BÖLÜNME HAYALLERİ SUYA DÜŞTÜ MÜ?
Ortadoğu, tarih boyunca büyük güçlerin çıkar çatışmalarının ve emperyal hesaplarının sahnelendiği bir coğrafya oldu. Suriye’de 2011’de başlayan iç savaş, bu hesapların en somut yansımalarından biri olarak tarihe geçti. On binlerce insanın hayatını kaybettiği, milyonlarca kişinin göç etmek zorunda kaldığı bu savaş, bölgedeki dengeleri kökünden sarsarken, birçok aktörün doğrudan ya da dolaylı müdahil olduğu bir sürece dönüştü.
Bugün geldiğimiz noktada, Suriye’nin bölünmesini ve parçalanmasını bekleyenler büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Şam yönetimi ile terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı YPG/SDG arasında imzalanan tarihi anlaşma, Suriye’nin birliğini koruma yönünde önemli bir adım olarak kayda geçti. Bu anlaşma, sadece PKK/YPG’nin silah bırakması ve devlet kurumlarına entegre olması anlamına gelmiyor; aynı zamanda, Suriye’yi bölmeye yönelik senaryoların da büyük ölçüde boşa çıkmasını ifade ediyor. Ancak bu gelişme, bölgedeki tüm aktörler tarafından aynı şekilde mi yorumlanıyor?
SURİYE’DE YENİ DÖNEMİN AYAK SESLERİ
Suriye Devlet Başkanı Ahmed Eş-Şara ve PKK/YPG elebaşı “Mazlum Kobani” kod adlı Ferhat Abdi Şahin’in bir araya gelerek imzaladığı anlaşma, “Tüm Suriyelilerin dini veya etnik kökenine bakılmaksızın siyasi temsiliyet ve anayasal haklarının güvence altına alınması” ilkesine dayanıyor. Anlaşmanın en dikkat çekici maddeleri şunlar:
1- PKK/YPG’nin silah bırakması ve devlet kurumlarına entegre olması.
2- Suriye’nin kuzeyinde bulunan sınır kapıları, havaalanları, petrol ve gaz sahalarının Şam yönetiminin kontrolüne geçmesi.
3- Tüm Suriyeli göçmenlerin devlet koruması altında memleketlerine dönebilmesi.
4- Suriye’deki iç savaşın ve çatışmaların resmen sona erdirilmesi.
5- Esad dönemi kalıntıları olarak adlandırılan unsurlarla mücadelenin devam etmesi.
6- Bölünme çağrıları ve mezhep çatışmaları yaratma girişimlerinin reddedilmesi.
Bu maddeler, hem Suriye’de “de facto” olarak oluşmuş bölgesel yönetimleri sona erdirmeyi hem de merkezi yönetimin gücünü tekrar tesis etmeyi amaçlıyor. Ancak bu gelişmeler, bölgesel güçler arasında farklı yankılar uyandırdı.
İRAN VE İSRAİL’İN “BÖLÜNME” HAYALİ SUYA DÜŞTÜ
Suriye’deki son gelişmeler, yalnızca eski rejim kalıntılarını değil, aynı zamanda bölgeyi etnik ve mezhepsel ayrılıklarla dizayn etmeye çalışan dış aktörlerin planlarını da suya düşürdü. Bu aktörlerin başında İran ve İsrail geliyor. Her iki ülke de uzun yıllardır Suriye’de belirli gruplar üzerinden etki alanı oluşturmayı ve ülkenin parçalanmasını sağlamayı hedefliyordu. Ancak Suriye’nin yeni yönetimi, bu oyunlara prim vermeyeceğini net bir şekilde ortaya koydu.
Özellikle İran, yıllardır Suriye’de Şii nüfuzunu genişletmeye çalışarak hem kendi güdümünde bir yönetim tesis etmeye hem de Suriye’yi bölgesel politikasının önemli bir parçası haline getirmeye çalışıyordu. Ancak yeni yönetimin, “Esad dönemi kalıntıları” olarak nitelendirdiği unsurlarla mücadele edeceğini açıklaması, İran’ın bölgedeki etkisinin kırılacağına dair önemli bir mesaj oldu. İran destekli milislerin ve eski rejim yanlılarının, Suriye’nin yeniden birlik içinde yönetilmesini engellemek için harekete geçtiği açıkça görülürken, bu isyanların hızla bastırılması, İran’ın planlarının boşa çıktığını gösterdi.
Bu noktada, İran’ın yalnızca Suriye’de değil, Lübnan’dan Yemen’e kadar uzanan Şii Hilali stratejisinde de ciddi bir darbe alabileceği konuşuluyor. Yeni yönetimin, İran’ın Suriye üzerindeki etkisini sınırlandırmak istemesi, bölgedeki dengeleri yeniden şekillendirebilir.
Diğer taraftan, İsrail de Suriye’deki bölünmeyi teşvik eden aktörlerden biri olarak uzun süredir PKK/PYD ve bazı Süryani gruplar üzerinden kendisine bağlı bir yapı oluşturma çabasındaydı. İsrail, özellikle Suriye’nin kuzeyinde, Kürt grupların bağımsız bir yönetim kurması için maddi ve siyasi destek sağladı. Süryani azınlığı da bu süreçte bir kaldıraç olarak kullanmak istedi. Ancak yeni yönetimin, tüm etnik ve mezhebi grupların haklarını anayasal güvence altına alacağı mesajı, İsrail’in bu grupları ayrılıkçılık için kullanma planlarını büyük ölçüde bozdu.
Özellikle son günlerde yaşanan isyanların perde arkasına bakıldığında, İran destekli bazı milis güçlerin ve eski rejim yanlılarının, Suriye’nin yeniden birlik içinde yönetilmesini engellemek için harekete geçtiği görülüyor. Ancak bu isyanların hızla bastırılması, Suriye’nin geleceği konusunda İran’a bağımlı olmayan bir süreç işletileceğini gösteriyor.
Bu gelişmelerin ışığında, “Kürt kartı” ve “Süryani kartı” üzerinden Suriye’nin bölünmesini isteyen dış güçlerin hevesleri kursaklarında kaldı. Türkiye’nin bölgede yürüttüğü etkin diplomasi ve sahadaki kararlı politikaları sayesinde, Suriye’nin bütünlüğünü koruma yönünde güçlü bir irade ortaya kondu. Daha düne kadar Abdullah Öcalan’ın silah bırakma çağrısını “Bizi bağlamaz” diyerek reddeden SDG’nin sözde lideri Mazlum Abdi’nin, bugün Suriye’nin yeni yönetimine teslim olmak zorunda kalması, bu planların artık geçerliliğini yitirdiğinin en somut göstergesi oldu.
Düne kadar Abdullah Öcalan’ın silah bırakma çağrısını kastederek “Bizi bağlamıyor” diyen SDG’nin sözde lideri Mazlum Abdi, güya Türkiye’nin bu hamlesini dikkate almadığını göstermeye çalışırken bugün Türkiye’nin HAMİLİĞİNİ yaptığı Suriye’nin devlet başkanına teslim olmak zorunda kaldı. Ayrıca Türkiye’nin Suriye’de her şeyi eline yüzüne bulaştıracağını söyleyenler, bunun dahi Türkiye’nin başarısı olduğunu çok yakında kabullenmek zorunda kalacaklar.
İran’ın Şii Hilali stratejisi nasıl bir darbe aldıysa, İsrail’in Kürt ve Süryani kartı da aynı şekilde boşa çıktı. Suriye’de bir “bölünme süreci” bekleyenlerin hayalleri suya düşerken, bölgenin geleceği dış müdahalelerle değil, bölge halklarının kendi iradesiyle şekillenecek.
“SURİYE’DE ALEVİLER KATLİAMA UĞRUYOR” ALGISI BOŞA ÇIKTI
Son günlerde özellikle İran destekli medya kuruluşları ve bazı aktörler tarafından, “Suriye’de Aleviler hedef alınıyor” şeklinde bir propaganda yürütüldü. Ancak sahadaki gerçekler bu iddiaları doğrulamıyor.
Tam tersine, Şam yönetimi, tüm Suriyelilerin eşit haklara sahip olacağını ve ülkenin birliği için mezhep ayrımcılığına karşı durulacağını defalarca vurguladı. Özellikle yapılan anlaşmada “Bölünme çağrılarını, nefret söylemini ve fitne çıkarma girişimlerini reddediyoruz” ifadesinin yer alması, bu tür propagandaların boşa çıkmasını sağladı.
SAMİMİYETSİZLİKLERİ ELİNDE PATLADI
Suriye’de yıllardır yaşanan insanlık dramına karşı kör, sağır ve dilsiz kalanların, şimdi Aleviler üzerinden bir mağduriyet algısı oluşturma çabası tam anlamıyla bir siyasi şova dönüştü. Türkiye’de ana muhalefet partisi CHP’nin genel başkanı ve ona eşlik eden birkaç milletvekili, Hatay’da “Suriye’de Aleviler katlediliyor” iddiasıyla bir protesto gösterisi düzenleyerek, aslında kendi çelişkilerini ve samimiyetsizliklerini gözler önüne serdi. Yıllardır Esed rejiminin bizzat kendi halkına uyguladığı zulme tek kelime etmeyen, milyonlarca Suriyeli mültecinin dramına sırt çeviren, “Suriye’den bize ne, Araplardan bize ne” diyenler, şimdi bir mezhep üzerinden sahte bir duyarlılık sergileyerek kamuoyunu yanıltmaya çalışıyor.
Ancak sahadaki gerçekler bu iddiaları tamamen çürütüyor. Suriye’de Şam yönetimi, yeni dönemde mezhep ayrımcılığına karşı açık bir tavır koyarken, ülkedeki tüm kesimlerin haklarının anayasal güvence altına alınacağını vurguluyor. Öte yandan, geçmişte Esed’in yaptığı katliamları görmezden gelenlerin, bugün Aleviler için ağıt yakmaları, sadece siyasi bir manipülasyon olarak değerlendirilebilir. Esed’in varil bombalarıyla, kimyasal silahlarla, açlık politikalarıyla öldürdüğü on binlerce insan için tek kelime etmeyenlerin, bugün yeni yönetimin başkanı Ahmed Eş-Şara’ya yönelttikleri temelsiz suçlamalar, onların ikiyüzlülüğünü bir kez daha ortaya çıkardı.
Hatay’da yapılan bu gövde gösterisi de tam olarak bu şekilde sona erdi. CHP’nin genel başkanı ve bu gösteriye katılan milletvekilleri, yıllardır Esed’e söyleyemediklerini, bugün Suriye’deki yeni yönetimi suçlayarak söylemeye kalktılar. Ancak bu sahte duyarlılık oyunu fazla uzun sürmedi. Suriye’de mezhepçilik ve bölünme senaryolarının boşa çıkması, CHP’nin bu propagandasını da yerle bir etti. Sonuçta ne Aleviler katlediliyordu ne de mezhepsel bir kıyım söz konusuydu. Tüm bu gerçekler, ana muhalefetin ve bazı siyasetçilerin, meselelere yalnızca kendi siyasi çıkarları doğrultusunda yaklaşarak nasıl bir samimiyetsizlik içinde olduklarını açıkça gözler önüne serdi.
TÜRKİYE BU SÜRECİ NASIL OKUMALI?
Türkiye, Suriye’de uzun yıllardır terör örgütü PKK/YPG’nin varlığına karşı mücadele veriyor. Bu bağlamda, örgütün silah bırakması ve devlet kurumlarına entegre edilmesi, Türkiye açısından bazı soru işaretlerini beraberinde getirse de, temel olarak bölgenin daha istikrarlı bir yapıya kavuşmasını sağlayabilir.
Ancak PKK/YPG’nin tamamen silahsızlandırılıp etkisiz hale getirilmeden bu entegrasyon sürecinin Türkiye tarafından olumlu karşılanması zor görünüyor. Ankara’nın, süreci yakından takip edip Suriye ile diplomatik temaslarını artırması, kendi güvenliği açısından kritik bir öneme sahip.
SURİYE’NİN GELECEĞİNE DAİR UMUTLAR YEŞERİYOR
Tüm bu gelişmeler gösteriyor ki, Suriye’nin bölünmesini isteyenler için işler artık eskisi gibi kolay değil. Yeni yönetimin attığı adımlar, ülkenin birliğini sağlamaya yönelik en somut hamlelerden biri olarak değerlendirilebilir.
Bu süreçte Suriye, bölgesel ve küresel güçlerin çıkar çatışmalarına alet olmadan, kendi geleceğini şekillendirme konusunda önemli bir sınav veriyor. Eğer bu anlaşma başarıyla uygulanırsa, Suriye’de savaşın ve bölünmenin sonunu getiren tarihi bir dönüm noktası yaşanabilir.
Ancak unutulmamalıdır ki,
“Ortadoğu’da hiçbir gelişme kesin bir sonuca ulaşmış sayılmaz. Diplomasi, ittifaklar ve sahadaki güç dengeleri her an değişebilir. Ancak bugün için görünen o ki; bölünme hayali kuranların umutları, Suriye çöllerinde kaybolmaya mahkûm gibi duruyor…”
Saygılarımla,