SUYUN HİKMETİ VE İNSANA AYNALIĞI
Su, yaratılış itibariyle hem sade hem de sırlarla doludur. Tabiatta berraklığı, akışı ve dirilticiliğiyle sadece fiziksel bir madde değil; aynı zamanda manevî bir öğretmendir. O, kir tutmaz ama kirliyi temizler; sessizdir ama hayatın sesidir. Kendi halinde akar, yolunu bulur, engel tanımaz ve gittiği yere can verir. Allah Teâlâ, “Biz her canlı şeyi sudan yarattık” (Enbiyâ, 21/30) buyurarak suyun hayatın özü olduğunu bildirmiştir. Öyleyse hayatı da su gibi düşünmeli; özünü kaybetmeden, saf ve temiz yaşamalıdır insan.
Su gibi olmak, temiz olmak demektir; ama sadece bedensel temizlik değil, ruhun ve kalbin arınması anlamında da. Peygamber Efendimiz (sav), “Temizlik imanın yarısıdır” (Müslim, Tahâret, 1) buyurarak bu gerçeği ifade ederken, suyun taşıdığı faziletin aslında imanla doğrudan bir bağ kurduğunu bizlere göstermektedir. Su nasıl arıtıyorsa, iman da kalbi arıtır. Fakat çağımızda ne bedensel ne de ruhsal temizlik önemseniyor; su gibi olmanın inceliği yerine, bataklıkta çırpınmayı meziyet sayan bir anlayış revaçta.
İNSANIN KİRLİ DOKUNUŞU: TADINI KAÇIRDIKLARIMIZ
İnsan, dokunduğu her şeyi dönüştürür. Ne yazık ki bu dönüşüm çoğunlukla bozulma yönünde olmuştur. Suyun tadını, rengini, kokusunu bozmakla kalmadık; insanî ilişkilerden atmosferin bile temizliğine zarar verdik. Hırsla, kibirle ve gafletle her şeyi kendimize göre şekillendirmek istedik. Ne tabiata saygı gösterdik ne de yaratılmışın hukukuna. Halbuki Kur’an’da “İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıktı…” (Rum, 30/41) buyurularak bu hakikate dikkat çekilir.
Modernleşme ve konfor adına özümüzü yitirdik. İnsanlık, suyu bile ticarileştirip kirlettiği gibi, kalbinin su kaynağını da zehirledi. Dostluklar çıkarla, aile bağları dünyevî hesaplarla, inançlar şekilcilikle gölgelendi. Tüm bunlar, ‘su gibi aziz’ olma fırsatını kendi ellerimizle kirletip heba ettiğimizi gösteriyor. Şimdi kirli bir zihinle temiz bir dünya hayal etmek çelişkidir.
YÜCE KAYNAKTAN GELEN TEMİZLENME DAVETİ
Kur’an ve sünnet, insanı hem iç hem dış temizliğe davet eder. Bu sadece abdestle, gusülle sınırlı değildir; kalbin riyadan, dilin yalandan, gözün haramdan, kulağın zinadan, elin zulümden temizlenmesini de içerir. Su gibi aziz olmak, kendini arındırmakla başlar. Hz. Peygamber’in (sav) “Gerçek müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kişidir” (Buhârî, İman, 4) hadisi, su gibi bir ahlâkın nasıl olması gerektiğini tarif eder.
İlahi mesajlar, insanı yücelten bir kaynaktan akar. Yüceler Yücesi olan Allah’ın, Yüce Varlık olan Cebrâil vasıtasıyla Yüceltilmiş Kişi’ye (sav) indirdiği Kur’an, aslında su gibi hayat veren bir kitaptır. O kitaba yönelen, su gibi saflaşır; ondan uzaklaşan, çorak bir toprağa dönüşür. Allah, “Ey iman edenler! Hep birlikte topluca İslâm’a girin; şeytanın adımlarını izlemeyin” (Bakara, 2/208) buyururken, aslında su gibi bir akışla hakikate yönelin demektedir.
REZALETİN ALASINDAKİ YARIŞ: FAZİLETİ TERK EDENLER
Bugün faziletin yerini rezalet aldıysa, bunun nedeni insanın kendini aşkla yücelteceği hakikatleri terk etmesidir. Su gibi olmak isteyen insanın önce içindeki kirleri fark etmesi gerekir. Fakat zamanın ruhu, kirli kalmayı bir tür “özgürlük” olarak sunuyor. Ahlâksızlık övülüyor, tevazu hor görülüyor. Hâlbuki su gibi olmak tevazudur; deniz gibi derin olmak, ama damla gibi zarif kalmaktır.
Toplumda ne edep kaldı ne haya. Sadece sokaklar değil, ekranlar ve zihinler de kirlendi. “Haya imandandır” (Buhârî, İman, 16) diyen bir Nebî’nin ümmeti, hayasızlıkla övünen bir toplum haline gelmişse, burada arınmanın yolu yeniden suyun hakikatine yönelmektir. Suya bakınca ne görüyorsak, kendimize de onu görmeliyiz: Saflık mı, bulanıklık mı?
TEMİZLİĞE DÖNÜŞ, ÖZÜNE YÖNELİŞ
İnsanın kendine dönebilmesi için önce dışarıya değil, içine bakması gerekir. Su gibi olmak, dışsal bir benzetme değil, içsel bir devrimdir. Arınmak, temizlenmek, hakikate yönelmek; bunların hepsi suyun sessiz akışı kadar zarif ama bir o kadar güçlüdür. Toplumların yeniden dirilmesi, bu suyun yeniden canlara ulaşmasıyla mümkündür. Arz’ın havasını bozan da, kalbin iklimini kirleten de biziz; temizleyecek olan da biz olmalıyız.
İslam, temizlik dinidir; hem beden hem ruh için. Ama bugünün insanı sadece dışını parlatmakla meşgul, içi ise kokuşmuş halde. Oysa asıl temizlik içten dışa doğrudur. Ne kadar ibadetle süslenmiş olursa olsun, içi kirli olan bir kalp, dışa da ancak çamur sıçratır. Su gibi olmak, içi temiz olanın dışa da nur yansıtmasıdır.
Son olarak, bu çağın en büyük mücadelesi kirlenmeye karşı direnmek; en büyük cihadı ise arınmayı sürdürebilmektir. Su gibi aziz olmak, zamanın kirine bulaşmadan akabilmekle mümkündür. Öze dönüş, ancak suyun sabrı, sadeliği ve selametiyle sağlanır.
UNUTULMAMALIDIR Kİ,
“Temiz kalmak zordur; ama su gibi olmak, zoru kolay kılar.”