Tarihin doğru tarafında yer almak

Abone Ol

Tarih, yalnızca savaşların, zaferlerin ya da yenilgilerin hikâyesi değildir. Tarih, aynı zamanda insanlığın vicdanıyla hesaplaştığı bir aynadır. Bugün, Suriye’de yaşananlar bu aynaya yeniden bakmamız gerektiğini hatırlatıyor. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan’ın Şam’da yaptığı “Tarihin doğru tarafında olmanın gururunu yaşıyoruz” açıklaması, yalnızca bugünün değil, geçmişten bugüne Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde izlediği politikaların bir yansımasıdır.

Bu yazıda, tarihin doğru tarafında olmanın ne anlama geldiğini ve Türkiye’nin hem geçmişte hem de günümüzde bu ilkeye nasıl sadık kaldığını ele alacağım.

TARİHİN DOĞRU TARAFI, ADALETİN VE MAZLUMUN YANINDA DURMAKTIR

Tarihin doğru tarafında yer almak, her şeyden önce adaletin ve mazlumun yanında durmaktır. Bu ilke, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal kodlarında derin bir şekilde yer alır. Osmanlı İmparatorluğu döneminden başlayarak, Anadolu toprakları tarih boyunca zulümden kaçanların sığınağı olmuştur.

1492’de İspanya’dan sürülen Yahudilere kapılarını açan Osmanlı, bu kararıyla Avrupa’nın çoğu ülkesinin aksine, mazlumun yanında yer almayı seçmiştir. Benzer şekilde, 19. yüzyılda Kafkasya’dan gelen Çerkezler ve Kırım Tatarları, Osmanlı topraklarına yerleşerek yeni bir hayata başlamışlardır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu mirası devraldığı en somut örneklerden biri ise 20. yüzyılda Balkanlar ve Kafkaslardan gelen göçmenlere sağlanan destektir.

MODERN TÜRKİYE’NİN İNSANLIK DRAMLARINA YANITI

Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğu günden bu yana, uluslararası krizlerde insani değerleri ön planda tutmuştur. Kore Savaşı’nda barışı tesis etmek için görev alan Türk askerleri, yalnızca savaş yetenekleriyle değil, Kore halkına gösterdikleri insani yardımlarla da hafızalarda yer edinmiştir.

1974’te Kıbrıs’ta yaşanan olaylar, tarihin doğru tarafında yer almanın ne kadar zor ama bir o kadar da gerekli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Türkiye, Kıbrıs Türk halkını Rum çetelerinin zulmünden korumak için müdahalede bulunmuş ve burada barışı sağlamayı başarmıştır. Bugün hâlâ Kıbrıs’ta iki toplumun eşit haklara sahip olduğu bir düzenin temelini atan bu hareket, uluslararası baskılara rağmen doğru olanı yapma kararlılığının bir örneğidir.

SURİYE KRİZİ İNSANLIĞI VE VİCDANLARI TEST ETMİŞTİR

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı, Türkiye’nin tarih boyunca üstlendiği “mazlumun yanında olma” sorumluluğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Milyonlarca Suriyeli, rejimin baskısından kaçarak Türkiye’ye sığınmıştır. Bugün, Türkiye dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumundadır. Bu yük, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda vicdani bir sorumluluktur.

Türkiye’nin Suriye politikasının temelinde, bir halkın kendi kaderini belirleme hakkına duyulan saygı yatmaktadır. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Şam ziyareti sırasında dile getirdiği, “Suriye’nin geleceğini Suriyeliler belirleyecek” ifadesi, bu duruşun özeti niteliğindedir. Türkiye, savaşın en zor dönemlerinde Suriyelilere kapılarını açmış, uluslararası toplumun büyük bir kısmının sessiz kaldığı bir dramda ses olmayı başarmıştır.

TARİHTEN ALINAN DERSLER

Tarihin doğru tarafında yer almak, yalnızca bugünün meseleleriyle sınırlı değildir. Geçmişten alınan dersler, geleceği inşa etmenin yol haritasını oluşturur. Türkiye’nin dış politikasında, adalete dayalı bir duruş sergilemesi, tarih boyunca karşı karşıya kaldığı zorluklardan öğrendiklerine dayanır.

Balkan Savaşları sırasında yaşanan göçler, Kurtuluş Savaşı’nda verilen mücadele ve II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye’nin tarafsız kalarak barışı koruma çabası, bu ilkenin köklerini oluşturur. Aynı şekilde, Filistin meselesinde izlediği politika da, mazlumun yanında durma anlayışının bir yansımasıdır.

SURİYE’NİN GELECEĞİNİ İNŞA ETMEK

Bugün, Suriye’nin yeniden inşası için yapılan çağrılar, yalnızca bir komşu ülkeye destek olma niyetinden ibaret değildir. Türkiye, bölgesel barışın sağlanması için sorumluluk üstlenmekte ve uluslararası toplumun da bu sürece katılmasını talep etmektedir. Suriye’nin geleceğinde Suriyelilerin söz sahibi olmasını savunan Türkiye, aynı zamanda bu ülkenin yeniden inşasında tecrübelerini paylaşmaya hazır olduğunu ifade etmektedir.

SONUÇ OLARAK BU MESELE, VİCDAN VE SORUMLULUK MESELESİDİR

Tarihin doğru tarafında yer almak, yalnızca bir slogan değil, bir sorumluluktur. Türkiye, tarih boyunca bu sorumluluğu üstlenmiş ve her seferinde adaletin, mazlumun ve barışın yanında yer almıştır. Bugün, Suriye’de izlenen politika, bu tarihi mirasın bir devamıdır.

Dün İspanya’dan sürgün edilen Yahudilere, bugün ise savaştan kaçan Suriyelilere kapılarını açan bir ülke olarak Türkiye, tarihin vicdanında haklı bir yer edinmiştir. Şimdi, bu sorumluluğu geleceğe taşımak ve gelecek nesillere daha barışçıl bir dünya bırakmak için çalışmaya devam etme zamanıdır. Çünkü tarihin doğru tarafında yer almak, sadece geçmişe değil, geleceğe de borcumuzdur.

Saygılarımla…

24.12.2024

Avukat Mehmet Ali KÖROĞLU