Kasım ayının gelmesiyle beraber birçok firma sattığı ürünlere yine indirim yapılmış süsü vererek sahnelere çıktı. Bazıları gerçek bazılarıysa göstermelik olarak yapılan bu indirimler ise ekonomik olarak sıkıntı içerisinde olan bazı insanların daha çok sorun yaşamasına neden oluyor. Günümüzde yaşanan tüketim çılgınlığı indirim haftası, Efsane Cuma, süper pazartesi gibi satış politikaları ile de insanları harcama yapmaya yönlendiriyor.
Az insan az eşya motivasyonu ile yaşayan birçok insanın da bu indirimlere karşı koyamadığı açıkça ortada. İnternet alışverişinin yükselerek arttığı günümüzde, insanlar üzerinde uygulanan bu manipülasyonlar insanları borç bataklığına sürüklemiş durumda. Tüketim ve alışveriş konularında yetkili kişilerin yaptığı açıklamalar da bir işe yaramıyor belli ki. Çünkü internet alışverişlerini taşıyan kargo firmaları yoğunluktan artık işlere yetişemiyor. Bu insanın içinde yerleşmesi gereken bir olgu. Her şeye ulaşımımızın kolay olduğu bir devirde alacağımız ürünün gerçekten ihtiyaç mı yoksa bir köşeye atılacak bir kalabalık mı olacağının farkına varmak gerekiyor.
Denis Diderot adında bir filozoftan bahsetmek istiyorum. Diderot Etkisi diye tabir edilen terimin ismini aldığı abimizden. Diderot büyük bir filozof ve düşünceleri yaşadığı dönemde dünya çapında okunup, saygı görüyor. Her düşünce insanı gibi maddi zorluklar ile baş etmeye çalıştığı bir dönemde, zengin biri Diderot’un tüm kütüphanesini satın almak istiyor. Teklifi kabul eden filozofun eline büyük miktarda bir para geçiyor ve yaşadığı zorluklardan kurtuluyor. Eğer akıllıca değerlendirse ömrünün sonuna kadar yetebilecek bir zenginliğe kavuşan Diderot’a bir arkadaşı kırmızı, lüks bir sabahlık hediye ediyor. Her şey bu sabahlık ile başlıyor.
Bir gün üzerindeki lüks sabahlık ile çalışma masasına oturan filozof, çalışma masasının eski püskü olduğunu ve kırmızı sabahlığına hiç yakışmadığını fark ediyor. Hemen yeni bir masa alıyor ve yeni masasında çalışmalara başlıyor. Diğer gün yeni sabahlığına ve masasına sandalyesinin yakışmadığını düşünüyor. Gidip masaya yakışır bir deri sandalye alıyor. Yeni eşyalara yakışmayan, uzun süredir kullandığı ne varsa değiştiriyor Diderot. Bir gün bu düştüğü durumun farkına varıyor ve hazırda bekleyen paranın tükendiğini görüyor.
İşte bu olaydan sonra anlıyor olup, biteni ve "Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık" adı altında tüketim ile ilgili meşhur yazısını kaleme alıyor. Yazdığı yazıda tüketim alışkanlıklarından, abartı tüketimden, içine düştüğü eşya ve madde sarmalından bahsediyor. Bu kavramları düzenleyen ve yazan ilk kişi konumunu alan Diderot, “Eski sabahlığımın efendisi idim, yeni sabahlığımın kölesi oldum” diyerek yaptığı hatayı anlatıyor.
Eski hasır sandalyesinde daha mutlu olduğunu fark eden Diderot’un durumuna düşmemek için ihtiyaçlarımızı doğru belirlememiz gerekir. Harcamayın, ölüm yokmuş gibi biriktirin demiyorum ama yeni şeyler almak için yaşamayın. Elimizdekinin kıymetini bilmek çok daha mutlu edici. Ve inanın ki en güzel araba yıllardır kullandığınız araba, en güzel ev ise oturduğunuz, hatıralarla dolu olan eviniz. Diğerleri sadece birer madde ve hepsi gelip geçici.