Sporun bilimle ilişkisi

Abone Ol

Kişisel gelişim, psikolojik destek, antrenman bilimi, akademik çalışmalar ve teknolojik araç gereçler artık insan hayatında daha fazla öne çıkmaya başlamışken, sporda bilimsel çalışmaların başarıya etkisini kabul etmemek en hafif tabiriyle ahmaklık olur. Özellikle bireysel spor branşlarında kırılan dünya rekorları incelendiğinde teknolojinin ve bilimin ne derece etkili olduğunu görmek mümkündür.

1900'lü yılların başında Amerikan atlet Don Lippincott, 10.06 ile 100 metre erkeklerde dünya rekoru kırdığında, insanlara aradan tam bir asır geçmesine rağmen bu rekorun sadece 1 saniye bile geliştirilemeyeceği ancak saliselerle yeni rekorların kırılabileceği söylense her halde hiç kimse inanmazdı. Son olarak Jamaikalı Bolt'un 9.69'luk derecesi dünya rekorunun geçen tam 100 yılda sadece yarım saniye(yaklaşık 50 salise) geliştirilebildiğini gösteriyor. 100 metre erkekler dünya rekorlarını incelediğimizde bir başka gerçek de yine gün yüzüne çıkıyor. Ülkelerin, 1900'lü yılların başında yaşanan savaşlar, daha sonraki yıllarda devam eden soğuk savaşlar ve bunların tekonoloji ve bilme olumsuz etkileri yüzünden bilimin spora etkilerinden çok fazla yararlanamadıkları görülüyor.

1912 yılında kırılan ilk resmi rekor, tam 1968 yılına kadar 10 saniyenin altına düşürülemiyor. 1968 yıllardan 1990'lara kadar çok fazla bir gelişme göstermeyen 100 metre rekorları, teknolojinin sadece sanayi ve bilim alanından çıkıp, insan hayatına doğrudan etkide bulunduğu dönemlerde adeta her olimpiyatta ve atletizm yarışlarında yeni sahiplerini buluyor. Neredeyse 2 yılda bir aşağı çekilen rekorlar son olarak Usain Bolt'un 6.58'lik IAAF tarafından henüz onaylanmayan derecesine kadar indi.

Rekorların tarihsel gelişimi bize teknolojinin ve bilimin spora etkisinin başladığı yıllardan itibaren yaşanan hızlı değişmeyi kanıtlamış oluyor. Sadece atletizm branşında bir alanı inceleyip bu kanıya varmak belki bazıları için ikna edici olamayabilir. Ancak sporun hangi branşını incelerseniz inceleyin aynı sonuca varmak mümkün. Dünyanın en popüler sporu olan futbol da bile NLP desteği ve antrenman teknolojileri ile gerek toplarda kullanılan gerekse de şort, krampon gibi futbolcu teçhizatlarında kullanılan ultra teknolojik malzemeler futbolcuların performansını kat be kat artırmıştır. 1980 yıllarda bir oyuncu normalde 8-9 kilometre koşarken, bugün 90 dakika sahada kalan bir futbolcu ortalama 12-13 kilometre mesafe kat edebilmektedir. Yine darbeyi daha az hissettiren, topa dokunma kalitesini artıran ve çok hafif bir şekilde tasarlanan kramponlar futbolcuların isabet oranından tutunda, daha az efor sarf etmesine kadar bir çok önemli değişimi tetiklemiştir.

İnsan anatomisi detaylı olarak incelendiğinde spor faaliyetlerinin birçoğunda vücuttaki kaslara çok büyük işler düştüğünü görmek mümkündür. Kaslar ise beynin kölesidir. Bu durumda beynin kaslara yolladığı emir ve bunu yollarken ki hali çok önemlidir.

Örneğin bir futbolcu 0 - 0 giden çok kritik bir finalin 90. dakikasında kaleciyle cepheden karşı karşıya kaldığında, fiziksel olarak yorgunluk, mental olarak büyük bir baskı hissetmektedir. Kaleciyi alt etmesi için önünde birçok alternatif vardır. Topu aşırabilir, kaleciyi çalımlayabilir, arkadaşının gelmesini bekleyip pas atabilir ya da doğrudan şut atabilir ve ya penaltı yaptırıp kaleciyi oyundan ihraç ettirebilir. Fakat futbolcu en kötü tercihi yapıp, pozisyonu golle sonuçlandıramıyorsa onun neden bu net fırsatı kaçırdığını incelemek gerekir. Beynin yaşadığı büyük baskıdan dolayı oyuncunun yüksek heyecanı kaslara doğru talimatın verilmediğini ortaya çıkarabilir.

Bu durumda futbolcunun maçlardan önce alacağı psikolojik destek, kişisel gelişim metotları onu bu tür baskı ortamlarından kurtaracak ve daha rahat karar vermesini sağlayacaktır.

Tabi burada aslında bir başka köşe yazısının, hatta araştırmanın konusu bile gündeme gelebilir. “Yetenek mi yoksa çalışmak mı önemli” sorusu bu konuya paralel bir durum.

Sonuç olarak, bilim ve teknoloji hayatın birçok alanında insan yaşamını kolaylaştırırken, aynı derece katkıyı sporcularının hayatına da yapması doğal karşılanabilir. Ancak ülkemiz bu faydalardan ne kadar yararlanabiliyor işte bunu sorgulamak lazım. Üniversitelerin şehrin spor kulüplerine olan uzaklığı, bilimsel eğitim ve antrenman metotlarının amatör branşlarda uygulanmaması gibi onlarca problem var. Tüm bunlarla ilgili bazı gerçekleri kabul edip ülke sporumuza format atmadığımız müddetçe dünya ülkelerinin çok gerisinde kalmaya devam edeceğimizin garantisini şimdiden verebilirim.