Ben, ‘biz alıştırdık’ dedim ama aslında siz alıştırdınız.
Borç para verdiniz, geri vermedim, tekrar istedim, tekrar verdiniz... Şimdi bekleyin, alırsınız!
Vara yoğa bağırdım, çağırdım, kavga çıkarttım. Hep alttan aldınız. Şimdi huzur istiyorsunuz.
Mesai saatini hiç tamamlamadım, hep idare ettin beni. Sayende ek iş buldum. Şimdi sen de erken çıkmak istiyorsun. Ne yani, ek işimi mi bırakayım?
Burnumun ucunda sivilce çıksa hastaneye götürdün beni. Üzgünüm ama ben onkolog değilim, senin kanser hastalığın için bir şey yapamam.
Bütün birikimini kumarda kaybettim. Her seferde söz verdim, tövbe ettim, enayi gibi affettin beni. Haliyle kartları yeniden karıyorum. Kart istiyorum.
Seni her aldattığımda gördün, görmezden geldin, hissettin ‘evham’ dedin. Daha ne isteyebilirim ki?
Totomu devirip yattım. Zekâtını, fitreni, sadakanı, fidyeni bana verdin. Söylesene ben neden çalışayım?
Hocaya gittim. Kandilde bir gece ibadetle geçir, ‘seksen yıllık geçmişin siliniyor’ dedi. Ben neden kılıp, neden tutayım?
Aklıma ilk gelenleri yazdım.
Liste uzun...
Beni bu hale sen getirdin. Şimdi ağlamanın, sızlanmanın hiçbir faydası yok.
Kaybettiklerinle değil, kurtarabileceklerinle meşgul ol.
Nasıl mı yapacaksın?
Vur kıçıma tekmeyi!
Aklınızdan soru işaretleri eksik olmasın...