Unutulan zafer: Kut’ül Amare ve Hilal-İ Ahmer’in şeref destanı

Abone Ol

OSMANLI’NIN YÜZYILA MEYDAN OKUYAN ZAFERİ

Tarih, sadece savaşların değil, imanla yazılmış zaferlerin de şahididir. 29 Nisan 1916… Bu tarih, İngiliz emperyalizminin bir kez daha Osmanlı karşısında diz çöktüğü, hilalin güneş gibi parladığı bir gündür. Kut’ül Amare Zaferi; Çanakkale’den sonra, Osmanlı ordusunun İngilizleri hezimete uğrattığı ikinci büyük cephedir. Lakin ne acıdır ki, bu şanlı destan uzun yıllar boyunca unutturulmuş, adeta tarihin tozlu raflarına mahkûm edilmiştir.

Bugün bu büyük zaferi ve bu zaferin ardındaki görünmeyen kahramanları hatırlamak, hatırlatmak ve yeniden millet hafızasına kazımak bir vefa değil, bir vazifedir. Çünkü bu zafer, sadece toprak kazanmakla ilgili değil; milletin onurunu, imanını ve dayanışma ruhunu yeniden ayağa kaldırmasıyla anlamlıdır.

İNGİLİZLERİN HİNT DENİZİ HAYALİ KUT’TA GÖMÜLDÜ

I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte İngiltere, Ortadoğu petrollerine ve Hint deniz yoluna hâkim olma hedefiyle Irak’a sefer düzenledi. Planları açık ve büyüktü: Basra’dan Bağdat’a kadar ilerleyecek, Osmanlı’yı Mezopotamya’dan tamamen süpüreceklerdi. Ancak hesaba katmadıkları şey vardı: Türk’ün azmi, Osmanlı’nın direnişi ve Halil Paşa’nın stratejik dehası.

İngilizler hızlı bir şekilde ilerleseler de Selman-ı Pak’ta Osmanlı kuvvetlerine tosladılar. Geri çekilmek zorunda kalan İngilizler, Kut kasabasında savunmaya geçti. Ancak Osmanlı askeri geri adım atmadı. Halil Paşa komutasındaki 6. Ordu, Kut’u kuşattı ve yaklaşık 5 ay boyunca İngiliz kuvvetlerine hiçbir yardım ulaşmasına izin vermedi.

BİR İMPARATORLUĞUN GURURU: 13.300 İNGİLİZ ESİR

29 Nisan 1916’da, tarihin tanık olduğu en büyük teslimiyetlerden biri yaşandı. General Charles Townshend ve beraberindeki 5 general, 481 subay ve 13.300 İngiliz askeri, Osmanlı ordusuna teslim oldu. Sadece bu kadarla da sınırlı değil; Kut’u kurtarmaya çalışan İngiliz birlikleri ise 30 bin zayiat vererek geri püskürtüldü. Yani toplamda 40 bine yakın İngiliz askeri ya esir alındı ya da öldü.

Halil Paşa, bu muazzam zafer sonrası ordusuna gönderdiği mesajda şöyle diyordu:

“Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta müşkülata uğrayacaktır.”

Gerçekten de öyledir. Bu zafer, dönemin emperyal güçlerinin kibirli aklını bozguna uğratmış, Türk’ün savaş meydanlarındaki azmini tüm dünyaya bir kez daha göstermiştir.

HİLAL-İ AHMER: SADECE YARDIM DEĞİL, MERHAMET ORDUSU

Kut’ül Amare zaferinin bir diğer görünmeyen kahramanı ise Osmanlı Hilal-i Ahmer Cemiyeti’dir. Bugünkü Kızılay’ın temeli olan bu cemiyet, yalnızca cephede değil, cephe gerisinde de olağanüstü bir mücadele yürütmüştür.

Irak Cephesi’nde savaş başlayınca, Hilal-i Ahmer önce Bağdat ve Musul’daki şubeleriyle harekete geçti. Sadece yaralı askerlerin tedavisini değil, bulaşıcı hastalıklarla mücadeleyi de üstlendi. Tifüs, dizanteri, kolera ve İspanyol gribi gibi salgınlar cephedeki askerden daha tehlikeliydi. Bu salgınlarla mücadele için hastaneler kuruldu, eczaneler açıldı, ilaç dağıtıldı.

Bağdat’ta 2.500 yataklı dev bir hastane kuruldu. Musul’da 500 yataklı iki hastane daha açıldı. Toplamda 50 bine yakın asker bu hastanelerde tedavi edildi. Hilal-i Ahmer’in Bağdat’a gönderdiği gezici hastaneler ve sağlık ekipleri, modern tıbbın imkânlarını cephenin en zorlu noktalarına ulaştırdı. Bu, bir sağlık seferberliğiydi.

HİLAL’İN GÖLGESİNDE BİR MERHAMET SİMGESİ

Hilal-i Ahmer’in faaliyetleri yalnızca Müslüman Osmanlı askerleriyle sınırlı değildi. Esir alınan İngiliz askerleri de insanî koşullarda yaşatıldı, aileleriyle haberleşmeleri sağlandı. Onlara ulaştırılan mektuplar ve paketler, savaşın yıkıcılığı içinde bile merhametin kaybolmadığını gösteriyordu.

O dönem Avrupa’da kamplarda esirlere zulmedilirken, Osmanlı esirlerine yardım eli uzatıyor, esir kamplarını insan onuruna yaraşır hâlde tutuyordu. Hilal-i Ahmer, din, ırk, millet ayrımı gözetmeksizin yardım elini uzatıyor, hem cephede hem vicdanda Osmanlı’nın büyüklüğünü gösteriyordu.

BİR MİLLETİN VEFASI, TARİHİYLE KURDUĞU BAĞLA BAŞLAR

Kut’ül Amare, yalnızca bir savaş değil; aynı zamanda Türk milletinin hafızasında silinmeye çalışılan bir kahramanlık destanıdır. Yıllarca bu zafer okul kitaplarından çıkarılmış, tarih derslerinde üstü örtülmüş, yeni nesillere anlatılmamıştır. Oysa bu zafer, bugün hâlâ emperyalizme karşı direnen tüm milletler için ilham kaynağıdır.

Osmanlı’nın hem askeri gücü hem de insanî kudreti bu savaşta bir bütün hâlinde tecelli etmiştir. Bugün millî mücadele ruhunu yaşatmak istiyorsak, bu tür zaferleri unutmamalı, genç kuşaklara sadece Çanakkale’yi değil, Kut’ül Amare’yi de öğretmeliyiz. Çünkü her zafer, yalnızca bir geçmişin değil; geleceğin de pusulasıdır.

TARİHİNE SAHİP ÇIKAN, GELECEĞİNİ KURTARIR

Bugün Türkiye hâlâ aynı oyunlarla, benzer kuşatmalarla mücadele etmektedir. Tarih, yeniden hatırlanmazsa tekrar eder. Kut’ül Amare zaferini hatırlamak, sadece bir hatırayı canlandırmak değil; millet bilincini, vatan sevgisini ve mücadele ruhunu diri tutmaktır.

Hilal-i Ahmer gibi kurumlar, bu ruhun sivil alandaki karşılığıdır. O yüzden tarihimize, kurumlarımıza ve değerlerimize sahip çıkmak bir lüks değil, bir zorunluluktur. Çünkü tarih, kendine sahip çıkanları yükseltir, unutanları ise yutar.

Unutmayın,

“Zafer, yalnızca silahla değil; imanla, merhametle ve vefayla kazanılır.

SAYGILARIMLA!