SYKES-PICOT: HARİTAYLA BÖLÜNEN COĞRAFYALAR, PARÇALANAN HALKLAR
1916 yılında Britanya ve Fransa arasında imzalanan Sykes-Picot Anlaşması, sadece kağıt üzerinde çizilmiş sınırlarla kalmadı; bir milleti, bir ümmeti ve bir kıtayı yüzyıllar sürecek bir kaosun eşiğine itti. Osmanlı’nın Orta Doğu’daki mirası, emperyalist çıkarlar uğruna parsellenirken, halklar etnik, mezhepsel ve kültürel aidiyetleriyle birbirine düşürüldü. Haritalar cetvelle çizildi, şehirler ortadan bölündü, halklar sınırların ötesine savruldu.
Anlaşmanın ardındaki temel saik “barış” ya da “istikrar” değildi. Asıl amaç, Osmanlı’nın çöküşüyle doğacak güç boşluğunu Batı’nın kendi nüfuz alanlarıyla doldurmasıydı. Bu yaklaşım, yüzyıl sonra bile devam eden iç savaşların, zorunlu göçlerin ve toplumsal travmaların temelini attı. Bugün Suriye’nin içinde bulunduğu parçalanmışlık hali, bu emperyalist mühendisliğin kalıcı sonuçları arasında yer almaktadır.
EMPERYALİZMİN AÇ GÖZLÜLÜĞÜ: SURİYE NASIL YIKILDI?
Suriye’deki iç savaş, yalnızca yerli unsurların iktidar mücadelesiyle açıklanamaz. Gerçekte bu savaş, küresel güçlerin, çıkarlarını tesis etmek adına halkları birbirine kırdırmasının bir tezahürüdür. Sykes-Picot’un açtığı fay hatları, Batı destekli gruplar, vekâlet savaşları ve mezhepsel kutuplaşmalarla derinleştirildi.
ABD ve Avrupa ülkeleri, kendi sınırlarından binlerce kilometre uzaklıktaki bir ülkenin iç işlerine müdahale etmeyi “demokrasi ihracı” ya da “insan hakları koruması” maskesiyle meşrulaştırmaya çalıştı. Ancak sonuç, milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, şehirlerin yerle bir olduğu ve bir ülkenin hafızasının yok edildiği bir enkaz oldu. Bugün hâlâ bu ülkelerden samimi bir özür, somut bir telafi adımı görülmüş değildir.
İKİ YÜZLÜ BATI: SÖZDE İNSAN HAKLARI, GERÇEKTE KAZANÇ PEŞİNDE
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın açıklamaları dikkat çekici olsa da, Batı’nın tarihsel siciline bakıldığında bu açıklamaların inandırıcılığı sorgulanmalıdır. Bir yüzyıl boyunca bölgede kan akıtan, yönetimleri devirip kukla rejimler kuran, yeraltı kaynaklarını talan eden ülkeler, bugün “saygıya dayalı diplomasi” gibi kavramları dillerine dolamış durumda.
Sykes-Picot’tan Irak işgaline, Libya’nın parçalanmasından Suriye’ye kadar Batı, bölgede uyguladığı politikaların sorumluluğunu almamış; aksine bu enkazın üzerinde yeni planlar yapmaya devam etmiştir. “Bunu bir daha yapmayacağız” demek samimi bir özeleştiri değil, çıkarların değiştiğini gösteren diplomatik bir manevradır. Batı, geçmişte ne yaptıysa bugün de aynısını başka yöntemlerle yapmaktadır: Yıkım, sömürü ve istikrarsızlık.
YENİDEN KURULACAK BİR SURİYE MÜMKÜN MÜ?
Tom Barrack’ın, “Askerlerle değil, halkla omuz omuza duracağız” açıklaması umut vadeden bir yaklaşım gibi gözükebilir. Ancak tarih bize göstermiştir ki; Batı’nın hiçbir müdahalesi halkın çıkarına olmamıştır. Eğer gerçekten bir yeniden doğuş olacaksa bu, emperyalizmin gölgesinden uzak, Suriye halkının kendi kaderini tayin ettiği, onurlu bir barış süreciyle mümkün olabilir.
Bölgede barış, ancak bölge halklarının dayanışması, dış etkenlere karşı ortak direnci ve toplumsal onarıma dönük yatırımlarla sağlanabilir. Bugün Türkiye, Körfez ülkeleri ve Avrupa’nın desteği bu anlamda önemlidir; fakat bu destekler askeri üslerle değil, yeniden yapılanma için ekonomik, sosyal ve kültürel yatırımlarla somutlaştırılmalıdır.
TARİHİ HATALARI UNUTMADAN, HAKİKATLE YÜZLEŞEREK GELECEĞE BAKMAK
BATI’NIN TARİHSEL SUÇU: BİR ASRIN BEDELİ
Sykes-Picot sadece bir anlaşma değil; milyonlarca insanın hayatını şekillendiren, bir bölgeyi yüz yıl boyunca çatışmalara mahkûm eden küresel bir kumpastı. Bu kumpas, emperyalist çıkarlar adına insan onurunu, milletlerin birlikteliğini ve coğrafyanın dokusunu yok saydı. Bugün gelinen noktada, o dönemin harita mühendisliği hâlâ halkların kaderini belirliyor.
SURİYE: DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE YAKILAN BİR ÜLKE
Suriye, yüzbinlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarcasının mülteci olduğu bir trajediye sahne oldu. Batılı ülkeler, ya doğrudan ya da dolaylı yoldan bu trajedinin failleri arasında yer aldı. Kimyasal silah iddiaları, sahte bayrak operasyonları, desteklenen terör grupları ve her biri diğerinden daha karanlık müdahaleler, Suriye halkının umutlarını söndürdü.
BARIŞ, ANCAK ADALET VE HESAPLAŞMAYLA GELİR
Bugün bir “yeniden doğuş”tan söz ediliyorsa, bu ancak geçmişle hesaplaşmakla mümkündür. Sykes-Picot’u imzalayan ülkeler, bu antlaşmanın halklara neler kaybettirdiğini açıkça kabul etmeli ve telafi için ciddi adımlar atmalıdır. Aksi halde, söylenen her söz, diplomatik makyajdan ibaret kalır.
HALKLARIN KENDİ KARARINI VERMESİ ŞARTTIR
Barışın anahtarı Batı’nın değil, bölge halklarının elindedir. Türkler, Araplar, Kürtler ve diğer tüm etnik unsurlar; geçmişin tuzaklarına düşmeden, ortak bir gelecek için işbirliği yapmalıdır. Emperyalist oyunların kurbanı olmak yerine, kendi medeniyetlerini yeniden inşa edecek iradeyi göstermelidirler. Aksi halde Sykes-Picot’un hayaleti, coğrafyamızı sonsuza kadar takip edecektir.
UNUTULMAMALIDIR Kİ,
“Yüz yıl önce haritaları cetvelle çizenler, bugün gözyaşlarını silmekten bahsediyor; oysa asıl ihtiyaç, kanla çizilen sınırları adaletle silmektir.”
SAYGILARIMLA!