KARDEŞLİK VE HUZUR YOLUNDA ATILMIŞ ÇOK BÜYÜK BİR ADIM
Türkiye, tarih boyunca pek çok badire atlatmış, nice zorlukların üstesinden gelmiş, bin yıllık kardeşlik mayasıyla yoğrulmuş bir coğrafyanın adıdır. Ancak bu kadim topraklar, son kırk yıldır derin bir acıyla yoğrulmuş; terör belasıyla sınanmış, nice evladını toprağa vermiştir. Gelinen noktada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün TBMM’de yaptığı “Gelin el ele verelim, milletimizin bin yıllık kardeşliğine sokulan hançeri hep beraber çıkartalım” çağrısı, hepimize tarihi bir sorumluluğu hatırlatıyor: Terörsüz bir Türkiye inşa etmek.
40 YILLIK KAN VE GÖZYAŞI SON BULMALI
Türkiye’nin terörle mücadelesi, yalnızca askeri operasyonlardan ibaret değildir. Bu mücadele, aynı zamanda bir kardeşlik mücadelesidir. Terör örgütlerinin en büyük amacı, milletin bağrına kin ve nefret tohumları ekmek, insanları birbirine düşman etmektir. Ancak, bin yıldır bu topraklarda birlikte yaşayan insanlar, aynı sofrayı paylaşmış, aynı kıbleye yönelmiş, sevinçte ve tasada hep bir olmuşlardır.
Son kırk yılda yaşanan acılar, yalnızca şehit ailelerinin değil, bu ülkenin her bir ferdinin yüreğinde derin yaralar açmıştır. On binlerce insanımız hayatını kaybetmiş, şehirlerimiz bombalarla sarsılmış, ocaklara ateş düşmüştür. Ancak, bütün bu acılara rağmen, milletin birliği bozulmamış, kardeşlik ruhu dimdik ayakta kalmıştır.
YENİ BİR SAYFA AÇMANIN VAKTİ GELDİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çağrısı, bu topraklarda yeni bir sayfa açmanın vaktinin geldiğini gösteriyor. Artık terörün olmadığı, anaların gözyaşının dindiği, gençlerin silah değil kalem tuttuğu bir Türkiye’yi inşa etme vakti. Bu, sadece hükümetin değil, muhalefetin de, sivil toplum kuruluşlarının da, her bir vatandaşın da sorumluluğudur.
Bu noktada, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaktığı barış meşalesi, hepimiz için bir umut ışığı olmuştur. Sayın Bahçeli’nin “Kardeş kavgasına son vereceksek, şimdi tam vaktidir” diyerek gösterdiği irade, milletimizin gönlünde yeni bir ufuk açmıştır. O meşalenin sönmemesi, bu mücadelenin nihayete ermesi için her birimizin üzerine düşen sorumluluklar var. Kardeşliğimizi güçlendirmek, komşumuzla barışmak, aramızdaki kırgınlıkları bir kenara bırakmak, terör örgütlerinin en büyük korkusudur. Onlar, milletin birlik olmasından korkarlar; çünkü bilirler ki bir araya gelmiş bir millet, yıkılmaz bir kaledir.
Bu süreçte, AK Parti başta olmak üzere tüm siyasi partilerin barışa yönelik samimi çabaları gözler önündedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu konudaki kararlı duruşu, Devlet Bahçeli’nin kardeşlik vurgusu ve diğer partilerin de destek sinyalleri vermesi, terörsüz bir Türkiye’ye dair umutlarımızı artırmaktadır. Tüm farklılıklarımızı bir kenara bırakıp, aynı bayrak altında birleşmek, hepimizin sorumluluğudur.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN İNŞASI
Terörsüz bir Türkiye için atılacak adımlar bellidir. Öncelikle, terör örgütlerinin beslendiği zemini kurutmak gerekir. Bunun yolu da, adalet ve eşitlikten geçer. Bu ülkede hiç kimse, etnik kökeni, mezhebi ya da siyasi görüşü nedeniyle ötekileştirilmemeli, herkes kendini bu toprakların asli unsuru olarak hissetmelidir.
Eğitim, en güçlü silahımızdır. Gençlerimize terör örgütlerinin karanlık ideolojilerine kapılmamaları için fırsatlar sunmalı, onlara umut aşılamalıyız. İşsizlik, yoksulluk ve adaletsizlik gibi sorunlar, terör örgütlerinin istismar ettiği en büyük açıklarımızdır. Bu sorunları çözmek, terörle mücadelenin en önemli adımlarından biridir.
Bunun yanında, barışın dili, siyasetin ve toplumun her katmanında hâkim olmalıdır. İnsanlar arasındaki kırgınlıklar onarılmalı, komşular birbirine sarılmalı, kardeşler bir sofrada yeniden buluşmalıdır. Barışın mayası, ancak sevgi ve hoşgörüyle yoğrulur.
BİR ÜTOPYA DEĞİL, TERÖRSÜZ TÜRKİYE’NİN VAADİ
Terörsüz bir Türkiye, yalnızca güvenlik güçlerinin başarısı değil, topyekûn bir millet uyanışının eseridir. Bugün, terör bittiğinde bu ülkenin ne denli müreffeh olacağını tahayyül etmek zor değil. Kardeş kanının akmadığı bir Türkiye, yalnızca anaların gözyaşını dindirmekle kalmayacak; ekonomide, sanatta, bilimde, eğitimde de büyük sıçramalar yapacaktır.
Bunu istemeyenler de var elbette. Terörü destekleyen, dost gibi görünen düşmanlar, Türkiye’nin güçlenmesinden korkanlar, terörsüz bir Türkiye’nin mümkün olmadığını iddia edecek, her fırsatta fitne ateşini körüklemeye çalışacaklardır. Ancak unuttukları bir şey var: Bu millet, bir kez kardeşlik bilincine sarıldığında, hiçbir düşman onu yıkamaz.
KARDEŞLİK HUKUKU
Kardeşlik, sadece bir söz değil, bir hukuk meselesidir. Bu topraklarda bin yıldır süregelen kardeşlik hukukunu yeniden tesis etmek zorundayız. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iftar sofrasında yaptığı çağrı, bu kardeşlik hukukunun yeniden inşası için bir fırsattır.
Geçmişte yaşanan acılardan ders almalı, bir daha o günlere dönmemek için elimizden geleni yapmalıyız. Bu terör belası yüzünden birçok yerde yüreğimiz yanmıştır. Bugün, aynı oyunların yeniden sahnelenmek istendiğini görüyoruz. Ancak bu kez, milletimiz bu oyuna gelmeyecek kadar bilinçlidir.
Bu kardeşlik hukukuna katkıda bulunan kim olursa olsun tarih onları büyük insanlar olarak yâd edecektir ve adları altın harflerle tarihe yazılacaktır.
ARTIK EL ELE, GÖNÜL GÖNÜLE VERELİM
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dediği gibi:
“Terörsüz Türkiye hedefiyle yürüttüğümüz çalışmalarda ülkenin 40 yıllık bir sorununu çözerken, istismara müsait yeni fay hatları oluşturmak, açık ve net söylüyorum, emperyalizme uşaklık etmektir.”
Bugün, tüm siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına ve her bir vatandaşa düşen görev, bu çağrıya kulak vermektir. Gelin el ele verelim, milletimizin bin yıllık kardeşliğine sokulan hançeri hep beraber çıkartalım. Türkiye düşmanlarını bir kez daha hüsrana uğratalım.
Bu topraklarda kardeşlik kazanacak. Barış kazanacak. Türkiye kazanacak. Terörsüz bir Türkiye, bizim en büyük hayalimiz, en büyük idealimizdir. Bu hayali gerçeğe dönüştürmek ise, hepimizin sorumluluğudur.
“Ne mutlu kardeşliği büyütenlere… Ne mutlu teröre karşı dimdik duranlara… Ne mutlu Terörsüz Türkiye’ye inananlara!”
Saygılarımla,