Türkiye ve Pakistan’ın ebedi dostluğu

Abone Ol

İKİ DEVLET, BİR YÜREK: TÜRKİYE VE PAKİSTAN

Dostluk, çoğu zaman zamanla oluşan, menfaatlerle gelişen bir bağ olarak görülür. Oysa Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişki böyle tarif edilemez. Bu bağ, iki milletin ruh köklerinden beslenen, aynı kıbleye yönelen gönüllerin kardeşliğidir. Bu kardeşlik, tarihin tozlu sayfalarında değil; günümüzün en canlı ve en samimi ilişkileri arasında yer alır. 1947 yılında bağımsızlığını kazanan Pakistan, henüz yeni doğmuş bir devletken, Anadolu’nun evlatları sevinciyle sevindi. Hilafet için gönderilen yardımlar hâlâ hatıralarda, gönüllerde yankılanıyor. Çünkü bu iki milletin ilişkisi sadece siyasi değil, aynı zamanda imanîdir.

Türkiye halkı, Pakistan’ı hiçbir zaman “başka bir ülke” olarak görmedi. Tıpkı Pakistanlıların da Türkiye’ye olan sevgisi gibi… Camilerde edilen dualar, bayraklarla süslenen sokaklar, şehitlere okunan Yasinler… Hepsi bu kardeşliğin nişanesi. Çünkü bu bağ, sadece devletlerin değil; milletlerin bağ kurduğu bir bağdır. Bu yüzden bu kardeşliği anlamak için haritalara değil, kalplere bakmak gerekir.

DİPLOMASİDE TAM UYUM, SAHADA GERÇEK DOSTLUK

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in gerçekleştirdiği son görüşme, bu dostluğun devlet nezdinde de nasıl bir samimiyetle yürüdüğünün göstergesidir. Her iki liderin de açıklamaları, sadece siyasi nezaket çerçevesinde değil, gerçek bir güven ve kardeşlik duygusuyla şekillenmiştir. Görüşme sırasında dile getirilen başlıklar; terörle mücadeleden Filistin davasına, ticaretten kültürel işbirliğine kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Bu genişlik, dostluğun şekilsel değil; içerikli ve samimi olduğunun açık bir göstergesidir.

Dün Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret sırasında Türkiye’ye övgüler yağdırdı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a derin bir takdir ve muhabbetle yaklaştı. Aynı şekilde Erdoğan da Pakistan’la olan dayanışmayı, iki ülke arasındaki güçlü dostluğu ve ümmet bilinciyle örülmüş kardeşliği vurguladı. Bu karşılıklı beyanlar, samimiyetin ve sadakatin kelimelere dökülmüş hâliydi.

Ancak bu ilişki sadece güzel sözlerle sınırlı kalmamalı. Diplomatik ziyaretler, imzalanan protokoller ve yapılan ortak açıklamalar kadar, uygulamada da gerçek bir dayanışma gerektirir. Bürokrasi çarkları arasında kaybolmayan, halklar arasında da sıcak ilişkileri besleyen bir siyaset gereklidir. Türkiye ile Pakistan’ın ilişkileri sadece “iyi giden” bir dış politika örneği değil, aynı zamanda örnek alınması gereken bir kardeşlik modelidir. Ama bu modelin sürdürülebilirliği, sahada gösterilecek irade ve kararlılıkla mümkündür.

ZOR ZAMANLARDA GÖSTERİLEN VEFANIN ADI: TÜRKİYE VE PAKİSTAN

İlişkiler, kriz anlarında gerçek yüzünü gösterir. Depremler, seller, savaşlar, salgınlar… Hepsi birer sınavdır. Ve Türkiye ile Pakistan bu sınavları defalarca birlikte vermiştir. 2011 yılında yaşanan sel felaketinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın bizzat felaket bölgesine gitmesi, sıradan bir ziyaret değil, kardeşliğin ete kemiğe bürünmüş halidir. 2022 yılında yaşanan büyük sel felaketinde de Türkiye ilk yardımı gönderen ülkeler arasında yer almıştır.

Bu fedakârlıkların tek taraflı olmadığını da görmek gerekir. 2023 Kahramanmaraş depremlerinde Pakistanlı gönüllüler, yardım ekipleri ve doktorlar Türkiye’ye koştu. Dualar, yardımlar, gözyaşları birbirine karıştı. Bu karşılıklı vefa, hiçbir çıkarın, hiçbir protokolün, hiçbir anlaşmanın sağlayamayacağı güçlü bir bağ oluşturdu. Bu yüzden Türkiye-Pakistan ilişkisi, sadece “iyi gün dostluğu” değil, aynı zamanda “kara gün kardeşliği”dir.

ORTAK DAVALARDA ORTAK SES: FİLİSTİN, KEŞMİR, ADALET

Dostluk, sadece birbirine destek olmakla değil, aynı zamanda ortak davalarda birlikte durabilmekle anlam kazanır. Türkiye ve Pakistan bu noktada da büyük bir uyum içerisindedir. Filistin meselesinde Pakistan’ın kararlı tutumu, Erdoğan’ın Gazze’ye dair ses getiren açıklamaları ile birleşmiş, ümmet adına güçlü bir duruş sergilenmiştir. Aynı şekilde, Pakistan’ın yıllardır mücadele verdiği Keşmir konusunda da Türkiye’nin duyarlılığı göz ardı edilemez. Çünkü bu iki ülke, sadece kendi halkları için değil; mazlum milletler için de umut ışığıdır.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta daha var. Uluslararası ilişkilerde samimi dostluklar pek rastlanan bir şey değildir. Çıkarların hüküm sürdüğü bir dünyada, Türkiye ve Pakistan gibi ilkeli duruş sergileyen ülkelerin birbirlerine olan desteği, zaman zaman belli çevreleri rahatsız edebilir. İşte bu yüzden, bu dostluk ilişkisinde sadece samimiyet değil, aynı zamanda stratejik bilinç de gereklidir. Bu birliktelik, sadece kardeşlik duygusuyla değil; uzun vadeli akıl ve vizyonla korunmalıdır.

KARDEŞLİĞİ GELECEĞE TAŞIMAK: SORUMLULUKLARIMIZ

Bugün Pakistan ve Türkiye arasındaki bu sıcak ilişki, sadece geçmişin mirası değil, geleceğin de teminatıdır. Ancak bu teminat, sadece devlet yöneticilerine bırakılacak kadar dar bir alanda kalmamalı. Akademisyenlerden öğrencilere, iş insanlarından sanatçılara kadar her kesimin bu kardeşliği derinleştirecek adımlar atması gerekir. Ortak eğitim projeleri, kültürel değişim programları, gençlik buluşmaları bu bağı daha da güçlendirebilir.

Aynı şekilde, medya aracılığıyla toplumlara sunulan mesajlar da bu ilişkiyi ya zayıflatır ya da pekiştirir. Olumsuz algı oluşturacak her türlü propagandaya karşı dikkatli olmak, bu kardeşliğin ruhunu korumak açısından hayati önemdedir. Zira medya, bazen köprü değil, duvar da olabilir. Bu yüzden iki ülkenin medya organları da karşılıklı saygı ve samimiyetle hareket etmeli; bu bağı zedeleyecek dil ve üsluptan kaçınmalıdır.

EBEDİ DOSTLUK YOLCULUĞU

Bugün gelinen noktada Türkiye ve Pakistan, sadece iki ayrı devlet değil, aynı yüreğin iki farklı dili gibidir. Aynı inanca omuz veren, aynı adaleti haykıran, aynı haksızlığa karşı susmayan bu iki milletin kardeşliği, yüzyıllar öncesine dayanır ve kıyamete kadar sürecektir.

Bu dostluk, siyasi rüzgârlara göre yön değiştiren bir bağ değil; imanla, sadakatle, vefayla örülmüş ilahi bir kaderdir. Bu yüzden Türkiye ve Pakistan’ın dostluğu, sadece uluslararası ilişkilerin konusu değil; aynı zamanda ümmet bilincinin yaşayan bir örneğidir.

Bu dostluğu kıskananlar, çıkarları zedelenenler ve bu birliktelikten rahatsız olanlar elbette olacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, gönülden gönüle kurulan bağları hiçbir siyasi hesap bozamaz. İmanla kurulan kardeşlik, fırtınalara karşı sarsılmaz bir kale gibidir.

“İki ülke, bir millet; iki bayrak, bir sancak; iki lider, bir dava…”

Bu kardeşlik Allah’ın izniyle ne çıkarla başlar ne de menfaatle biter. Bu, gönülden gönüle kurulan, nesilden nesile aktarılacak bir köprüdür. Ve bu köprünün iki yakası da asla yalnız kalmayacaktır.

SAYGILARIMLA!