Madde kimyası, maddeleri oluşturan elementler ve bu elementlerin birleşip ayrılmasını düzenleyen kanunlardan oluşmaktadır.
Uygulamalı bilimlerde herhangi bir alan için geliştirilen tekniklerin, başka bir alana uyarlanması epeyce yaygın bir yöntemdir.
Sorun kimyası da, sorunları oluşturan sorun elementleri ve bu elementlerin birleşip ayrılmalarını düzenleyen kanunlardan oluşmaktadır, diyebiliriz.
Her bilim dalı ve yöntem bir ihtiyaçtan doğar. Türkiye’nin de birçok sorunu bulunması ve bu sorunları çözmede yetersiz kalması sebebiyle sorun kimyasından söz edilmektedir.
Çağdaş toplumların da birçok sorunu vardır. Çağdaş toplumlar sorunlarını çözebilen toplumlardır. Ancak, gelişmekte olan ülkelerin birçok sorunu olduğu gibi, sorunlarını da çözememektedirler.
Türkiye de, sorunlarını tanımlamak ve çözmek amacıyla yol ve yöntemler geliştirmelidir.
Sorun kimyasının temel kanunları şunlardır;
1.Sorunlar yoktan var edilebilirler,
2.Sebepleri yok edemeyen çözümler, yeni sorunların ortaya çıkmasına sebep olurlar,
3.Her sorun doğururve başka sorunlarla birleşerek çoğalırlar.
Görüldüğü gibi, sorunlar olduğu yerde durmakta ve sürekli olarak çoğalmaktadırlar. Bu sebeple, sorun kimyasını öğrenmek ve sorun çözme yeteneğimizi geliştirmek zorundayız.
Sorun kimyasını öğrenmenin yolu ve sorun çözme yeteneğinin artırılması için yapılacak iki konu vardır;
1’.Her şeyden önce, sorunlar doğru adlandırılmalıdırlar. Basit gibi görünen adlandırmanın yanlış yapılaması, sorunların ilgisiz kişilerce çözülmeye çalışılmasına veya kendi işleri olmasına rağmen işin kendileriyle ilgisinin olmadığını söylemelerine yol açacaktır.
Sorunların doğru ifade edilmesi, belirsiz (muğlak) kavram ve kelimelerin kullanılmaması ve soruların ardışık bir şekilde yöneltilmesi demektir.
Belirsiz hedefler koymak, düşünmekten kaçınarak bir şeyi ifade etme kurnazlığının bir sonucudur.
İkinci kural, tanımlamada yararı olmayan kelimelerin kullanılmasıdır. Yani, lafazanlıktır. Konuşmuş olmak için konuşanların bulunduğu ortamlarda sık kullanılır. Lafazanlık güzel konuşmak, ne söyleyeceğini bilememek ve kendisini öne çıkarmak gibi gayretlerle ortaya çıkabilir.
Üçüncü olarak, her tanımın tek bir sorunun cevabının olmadığının bilinmesi konusudur. Bir sorun birbiriyle yakın gibi görünen bir dizi küçük sorularla gündeme getirilmelidir.
2’.Doğru adlandırmadan sonra, yapı taşı sorunlar ortaya konulmalıdır. Ana başlıklarla dile getirilen sorunlara yol açan ikincil, üçüncül ve takip eden alt sorunlar ardışık olarak değerlendirilmelidirler.
Görünen sebeplere ağırlık verilerek sorunlar çözülemez. Sorunlar görünenlerden ayrılarak kaynakları ortaya konulmalıdır. Bir de, toplumumuzda sebepler bileşeninin yeterince bilinmemesi de sorunlar doğurmaktadır.
Yapı taşı sorunlar, birçok alt soruna yol açmaktadırlar. Yapı taşı sorunlar çözüldüğünde, başlıca sorunlar da çözülmüş olacaktır.
“Hastalanmış milletler, ancak sorun kimyasını benimsedikleri takdirde sorunlarını çözebileceklerdir (Tınaz TİTİZ)”.