10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla Memur-Sen Malatya Şube Başkanı Hüseyin Söylemez, önemli açıklamalarda bulundu.
İnsan haklarının ırkına, rengine, diline bakmaksızın herkesin doğuştan sahip olduğu değer, onur ve haysiyete uygun davranma kabulünü ifade ettiğini dile getiren Söylemez, temel hak ve özgürlüklerin bütün insanlığın üzerinde mutabık kaldığı ortak medeniyet değerleri olduğunu belirtti.
“HAKSIZLIKLARI ÖNLEMEDE YETERLİ OLAMAMIŞTIR”
“İnsan ilişkilerini hak ve hukuk hassasiyetiyle düzenleyen toplum medeni bir toplumdur. Medeniyeti insan varoluşunun zemini sayanlar, hak ve hukuka riayet etmelidir, etmek zorundadır” diyen Söylemez sözlerine şöyle devam etti:
“77 yıldır, dünya barışını sağlamak için ülkelerin kabul ettiği temel haklar beyannamesi, ne yazık ki haksızlıkları önlemede yeterli olamamıştır. Politik ve askeri destek bulan zorbalar, katliamlara varan ihlallerini sınırsızca, sorumsuzca sürdürebilmiştir, sürdürüyorlar. İnsan ve medeniyet değerlerinden yana nasipsiz olan kişi, kurum ve yapılar, şahsi, siyasi veya ideolojik amaçlarına ulaşmak için baskı ve şiddete başvurmaktan geri durmuyorlar. İnsan haklarını korumak, devletlerin varoluş nedenlerinin başında gelmektedir. Devletler, hak ve özgürlükleri esas alarak korumakla, hak gasplarını sıra dışı ve suç kabul eden yasal dayanaklarla meşruiyet kazanmaktadır. Fertten ulusa, uluslararası ilişkilere kadar hukukun temel önceliği hakları korumak, insanı yaşatmaktır. Böyle olmakla birlikte, son vahşetleri Gazze’de görüldüğü üzere bazı devletler, bırakın gerçek manada haklara önem vermeyi, adeta haksızlıkta yarışmayı, zulümde ittifakı politika hâline getirmişlerdir. Küresel egemenlik ve sömürü savaşında, ikiyüzlülükten, sahtelik ve samimiyetsizlikten öteye götüremedikleri temel hak ve hürriyet söylemlerini, akıl ve vicdanla telif edilemeyecek ölçüde kötüye kullanmışlardır, kullanmaya da devam ediyorlar.”
“İNSANA VE İNSANLIĞA SÖYLEYECEK TEK KELİMESİ KALMAMIŞTIR”
Söylemez, emperyalist güçlerin insan hakları kavramını kendi siyasi, ideolojik, ekonomik çıkarları için kullandıkları büyük bir yalana dönüştürdüğünü belirterek,
“Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Sudan’da tarihte eşi görülmedik hak ihlallerine, en alçakça işledikleri kitlesel soykırımlara, sürgünlere, en vahşi katliamlara, yıkım ve kıyımlara, özetle başkalarını -özellikle de Müslümanları- yok ederek var olmaya yönelmişlerdir. Genelde dünyanın mazlum bırakılmış, mağdur edilmiş coğrafyalarında, hususen de kan ve gözyaşının sel olup aktığı İslam topraklarında çığlıklar, feryatlar, feveranlar arşı inletmektedir. İnsan haklarına temel değer olarak inandığını söyleyen Batı dünyası, kendi yalanının duvarına çarparak dağılmış, medeniyet olarak iflas etmiştir. Alçaktan daha alçak, zalimden daha zalim olmayı kendisi için bir hak olarak gören siyonist katillerini barışın ve insanlığın üzerine salan inkârcı pozitivizmin insana ve insanlığa söyleyecek tek kelimesi kalmamıştır”
diye konuştu.