Uyansa Atatürk ağlar

Abone Ol

Bizim ana muhalefet boş işleri ne zaman bırakacak?

Çeneden, nutuk atmadan ne zaman vazgeçecek?

Konu iktidar, ama hedef partili.

Amaç, muhalefeti eleştirmek, yanlışı göstermek, doğruyu bildirmek değil.

Amaç, partilileri cilalamak, yani kendine çalışmak.

Ne kadar bağırırsan, ne kadar ağza alınmayacak sözlerle söylersen iktidara, o kadar sevilirsin.

Partilin sana, “Ne yiğit adam ya! Kimseden korkmuyor.” der.

Eski zamanlarda, polise, jandarmaya bağıran-çağıran milletvekilleri halkın gözdesi olurdu.

Polis, jandarma vatandaşı insan yerine koymazdı da ondan.

Bir Malatya milletvekili, “Polise tokat attı!” diye çok sevilen milletvekili olmuştu.

Ana Muhalefetimizin yaptığı iktidarı eleştirmek.

Şunu yaptı, bunu yaptı.

Şöyle dedi, böyle dedi…

“Çareyi söyleyelim.” Kendimize bakalım. Eksiğimizi, söküğümüzü giderelim…” yok.

Bir gün Kültür Merkezinde, Tuncelili, Vatanseverliğini çok sevdiğim rahmetli Kamer Genç kürsüde, yukarıda söylediğim şekilde konuşuyordu. Ön sıralardan bir kadın ayağa kalkıp,

-Ne yapacağız? Ne yapacağız? Onu söyle! dedi bağırarak.

Durum bu.

Babam ilk muhtarlığında, seçime tek aday olarak girmişti.

Seçim günü, “Acaba sandığa seçmen sayısının yarısından fazla oy atılması mı lazım?” diye tartışılmış, herhalde, “Ne olur, ne olmaz” diye, “Yarıdan fazla oy atılmalı” kararı verilmiş.

Biz de küçüğüz.

Babam, bize kağıtlar verdi, oturup seçmen sayısının yarısını geçecek kadar üzerlerine “Mustafa Sarıoğlu” diye yazdık, götürülüp sandığa atıldı.

Sonradan, bir oyun olmasının bile yeterli olduğu anlaşılmıştı.

Şimdi CHP’de Cumhurbaşkanı adayını belirlemek için sandıklar kurulmuş, dünya kadar para, dünya kadar zaman harcanıp, insanlar işinden-gücünden edilip, “tek adaylı ön” yapıldı.

İşte sana bir boş iş daha… Bir gösteriş, şov daha.

Televizyonda Fatih Aksoy söyledi.

-Özgür Özel’i burada konuk etmiştim. Sordum, ‘Üyelerin katılımıyla mı Cumhurbaşkanı adayınızı belirleyeceksiniz?’. İki sefer sordum. İkisinde de, ‘Hayır. Kanuna, Tüzüğümüze aykırı’ diye cevapladı.” dedi.

İmamoğlu, kendisi hakkında olacakları biliyor olmalı ki kamuoyuna, dünyaya! “Güçlü Cumhurbaşkanı adayı!” olduğunu göstermek ve alacağı destekle başına geleceklerden kurtulmak istemiş.

Tek adaylı seçim olur!..

Çocukluğumda teyzem oğlu, siyasetçi, rahmetli Ali Tozan ağabeyimizden duymuştum.

O zamanlarda saat her kişinin kolunda olmaz, tek tük kişide olurdu.

Saati olmayanlar, gerektiğinde, tanısın, tanımasın saati olan, olabilecek kişiden, “Abi saat kaş?” diye saatin kaç olduğunu sorardı.

Kibriti, çakmağı, yani ateşi olmayanlar, yolda elinde sigara olan birinden, sigarasını yakmak için, “Ateşini verir misin?” diyerek alıp sigarasını yakardı.

Sokaktan, sırtında ağır bir yükle bir hamal geçerken, bir kadın evin önünden hamala seslenmiş;

-Hamal! Hamal! Saat kaç? Hamal,

-Otuzzz demiş.

-Hiç otuz olur mu? deyince hamal,

-Hiç hamalda saat olurrr? diye yanıtlamış hamal.

Ben de diyeyim,

-Hiç tek adaylı böyle önseçim olurrr?

Yargı denetimi olmayan, kimin kaç kez oy kullandığı, sonuçların denetlenmediği tek adaylı seçimi, önce üyelere, sonra üye olmayan da partililere de, daha sonra da herkese açık yaptınız ve şişe şişe sonucu açıkladınız.

Gençleri sokağa çağırdınız, Devletin aldığı tedbirleri hiçe saydınız, “Barikatları aşan gençlere teşekkür ediyorum” dediniz.

Ne için? “Vatan için, Millet için, Demokrasi-Hukuk-Adalet için mi?

Yoksa, sözümona, birilerini aklamak, cezaevinden kurtarmak için mi?

Yahu Türkiye, MİT’nin, itinin Amerika’nın emrinde olduğu eski Derbeder Türkiye mi ki, bu kadar acayip iddialar ileri sürüyorsunuz?

Traktörüyle kayısılara ilaç atmaya gelen vatandaş, hem de geçtiğimiz yerel seçimde CHP sempatizanıydı,

-Selahattin Abi, sen hukukçusun bilirsin. Kırk tane savcı bakıyor dosyaya, içlerinden hiç mi biri, ikisi dürüst, namuslu değil ki sahte delillere itiraz ede, karşı çıka?” dedi.

Yolsuzlukla ilgili iddialar, tanık beyanları, raporlar, diğer deliller kolluktaki sorular ve ifade alma tutanağı 121 sayfa olarak her yerde dolaşıyor.

Ben, ”İddialar, deliller, savunmalar… süreç saydam olarak yürütülmeli; vatandaş olanı biteni izlemeli, görmeli, öğrenmeli ve vicdanı böyle oluşmalı.” diye paylaşım yapmıştım.

Öyle de oluyor.

Ortalığı velveleye vermeye gerek.

Gençleri, ana baba kuzularını sokağa, kışkırtıcıların eline bırakmayın.

2015’teki Gar Katliamını unutmayın. Malatya’dan gençleri otobüslere doldurup bölücülerin adı “Barış” olan mitingine gönderdiniz. Malatya’dan 13 vatan evladı, ana kuzusu hayatını kaybetti. Acıları hala içimizde.

Yeter kendi menfaatlerinizi milli menfaatler sarmalına sarıp gençleri işinize alet etmeyin!

“Atatürk’ün kurduğu parti, Atatürk’ün kurduğu parti…” deyip duruyorsunuz.

Bu partinin Atatürk’ün kurduğu partiyle bir ilgisi kaldı mı?

Ne hale getirdiniz…

Hani, Büyük Halk Şairi Mahsuni Şerif,

“Uyansa Atatürk ağlar halime

Kolum nerden aldın sen bu zinciri?” diyor ya türküsünde.

Bu Parti, bu dev gibi yolsuzlukları, bu bölücüleri, teröristleri nasıl içine aldı.

İktidar, memleketi terörden, teröristten arındırmak için, Türk-Kürt kardeşliğinin doya doya yaşanabilmesi için,  içi kan ağlaya ağlaya, midesi bulana bulana, bebek katiliyle görüşülmesini bile istiyor.

Ağzınızı açıp, Atatürk diyorsunuz, Laiklik diyorsunuz, Cumhuriyet diyorsunuz…

Sizin içinizden attığınız Atatürk iktidarın bağrında gerçek kimliğiyle yaşıyor, büyüyor.

Laiklik yine gerçek anlamıyla, inanın da inanmayanın da ihtiyaçlarına cevap verilerek yaşama geçiriliyor.

Türkiye Cumhuriyeti ise göğsümüzü kabartıyor, kendi icadı tanklarıyla, uçaklarıyla, İHA-SİHA’larıyla, gemileri, denizaltılarıyla, yolları, köprüleri, okulları, üniversiteleri, sanat, spor alanları, ambulans uçaklarıyla, yurt dışından geri getirilen tarihi eserleriyle, fakire, fıkaraya yardımlarıyla gözümüzü yaşartıyor.

Ne olur siz bunların daha iyisini, daha çoğunu yapmaya çalışın, yapın da, yasaklanmış mitinglerle, tek adaylı ön seçimlerle, terörü, teröristi, yolla yolsuzlukla uğraşmanıza gerek kalmadan millet size dönsün yüzünü.