Türkün kürdü

Abone Ol

TÜRKÜN KÜRDÜ

Kahramanmaraş’ta Sütçü İmam, Gaziantep’te Şahinbey, Erzurum’da Nene Hatun, İzmir’de Hasan Tahsin ne ise Hacı Kaya da yöremiz için odur…

Milli mücadeleye kayıtsız şartsız destek veren, Erzurum ve Sivas kongrelerine ilimizi temsilen katılarak Kurtuluş Savaşını başlatan çekirdek kadronun içinde yer alan ve önemli kahramanlıklar gösteren, Türk-Kürt ayrıştırmasını tetikleyen fitne tohumlarına taviz vermeyen kendini “Türkün Kürdüyüm” diye tanımlayarak bu kapıları sonsuza dek kapatan bir Kürt aşireti reisi…

Çocukluğunu Baskil Kadıköy’de geçiren, gençlik döneminde devraldığı aşiret reisliğinden sonra baş gösteren milli mücadele sürecinde bölgedeki insanlardan oluşturduğu milis güçlerle önemli kahramanlıklar ortaya koyan, cumhuriyetin ilanından sonra hem Atatürk, hem de İsmet İnönü tarafından teklif edilen milletvekilliği görevini reddeden, yıllar sonra Celal Bayar’ın teklifine sıcak baksa da manevi lideri olan Şeyh Kazım Kazım Efendi’nin izin vermemesi üzerine bu teklifi de reddeden bir kahraman, İzol Aşireti Reisi Hacı Kaya…

Giyim kuşamıyla Rus Lider Stalin’e benzetildiği için kendisine elbiseleri Stalin’den mi aldın diye sorulduğunda “Hayır, o benden aldı” diye nükteli cevaplar veren, kendine has özellikleri olan, devletin imkânlarını reddederek ömrünü zorluklar içerisinde geçiren gerçek bir kahramandır…

Şu unutulmamalıdırki ülkemiz Hacı Kaya gibi gerçek kahramanların omuzlarında bugüne gelmiştir. O ve onun gibi kahramanları birinci elden kaynaklarla yazmak, tanıtmak ve tarihe kayıt düşmek bizim için bir görevdir.

Hemşehrimiz Hacı Kaya öncelikle Birinci Dünya Savaşı yıllarında Elazığ ve Malatya’dan topladığı milis güçleri ile bizzat Kafkas cephesine giderek mücadele vermiş ve dönüşünde Osmanlı sadareti tarafından kırmızı kurdeleli harp madalyası ile ödüllendirilmiştir.

Çetin mücadelelerden sonra memlekete dönen Hacı Kaya bölgede cereyan eden Ermeni olayları ile karşılaşır. Ermenilere Bağımsız devlet kurmaları hususunda söz veren Rusların yalanına kapılan bu millet-i sadıka tebaası yüzyıllık birliktelikleri olan komşusuna, iş ortağına kılıç çeker bir duruma gelmiş ve tarifsiz acı ve vahşetin yaşanmasına sebebiyet vermişlerdir. Hacı Kaya hemen valilik ve mutasarrıflık nezdinde girişimlere başlayarak bu acının dindirilmesi konusunda ve vatanın savunulması refleksiyle yapılan bir mücadelenin içine girer. Sonraki yıllarda işgal devletlerinin baskısıyla kurulan Divan- Harbi Örfi mahkemesinde Osmanlı tarafından yasal olarak başlatılan tehcir olayında suçlu gibi gösterilenlerin yargılamasına başlanır. Hacı Kaya’nın da bu mahkemede idamla yargılanmak üzere İstanbul’a sevk edilmesi istenir.

Oyunu fark eden Mustafa Kemal Paşa, Ali Galip ve yanındakileri tutuklamak üzere Binbaşı İlyas beyi gönderir. Bunu haber alan Vali Ali Galip kendisini idamla yargılamak üzere yakalatıp İstanbul’a göndermek için köşe bucak aradığı Hacı Kaya’yı arayarak bu seferde yardım ister. Ama bilmediği bir şey vardır ki Hacı Kaya Binbaşı İlyas Beyle temas halindedir. Ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulması çalışmalarını birlikte yürütmektedirler.

Tabiî ki Hacı Kaya Ali Galip’in bu müracaatına karşılık vermez. Ve daha sonrasında Ali Galip’in sığındığı Kahta’da Hacı Bedir Ağa’ya giderek kendisini ikna edip bunların uzaklaştırılmasını sağlamıştır. Ali Galip olayından sonra firarlık günleri biten Hacı Kaya Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin başkanı olarak milli mücadeleye kaldığı yeden devam etmiştir.

Milli mücadelede Vilayeti Şarkiye Müdafayi Hukuk Cemiyeti Elazığ ve İzol Şube Başkanı olarak çok önemli faaliyetlerde bulunan, Atatürk’ün Nutuk’ta Kazım Karabekir Paşa’nın ise “İstiklal Harbimiz” adlı eserinde sık sık adından bahsettiği İzollulu Hacı Kaya Sebati Duman, Binbaşı Nowill’in bölgede kaşımak istediği etnik ayrımcılık oyununu bozarak açık ve net bir şekilde milli mücadeleden yana olmuş, Erzurum ve Sivas Kongrelerine katılarak büyük kahramanlıklar sergilemiştir.

Hacı Kaya, Malatya ile Elazığ arasında ortasından Fırat Nehri geçen, iki taraflı 30-40 köyü kapsayan, büyük İzollu Bölgesinin, Kadıköy’ünde: Babası Kadızade Ali Ağa ve annesi Beyaz Hanımefendinin çocukları olarak 1876 yılında dünyaya gelmiştir. Babası Ali Ağa (O şaşaalı, debdebeli, bir o kadar da kritik dönemde) büyük İzollu Aşiretinin reisidir. Genç yaşta vefat etmiştir. Hacı Kaya’yı amcası Abdullah Ağa büyük bir itina ile özel olarak okutmuştur. Çocuk yaşlarında deneyim kazandırmış ve pişirerek istikbale hazırlamıştır. Şahsi kabiliyeti, dehası ve deneyimi ile idari, içtimai ve siyasi sahalarda kendini tam göstermiş ki bu duruma geldiğini görüp inanan, ailesi ve çevresi Aşiret Reisi olarak başa getirmişlerdir. Hacı Kaya teyzesi kızı Emine Hanımefendi ile evlenmiş, 3 kız (Emiş – Raziye – Rabia) ve 2 erkek (Haydar – Mehmet) 5 evlat sahibi olmuştur.

Genç yaşında kurduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti vasıtasıyla büyük hizmetler vermiştir. Hacı Kaya’nın Milli Mücadeledeki ilk büyük hareketi Atatürk ile başlar. Mustafa Kemal’e 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığında ilk telgrafını çeker, “Tüm şark vilayetleri olarak arkanızdayız” der. Ülkenin o menhus günlerden kurtulması için yörede her ferdin harekete geçmesini, teşvik, telkin eder. Yine Elazığ’da Müdafaa’yı Hukuk Cemiyetini ve hemen akabinde merkezi Malatya olarak İzollu Müdafaa’yı Hukuk Cemiyetini kurar. Bir yandan da doğu vilayetleri ile ve de güneyde Kahramanmaraş ve Urfa vilayetleri ileri gelenleri ile işbirliği yapıp birlikte mücadele eder. Bu sırada Mustafa Kemal’e çektiği telgraftaki şu cümle çok manidardır. “Yaşamak için Ölmeye karar verdik”.

Erzurum’da gerçekleştirilen meşhur Erzurum Kongresi’ne katılmıştır. O felaket ve yoksulluk günlerinde, Elazığ’dan-Erzurum’a vilayet emrine bir hayli yiyecek, içecek ve giyecek temin edip göndermiştir. Sivas Kongresi’ne bizzat gitmiş olup, giderken de Elazığ’da Osmanlı kasalarına el koyup, 30’000 altın lira (parasız mücadele edilmez diye) Sivas’ta Mustafa Kemal’e yetiştirmiştir. İstiklal Harbini müteakip İzmir’de akdedilen Büyük İktisat Kongresi’ne ismen çağrıldığından iştirak etmiş olup, bu kongre kararı gereğince kendisine milletçe armağan edilen Köşk, Konak ve arazileri “Ben vazifemi yaptım” diyerek bütün ısrarlara rağmen kabul etmemiştir.

… Mustafa Kemal Atatürk’de İrade-i Milliye’nin 21 Ağustos 1919 tarihli nüshasında tam metni yer alan telgrafta; “Sizler gibi din ve namus sahibi büyükler oldukça, Türk ve Kürd’ün yekdiğerinden ayrılmaz iki öz kardeş olarak yaşamakta devam eyliyeceği ve makam-ı hilâfet etrafında sarsılmaz bir vücut hâlinde dâhil ve hariç düşmanlarımıza karşı demirden bir kale halinde kalacağı şüphesizdir” diyerek Hacı Kaya’ya övgülerini bildirmiştir…

Bizlerin yaşaması için ölmeye karar veren ve kendi canını hiçe sayan çınar gövdeli, pala bıyıklı, geniş göğüslü, dik başlı kahramanımız 1962 yılında aramızdan ayrıldı.

Böyle bir hemşehriye sahip olduğumuz için ne kadar gurur duysak azdır…

Ruhu şad, mekanı cennet olsun…

Yine bir değerimizi andık ve de sizlere hatırlattık…

Selam olsun Malatya’mın güzel insanlarına…