Milletçe hiçbir alanda tam olarak uzman olmasak da her şeyden çok iyi anlarız. Aslında anladığımızı sanırız. Türkiye’de özellikle futbol ile ilgili kime sorsanız, mutlaka bir görüş bildiren bulursunuz. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan toplumumuzun en büyük sorunlarından biri de kendi eğitim ve mesleki alanı dışındaki konuları sanki işin ehliymiş gibi görmesi.
‘Gerçi futbolun güzelliği bu, herkesin konuşuyor olması’ diyorum ama sonra dün konuşanların 3-5 kuruş para bulunca ya da kıytırık bir yetki alınca, bu işleri yönetmeye kalkıştığını görüyorum, gelecek adına kaygılanıyorum.
Türkiye’de sporu yönetenlere şöyle bir bakıyorum, içlerinde o kadar değişik tipler var ki, şaşırmamak, çıldırmamak, elde değil. Adam yıllarca tribünde oturmuş, maç izlemiş kendisini çok iyi bir yönetici sanıyor. Futbola merak sarmış, zamanında oynayamamış içine dert olmuş, sonra da yönetici.
Amatöründen profesyoneline, TFF’ den en dipteki derneğine kadar bu böyle. Bu prototiplere uyuz olduğum kadar, başka hiç bir şeye kızmıyorum şu hayatta. ‘Bu kadar büyütülecek bir sorun değil’ diyenler olabilir aranızda. Ama mesele daha büyük.
Bugün konuşuyoruz ya hani; ‘Transfer neden olmuyor, stat neden yapılmıyor, bu futbolcu iş yapar mı, takım küme düşer mi, futbolcu neden çıkmıyor…? İşte tüm bu cevapsız soruların nedeni futbolu yöneten, spor özgeçmişi olmayan yöneticiler.
Tabi sporun içinden gelip de maşallah her şeyi bir birine katan yöneticilerimiz de var. Bu tip ‘çok bilmiş’ yöneticiler de malzemeciden hocanın işine kadar karışırlar. Adam sanki başkanlık yapmaya değil, biraz masörlük, az buçuk malzemecilik, kenarından antrenörlük yapmaya gelmiş.
Bir teknik adamın ya da futbolcunun yeterliliğini tartışmayı her zaman gereksiz görmüşümdür. Çünkü karar merci her zaman yönetimdir. İyisi varken, kötüsünü tercih etmişse suç hocanın mıdır oyuncunun mu?
Kısacası ülkemizde ve Malatya’da sporla ilgili ne kadar sıkıntı varsa temelinde sporu yönetenler vardır. Spor yönetiminin ilk basamağı olan organizasyon ve planlamayı yapan bir Allah’ın kulu göremezsiniz. Hepsinin ortak derdi, biraz daha şöhret olmak, biraz daha tanınmak ve bastırılmış duygularını tatmin etmek.
Arkasına aldığı siyası güçle Yeni Malatyaspor’u ve şehrin milyonlarını oyuncak gibi kullananları nasıl gördüysek, bugün de egolarını doyurmak için yerel amatör ligde deney yapan kurumları görüyoruz.
Ha birde bu konuyu onlarla tartıştığınızda yöneticiliğin okulu olmaz derler. Çok şükür ki son 10 yıldır üniversitelerde ‘Spor Yöneticiliği’ diye bir bölüm var. Oradan mezun olanları kimsenin takmayacağı kesin. Çünkü Türkiye’de sporu yönetmek için bilgiye ve öz geçmişe gerek yok. Paran ve siyasi desteğin varsa; kulüpler oyuncağın, sporcular figüranların olabiliyor!!!