Tayinimin Adana İmam Hatip Lisesine çıktığını öğrendiğimizde çok sevinmiştik.
Dalımı da yazayım; Tarih, Coğrafya.
Özal Dönemi olduğu için Malatyalıların tayinleri daha kolay oluyordu.
İlk görev yerim de Rize İmam Hatip Lisesi.
Yedi yıl kaldığım yer…
Cumhurbaşkanımızın memleketi.
Rize’de geçiriyorum günlerimi
Bir yanım mavi
Bir yanım yeşil
Rize’de uğurluyorum gençliğimi
Her yanım ıslak
Gözlerim kupkuru. s.S.
Bir 12 Eylül şiirim.
…
Orada çalışırken, haftada bir gün, o tarihte kasaba, sonra ilçe olan Güneysu’ya derse giderdik.
Orada bir şubesi vardı İmam Hatip’in.
Karadeniz kıyısından, doğuya, Çayeli’ne doğru gidip, beş altı kilometre sonra Salarha deresi kenarından, suya karşı on kilometre kadar daha gidince Güneysu gelirdi.
İşte burası Cumhurbaşkanımızın köyü, vetanının özüydü.
Yedi burada, üç Adana’da, on yıl İmam Hatip’te çalıştım, hep huzur, hep mutluluk içinde oldum.
Ben öğretmen doğdum ya yurduma
Sınıf ülkem oldu
Ulus öğrencim
Ben Atatürk oldum başlarına
En katı bilgileri bile sevgiye batırdım sundum
Ben yurduma öğretmen doğdum. S.s.
…
Baro Başkanlığımız sırasında Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mize gitmiş, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’la görüşmüş, konuşmuş, fotoğraf çektirmiştik.
İçimizde duygulanıp, gözleri yaşaran arkadaşlarımız olmuştu.
Biri Eski Başkanımız Yaşar Eren’di.
Basınımızla paylaştım bu ziyareti.
Bir gün, Rektörümüz Cemil Çelik’le otururken,
-Oralar öyle tekin değil, ne işiniz var Kıbrıs’ta diye takılmıştı.
Rahmetli Denktaş Malatya’ya gelmiş, Soykan Parkının orada kalabalık bir kitleye konuşma yapmıştı daha önce.
O zamanki Başkanımız Rahmetli Niyazi Gökçe’yle gitmiştik.
Fransa’nın, Türkiye hakkında söylediği tehditkar sözler üzerine o miting düzenlenmişti…
Slogan şuydu:
Fransa şaşırma!
Sabrımızı taşırma!
Biz de Kıbrıs gezimizde yanına gittik.
O zaman Büyükelçimiz Metin Feyzioğlu olsaydı, onun yanına da giderdik.
Feyzioğlu’nun Kıbrıs’a Büyükelçi olarak atandığını duyduğumda, böyle bir karar verilmesinden dolayı, gözlerim yaşarmış, Devletimizle, Cumhurbaşkanımızla gurur duymuştum.
İki dönem TBB Avukatlar Vakfı yönetim kurulu başkan yardımcılığı yaptım.
O zaman başkanın Ankara’dan olması geleneği vardı o zaman.
Bir gün, Vakıf’ta otururken, ben yarım saat kadar, memleket meseleleri, muhalefet, iktidar vb. üzerine konuştum. Feyzioğlu,
-Selahattin Abiyle aynı düşünüyorum dedi sonunda.
Düşüncelerim de bugünkü düşüncelerimle aynıydı, ama CHP’liydim ve CHP’de de bunları aynen konuşuyordum.
On, on beş sene önce, o zaman Başbakan olan Cumhurbaşkanımızı rüyamda görmüştüm.
Makam aracının arka koltuğunda beraber oturuyorduk.
Doğu illerimizin birinin kuş uçmaz, kervan geçmez dar bir dağ yolunda giderken, ileride PKK teröristlerinin yola barikat kurduklarını fark ettik. Ben,
-Duracakmış gibi yavaşlayıp son hızla devam edelim dedim. Tamam denildi.
Devam ettik, gerisini bilmiyorum, Rüya burada bitti çünkü!!!
Denktaş’la görüşmemizi anlatırken, Cumhurbaşkanımızla rüyam geldi aklıma, bağışlayın…
Metropol şehir Adana’ya gelmekle çok sevinmiştik.
Konferanslar, resim sergileri, diğer etkinlikler çoktu.
Hiç birini kaçırmamaya çalışıyordum.
Hepsinden önemlisi! iki takımı da, Adanaspor da, Adana Demirspor da Süper Ligdeydi.
Masa Tenisi, Atletizm ve Basketbol hakemiydim.
Bir maçtan bir maça, bir turnuvadan bir turnuvaya koşuyordum.
Adana İmam Hatip de çok büyüktü.
Karşısında, Sabancıların yatılı öğrencilerimiz için anneleri adına yaptırdıkları yurt binası vardı.
Anneleri rahmetli olduğunda, cenaze buraya getirilmiş, tören yapılmıştı.
Cenazeye katılanlar, kadın, erkek Avrupa ülkesi insanları gibi hepsi şık giyimli, siyah elbiseli, siyah gözlüklü, erkekler kravatlıydı.
Okulumuzun hemen yakınında Öğretmenevi vardı.
Boş zamanlarımızda lokalinde briç oynardık.
Bir emekli ağabeyimiz, hata yaptığı için tepki aldığında,
-Tekaütlük sizin de başınıza gele der, mazeretini böyle, güzelce açıklardı.
Bugüne geleyim. Şimdi, emeklilerimiz çok haklı, çok sıkıntılı ve çok çok dertli hakikaten.
Evlatlarının eline bakar durumda.
Ama derim ki, biraz sabretsinler!
Görecekler, Büyük Devletimiz buna asla seyirci kalmayacaktır.