VURGUN SAYILIR!

Abone Ol

Patates yetiştiricilerinin ellerindeki patatesler depolarda çürümeye ve yeşermeye başlamış. Aslında yeşerenler ve çürüyenler sadece patatesler değil! İçimizde çürümeye başladı. Daha fazla kazanma hırsı içimizi çürüttü. Aklımıza ekilen ‘hep daha fazla’ isimli tohumlar yeşerdi. Elbette gönül ister ki üretici emeğinin karşılığını kat kat fazlası ile alsın,borçlarını hiç ertelemek zorunda kalmasın, mahsulünü sattığı zaman borçlarını sıfırlasın, diğer hasat zamanı gelinceye kadar tüm ihtiyaçlarını karşılasın, yeni sezona borçsuz ve kredisiz girsin…

Uzun lafın kısası, gündemden patates düşmeyince Niğdeli ve Niğde’de yaşayan ailesi de tarımla uğraşan yakın bir arkadaşımı aradım. ‘Bu patates işinin aslını astarını bir anlatır mısın? Nedir bu depoda çürüyen patatesler?’ dedim. Ve arkadaşım konuşmaya başladı:

“Anlatılacak bir şey yok. Genelde öyle oluyor. İlk hasat zamanı patates 80 kuruş ila 1 lira arasında gidiyor. Sonra biri çıkıyor ‘Patates fiyatları artacak’ diyor. Millette elindeki tüm patatesleri ambarlara taşıyor. Sonra bekle ki artsın. Sonucu anlatmıyorum haberlerden zaten izliyorsunuz. Eniştem iki yıl önce patates ekti. Hasat zamanı 1 lira verdiler. Artacak dedi satmadı. Satmaya karar verdiğinde 40 kuruşa sattı” dedi ve güldü.

Bunları dinledikten sonra aslında ortada Türkiye’nin her bölgesinde yetiştirilen çoğu ürün için aynı senaryonun her yıl oynandığı anlaşılıyor.

Malatya’da kayısı da depolarda bekletilmiyor mu? Hoş kayısı ve benzeri işlenebilen ürünlerde depo ömrünü uzatan faktörlerin olması durumu kısmen avantajlı hale getiriyor olsa bile mantık değişmiyor.

Yetiştiricilerin yeni sezona borçsuz bol kazançla girme hayallerinin üstünde tepinip duran adı sanı bilinmeyen vurguncuların rolü büyük bu anlayışın yıkılamamasında.

Birde bu vurgunculara Fransızca kökenli spekülatör ismini verdik mi? Ohh karizmalarda yerinde. Adı sanı bilinmiyor dedik ya kimlikleri yok, onlar spekülatör! Öyle değince herkes siyahgüneş gözlüklü siyah takım elbise giyen suratsız mendebur herifler hayal ediyor.

1970’li yıllarda yağı, çayı, şekeri zam gelecek diye raflardan kaldıran bakkalın da, bugün kanser ilaçlarını zam gelecek diye piyasaya sürmeyen ecza depolarının da yaptığı aslında aynı şey. Yani vurgun!

Tarımdaki üzücü tarafı vurguncuların, köylünün alın terini depolara saklıyor olması. Bu iş demekki karlı dedirtip köylüyü üretmeye değil depo yapmaya teşvik ediyor olmaları. Tabi sonra iş trajikomik bir hale geliyor. Gülüyoruz ağlanacak halimize. Üreten üretmekten vazgeçiyor. Depo yapayım diyor. Depo yapıyor. Sonra depo sayıları giderek artıyor. Üretilen bir şey olmadığı için de depolar boş kalmaya başlıyor. Bizim temiz kalpli köylümüz vurguncuların deposu var diye kazandığını düşünüyor belkide… Onlar emek hırsızı.

Sonra kızıyoruz neden ithalat yapıyoruz diye. Üretim yok ki!

Kimse kusura bakmasın üretici üretmekten vazgeçerse ithalat yapmak zorundayız.

Üretici üretmek için kazanmak zorunda.

Kazanabilmesi için üretici kooperatifleşmek zorunda.

Fiyatları tüm üreticiler adına bir merkez (kooperatif) belirlerse kazanacak köylü.

Kooperatif ekimi dikimi hasatı takip ederse kazanacak köylü.

Üretim giderlerini topluca oturulan masalarda düşürebilir köylü.

En çok kazanacak olan da sahtekarların ve vurguncuların eline geçmemiş kooperatiflerin üyesi olan köylü…

Toprakta buluşmak üzere...