Size dargın değilim

Abone Ol

Bizim Dilek’i siyaset ikiye bölmüştü.

Halk Partililer, Demirgıratlar.

Bir başka adla, İnönücüler, Menderesçiler.

Daha sonraki yıllarda da Ecevit-Demirel.  

Demirgıratlar dediğim, gençler anlasın diye açayım, Adnan Menderes’in Genel Başkanlığını yaptığı Demokrat Parti.

Halkımız, böyle yabancı dillerden gelen kelimeleri kendi diline, hem de anlam vererek uydurur kullanır.

Telgrafa tel dediği gibi çoğunlukla kısaltır.

Parklarda, bahçelerdeki gerçekçi olmayan yolları dinlemez de keseden, köşegenden gittiği gibi.

Bizim güzel Milletimiz, nasıl desin, demokrat?

Bu ad 27 Mayıs Darbesinden sonra Demirel’in kurduğu Adalet Partisi zamanında da sürdü.

Bunda, AP’nin simgesi olan Kırat’ın da rolü olmuştur muhakkak.

27 Mayıs 1960 Darbesiyle, Milletin oylarıyla on yıl, beş gündür Türkiye Başbakanlığı yapmakta olan Adnan Menderes, Yassıada’da (Yeni adı Demokrasi ve Özgürlük Adası) cezaevine konmuş, özel olarak kurulan, başkanlığını Salim Başol’un yaptığı Yüksek Adalet Divan’ında, sözde yargılanmış, yargılamalar 11 ay kadar sürerek 15 Eylül 1961’de sonuçlanmış, sonunda 592 sanıktan 123’ü beraat etmiş, 15’i idam, 31’i müebbet almıştır.

İdamlar Milli Birlik Komitesi’nin onayına bağlı olduğundan MBK, Mahkemenin oy birliğiyle idamına karar verdiği dört kişinin idamını onaylamış, 11 kişininkini onaylamamıştır.

Bu dört kişi Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’dur.

MBK, 1883 doğumlu Celal Bayar’ın idamını, yaşı altmış beşi geçtiği için müebbete çevirmiştir. 

Zorlu ve Polatkan 16, Menderes ise 17 Eylül 61’de idam edilmiştir.

Bu yargılamaların ne denli siyasi amaçlı olduğuna delil olarak şu örnekleri yazmak isterim.

Duruşmada Menderes, cezaevi koşullarının iyileştirilmesini talep etmesi üzerine, mahkeme talebi redder ve Başkan Salim Başol Menderese,

-Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor der.

Evet onu oraya tıkan irade…

Bir irade Başbakan yapıyor, bir irade cezaevine tıkıyor, öldürüyor…

Görülen toplam 19 davadan biri Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın yargılandığı Köpek Davasıdır.

Bayar, Afganistan Kralının kendisine hediye ettiği Afgan tazısı cinsi bir köpeği, Atatürk Orman Çiftliğine satıp parasıyla bir köye çeşme yaptırmıştır.

Darbe olur, bundan dolayı hakkında dava açılır. Denir ki,

-Sana, Devlet Başkanı olarak hediye edilen bir şeyi satıp parasıyla bir köye çeşme yaptırarak o köyün Demokrat Partiye desteğini sağlamak istedin...

Bayar bu suçtan(!) beraat etmiştir.

Bir de Adnan Menderes’in son mektubunu koyayım ki buraya, Devletin içini dışını bilen bir Başbakan’ın, bu askeri darbenin aktörlerinin kendi iradeleriyle değil, efendilerinin iradeleriyle hareket ettiklerini, o efendilerin de dış güç unsuru olduğu biline, satılmışlar, hainler dışında hiçbir vatandaşımız, her ne söylemle, her ne gerekçeyle olursa olsun darbecilere sempati duymaya.

O mektup… O mektup ki, yazanı 17 Eylül’de darağacına çekilecektir…

“Eylül 1961,
Size dargın değilim. Sizin ve diğer zavallıların iplerinin hangi efendiler tarafından idare edildiğini biliyorum. Onlara da dargın değilim.
Kellemi onlara götürdüğünüzde deyiniz ki, 'Adnan Menderes hürriyet uğruna ortaya koyduğu başını on yedi sene içinde almadığınız için sizlere müteşekkirdir.'
İdam edilmek için ortada hiçbir sebep yok. Ölüme bu kadar metanetle gittiğimi, silahların gölgesinde yaşayan efendilerinize acaba söyleyebilecek misiniz?
Şunu da söyleyiniz ki, milletçe bir gün mutlaka kazanılacak hürriyet mücadelesinde sizi, efendilerinizi yine ben 1950'de olduğu gibi kurtarabilirdim. Dirimizden korkmamalıydınız. Ama şimdi milletle el ele vererek Adnan Menderes'in ölüsü, ölünceye kadar sizleri takip edecek ve bir gün sizi silip süpürecektir. Buna rağmen merhametim sizinledir. Millet sağ olsun. A. Menderes”

Bizim, ana tarafımız, baba tarafımız yedi sülalemiz Halk Partili.

Ak Partiye geçtiğim için, İstanbul’da halamın oğlu Memet bana ölüm küsüsü etmiş ve küs olarak öbür dünyaya gitmiştir. Allah taksiratını affetsin inşallah.

Aynı avlunun içinde büyüdüğümüz dayım oğlu Memet, Ankara’da, benimle selamı sabahı kesmiş, nasılsa asrın felaketi depremde aramıştır.

Biz Millet olarak siyasi farklılıklarımız nedeniyle bu derece ayrışmışız.

Bu derece bölünmüşüz.

Dilek’te, bir Belediye seçimde, Demirgırat adayın bürosunu ziyaret ettikten sonra Halk Partili, çocuklarımın kirvesinin bürosuna geldim. Biri hemen kalkıp,

-Selahattin beyi, o büroda otururken gördüm dedi.

Dilekli bir ağabey, Ak Partiyi desteklediğim için, sosyal medyadaki bir paylaşımımın altına, rahmetli babamı kastederek,

-Hacı Mustafa dayının mezarda kemikleri sızlıyor diye yazmıştı…

Ekonomik temeli, yani alt yapısı oluşmamış, yani henüz endüstrileşememiş bir memlekettin toprakları üzerinde, onun idare şekli olan Demokrasiyi üretmeye çalışmamız sebebiyle bu durumlardayız.

Tarım toprakları üzerine, zemin güvenliğini sağlamadan 15-20 katlı binalar yapınca ne sonuçlar alınacağını Altı Şubatta yaşadık.

Babam, Dilek’teki dükkanımızın duvarlarına, o zamanın ünlü, baskısı çok güzel Hayat Mecmuası’ndan aldığı, Yassıada duruşmaları fotoğraflarını, güzel giyimli, kravatlı ve çok düşünceli Menderes fotoğraflarını asardı.

Akşam yedi ajansında da kulağını radyodan almadan Yassıada haberlerini dinlerdi.

Tabii ki o zamanın halkı, bu darbelere kendi siyasi görüş penceresinden bakardı.

Darbeye sevinme, üzülme ya da temkinlilik buna göreydi.

Gençler şimdi inanamayacaklar; 1963’ten 1982’ye, 82 Anayasasının kabulüne kadar, 1960 darbesinin yapıldığı gün olan 27 Mayıs, Hürriyet ve Anayasa Bayramı adıyla milli bayram olarak her yıl kutlanırdı. 27 Mayıs, yakın zamana kadar CHP’lilerin kafasında, bir devrim olarak yer aldı.

Şunu da söylemeliyim ki, insanoğlu gelişip medenileştikçe “İnsan Hakları” duyarlığı da öylesine inceldi, kıymetlendi.

Mendereslerin idamına, belki o tarihlerde, partidaşları sadece üzülmüştü ama şimdi muhakkak ki her partili, her insan üzülüyor.

Ancak, o ‘insan hakları’ bakımından uluslararası ilişkilerde, özellikle Batılı devletler bakımından yoğun vahşiliğin sürdüğünü de söylemeye hiç gerek yok aslında.