SİYASETE AYAR VERENLERİN SONU GELMELİ
Türkiye’nin ekonomik ve siyasi bağımsızlığına yön veren, fakat bunu yaparken halkın iradesine değil, kendi çıkarlarına hizmet eden TÜSİAD ve benzeri kuruluşlar, bugün artık sorgulanması gereken yapılar haline gelmiştir. Son TÜSİAD Genel Kurulu’nda yapılan açıklamalar, bu kulübün kendisini siyasetin ve milli iradenin üstünde gördüğünü bir kez daha ortaya koymuştur.
Bu yazıda, TÜSİAD’ın Türkiye’deki gerçek rolünü, siyasi manipülasyonlarını ve neden kapatılması gerektiğini ele alacağız. Ancak mesele yalnızca TÜSİAD’ın kapatılmasıyla bitmemektedir. Türkiye, güçlü bir ekonomik sistem kurmak ve halkın refahını artırmak için sermaye gruplarının devlete yön verme gücünü tamamen kırmalı, yerine milli ve halk odaklı bir ekonomi modeli oluşturmalıdır.
TÜSİAD’IN TARİHİ: ELİTİZMİN VE VESAYETİN TEMSİLCİSİ
TÜSİAD, 1971 yılında kurulduğunda, sözde iş dünyasının gelişimi ve Türkiye ekonomisinin büyümesi için çalışmalar yapacağını iddia ediyordu. Ancak zamanla bu kuruluş, dar bir elit kesimin çıkarlarını koruma mekanizmasına dönüşmüştür. Türkiye ekonomisini büyüten ve kalkındıran asıl güç, Anadolu’nun dört bir yanındaki küçük ve orta ölçekli işletmeler, sanayiciler ve girişimcilerdir. TÜSİAD ise her zaman belirli bir sermaye grubunun sesi olmuş, halkın ve reel ekonominin yanında durmaktan çok, devletin politikalarını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmıştır.
Bu yapı, özellikle 1990’lı yıllardan itibaren açıkça siyasete müdahale eden bir pozisyona geçmiştir. 28 Şubat sürecinde ve 2000’lerin başındaki ekonomik kriz dönemlerinde hükümetleri baskı altına alarak, kendi sermaye çevrelerinin çıkarlarını koruyan politikalar üretmeye çalışmıştır.
TÜSİAD’ın en büyük çelişkisi, “demokrasi” kavramını sadece kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasıdır. Halkın seçtiği hükümetleri beğenmediklerinde, ekonomik baskılar kurarak hükümetleri devirmeye çalışmaları, bu yapının demokratik değerlerle hiçbir ilgisinin olmadığını göstermektedir.
TÜSİAD VE SİYASİ MÜDAHALELERİ: MİLLİ İRADEYE KARŞI DİRENİŞ
TÜSİAD’ın demokrasi, hukuk ve adalet gibi kavramları kullanarak yaptığı açıklamalar, sadece belirli dönemlerde gündeme gelmektedir. Ekonomi kötüye gittiğinde, enflasyon yükseldiğinde veya küresel krizlerden etkilendiğimizde sessiz kalan bu grup, hükümetin Türkiye’nin bağımsız politikalarına yönelmesiyle birlikte harekete geçmektedir.
Özellikle son yıllarda Türkiye’nin savunma sanayisinde, enerji alanında ve uluslararası ilişkilerde bağımsız adımlar atması, TÜSİAD’ın rahatsızlığını artırmıştır. Çünkü bu gelişmeler, onların Batı ile kurduğu bağımlılık ilişkisini zayıflatmaktadır. Kendi çıkarlarını tehdit altında hisseden TÜSİAD, “demokrasi ve hukuk” söylemleri altında hükümete karşı baskı oluşturmaya çalışmaktadır.
Son açıklamalarında TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Adil paylaşıma dikkat etmemiz lazım” ve “Demokrasi yoksa gelir bekleyemeyiz” gibi ifadeler kullanmıştır. Ancak unutulmamalıdır ki, Türkiye’nin ekonomik büyümesiyle ilgili asıl problem, bu elit kesimin yıllardır sahip olduğu ayrıcalıkların korunmasıdır. Türkiye’de gelir dağılımını bozan şey, hükümetlerin politikaları değil, tam da TÜSİAD gibi yapıların halkın refahı pahasına kendi servetlerini artırma çabasıdır.
OLMASI GEREKEN: MİLLİ EKONOMİ VE HALKIN GÜCÜ
TÜSİAD gibi kuruluşların varlığı, Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi ve ekonomik olarak bağımsızlaşması önünde bir engeldir. Ancak bu yapıların yalnızca kapatılması değil, yerine gerçekten halkın ve Türkiye’nin çıkarlarını koruyan yeni bir ekonomi modeli inşa edilmelidir.
1. Yerel ve Küçük İşletmeleri Destekleyen Bir Sistem Kurulmalı
Türkiye’nin ekonomisini TÜSİAD üyeleri değil, KOBİ’ler, sanayiciler ve çiftçiler ayakta tutmaktadır. Devletin, TÜSİAD gibi sermaye odaklı kuruluşlara sağladığı ayrıcalıkları kaldırarak, doğrudan üretim yapan ve istihdam yaratan işletmelere destek vermesi gerekmektedir.
2. Sermaye Odaklı Değil, Üretim Odaklı Bir Ekonomi Modeli
Türkiye’nin ekonomik geleceği, büyük şirketlerin kar odaklı yapılarıyla değil, üretim ve sanayileşmeye dayalı bir modelle şekillenmelidir. Devlet, dışa bağımlılığı azaltan ve yerli üretimi teşvik eden politikalarla, bu vesayetçi düzenin önüne geçmelidir.
3. Kamu Yararını Gözeten Bağımsız Kuruluşlar Kurulmalı
TÜSİAD gibi kuruluşlar, sermaye sahiplerinin çıkarlarını koruyan lobiler olarak çalışmaktadır. Bunun yerine, iş dünyasının çıkarlarını değil, halkın ekonomik refahını gözeten sivil toplum kuruluşları desteklenmelidir.
4. Finansal Bağımsızlık Güçlendirilmelidir
TÜSİAD gibi yapıların en büyük gücü, küresel sermayeyle kurdukları ilişkilerden gelir. Türkiye, bağımsız bir finansal sistem kurarak, yerli yatırımcıyı ve sanayiciyi teşvik edecek mekanizmalar geliştirmelidir.
TÜSİAD KAPATILMALI MI?
Bugün geldiğimiz noktada, TÜSİAD gibi kuruluşların demokratik sistem içinde bir sivil toplum örgütü olarak faaliyet göstermesi gerektiği iddia edilebilir. Ancak burada temel problem, bu yapının siyasete yön vermeye çalışması, halkın seçtiği iradeyi baskı altına alma girişimlerinde bulunması ve Türkiye’nin bağımsız politikalarına engel olma çabasıdır.
Bu nedenle TÜSİAD’ın varlığı, Türkiye’nin gerçek anlamda demokratikleşmesi ve ekonomik olarak bağımsızlaşması önünde bir engel haline gelmiştir. Sadece sermaye sahiplerinin değil, tüm halkın çıkarlarını gözeten bir ekonomik yapı kurabilmek için, bu tür vesayetçi organizasyonların kapatılması ya da yeniden yapılandırılması gerekmektedir.
HALKIN KARŞISINDA DURAN KAYBETMEYE MAHKÛMDUR!
Türkiye’nin geleceği, halkın iradesine ve ekonomik bağımsızlığına bağlıdır. Vesayet odaklarının, elit kulüplerin ve siyasete yön vermeye çalışan sermaye gruplarının etkisi sona ermelidir. TÜSİAD’ın temsil ettiği düzen, Türkiye’nin gelişimini engelleyen eski bir sistemin kalıntısıdır.
Halkın iradesinin üzerinde hiçbir güç tanınmayacak, ülkenin geleceği sadece halkın seçtiği yöneticiler tarafından şekillendirilecektir.
Unutulmamalıdır ki, halkın çıkarlarını hiçe sayarak siyaset ve ekonomiyi yönlendirmeye çalışan her yapı, er ya da geç tarihin çöplüğüne gömülmeye mahkûmdur!
Saygılarımla,