TEVAZU

Mütevazi insanlar; çevresindekileri ne kendinden küçük ne de büyük görürler.

Abone Ol

Feraset Dersleri-8-

Mütevazi insanlar; çevresindekileri ne kendinden küçük ne de büyük görürler. Kibirden, kıskançlıktan uzak mutlu bir yaşamları vardır onların.

Tevazu sahibi yani alçak gönüllü olduklarının bile farkında değillerdir aslında. Bu onların normal yaşamadır zaten, kimseye benzemeye çalışmazlar.

Kimseyi küçümsemezler.

Küçükleri bile küçümsemezler.

Çocuklarla sanki onlar büyükmüş gibi konuşurlar. Onların gözlerinin içine bakarak dinler, onların şakalarına gülerler. Onlarla çocuklaşırlar.

Kibirli olmadıkları için insanlara hizmet etmekten zevk duyarlar. Kendilerine hizmet edilmesinden ise rahatsız olurlar.

Annelerine, babalarına, akrabalarına, komşularına, iş arkadaşlarına hizmet etmekten hoşlanır, tanımadıkları insanların dertleriyle dertlenirler. Güler yüzlü ve yardımseverdirler.

Ama mütevazi olduklarının asla farkında değildirler. Kibirli insanlarla karşılaştıklarında derin bir rahatsızlık duyar, onlardan uzaklaşırlar.

Allah (C.C)’ın en sevmediği davranışın kibir olduğunu ve kibrin şeytandan olduğunu bilirler.

Peygamberlerinden “Mümin kardeşine kibirlenmenin kendisine kötülük olarak yeteceğinin” haberini almışlardır. Kendilerini bu ateşin içine atmazlar.

Mütevazi insanların gönülleri Konya ovası kadar geniştir. Ne Suriyelilerden rahatsız duyar ne de Afganlılardan. Onların gönüllerine herkes sığar; Engeliler de sığar, engelsizler de.

Hastalar da sığar, uyuşturucu bağımlıları da. Her mazlum için üzülür, her müstekbirden nefret ederler. Gönül dünyalarında herkese yer vardır. Hayvanlara, bitkilere bile muhabbet duyarlar.

Mütevazi insanlar; Ukalalığı bilmezler. İlimleri ile övünmezler.

Her bilgiye aç ve açık oldukları için hakkı ve gerçeği daha kolay bulurlar.

Bilmediklerinin çokluğunun farkında oldukları için sürekli olarak Allah (C.C)’a “ilmimi ve anlayışımı artır” diye dua ederler. O dualarının karşılığında ise Allah (C.C) onlara şaşmaz bir feraset verir. Allah (C.C) onlara selim bir akıl ve selim bir kalp verir. Mütevazilikleri sayesinde masum bir iç güdü kazanırlar.

Onlar Allah (C.C)’a karşı da mütevazidirler. O’nun önünde eğilmekten, secdeye kapanmaktan zevk duyarlar. O kadar derin bir ihlasla ibadet ederler ki şu kutsi hadisin şekillenmiş hali olurlar adeta; Kulum, kendisine emrettiğim farzlardan, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık sağlayamaz. Kulum bana (farzlara ilâveten işlediği) nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır; nihâyet ben onu severim. Kulumu sevince de (âdeta) ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden ne isterse, onu mutlaka veririm, bana sığınırsa, onu korurum.” (Buhârî, Rikak 38)

Bu insanlar peygambere karşı da mütevazidirler. Onun adını anarken edeplerini takınırlar. Ona salat ve selam gönderirler. Ona olan muhabbetlerinden müstefit olurlar.

Peygamberlerinin şefaatlerini umarken her ezanı işittiklerinde onun Makam-ı Mahmuda ulaşması için Rabblerine niyazda bulunurlar.

Bu tevazu sahibi insanlar, dünya malına karşı da mütevazidirler. Yunus Emre’nin dediği gibi ne varlığa sevinir ne yokluğa yerinirler.

Bir zarar uğrasalar “Allah (C.C) vermişti şimdi de aldı” diyerek teselli olur gama yasa batmazlar. Bir servetle nimetlenseler övünüp büyüklenmezler. Verenin Allah (C.C) olduğunu bilirler de mallarından ihsanda bulunurlar.

Bu insanların tevazularından en çok yakınları faydalanır. Hanımlarını küçük görüp aşağılamaz aksine onları şereflendirip yüceltirler. Beylerini dilleri ile incitmezler her ortamda onların onurlarını yükseltirler.

Kendilerinden daha zenginlerle beraber olmaktan hoşlanmazlar. Bilirler ki bu da kalbe bir büyüklenme hissi yerleştirir. Onların sofraları, gariplerin, yetimlerin, kimsesizlerin sofrasıdır. Ve bilirler ki şeref ve izzet bütünüyle Allah (C.C) ve resulünün yanındadır. Ve yine bilirler ki Kim Allah ve resulünden başka bir yerde şeref ve izzet ararsa Allah (C.C) onları rezil eder.

Mütevazi olan bu insanların kendilerini başkalarına beğendirme gibi bir dertleri de yoktur. Kendilerini; akıllı, önemli, itibarlı, zengin, büyük göstermeye çalışmazlar. Kimseyi küçük görmedikleri gibi büyük de görmediklerinden kimseyi taklit etmezler.

Mütevazi insanlar “her şeyi ben zaten biliyorum” demedikleri için her zaman ilim öğrenmeye açtırlar. Kibirli insanlar ise boş bir teneke gibi durmadan ses çıkarırlar. Kendilerinden emindirler. Özgüvenleri tavan yapmıştır. Dur durak bilemeden konuşur insanları kendileri ile meşgul ederler.

Mütevazi insanların ise zamanla kıymeti anlaşılır. Onlar sessiz ve derinden ilerler. İnsanlara olan etkileri ise kalıcı olur.

İşte Yüce Allah (C.C)’ın mütevazı kullarına hediyesi; keskin bir feraset ve insanlar arasında gerçek şeref, izzet ve itibardır.

Rabbimiz bizleri tevazu sahibi kullarından eyle, bizi birbirimize karşı övünmekten ve birbirimize karşı haddi aşmaktan muhafaza eyle. Âmin ya Muîn