bir düşmanın zayıflamasına üzülmek yerine, onun çöküşünden fırsat çıkarmak gerekir.”
Saygılarımla