Siyasete cemre düştü

Abone Ol

TÜRK SİYASETİNİN MEVSİMLERİ VE GÜÇ DENGELERİ

Türk siyasetinin de tıpkı doğa gibi mevsimleri vardır. Kimi zaman kış hüküm sürer, rüzgârlar sert eser; diller, gönüller ve zihinler buz tutar. Kimi zaman bahar gelir, umutlar yeşerir, yeni başlangıçlar konuşulur. Ancak bu mevsimler doğal döngülerin değil, güç dengelerinin, siyasal mühendisliklerin ve tarihsel kırılmaların eseridir. Bugün, bu uzun ve sancılı sürecin yeni bir aşamasına tanıklık ediyoruz.

Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı “Tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir” çağrısı, sadece bir terör örgütünün kaderini değil, Türkiye siyasetinin yönünü de derinden etkileyecek nitelikte. Bu çağrının yankıları, hem içeride hem de uluslararası alanda farklı hesapları, planları ve stratejileri harekete geçirdi.

Peki, bu çağrı Türkiye’deki siyasi dengeleri nasıl değiştirecek? Öcalan’ın mesajı kime ne söylüyor? Kandil nasıl bir yanıt verecek? Ve en önemlisi, bu cemre siyasetin buzlarını gerçekten eritebilecek mi?

KIRILMA ANI: BAHÇELİ’NİN UZATTIĞI EL

Bu sürecin fitili, 1 Ekim 2024’te Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışında MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile tokalaşmasıyla ateşlendi. Bu sıradan bir nezaket anı gibi görülebilirdi, ancak kısa sürede bunun çok daha büyük bir planın parçası olduğu anlaşıldı.

O gün Bahçeli’ye bu tokalaşmanın anlamı sorulduğunda, “Yeni bir döneme giriyoruz. Dünyada barış isterken kendi ülkemizde barışı sağlamak lazım” dedi. Bu sözler, bugüne kadar terörle mücadelede en sert tutumu benimseyen bir liderin ağzından çıktığı için büyük yankı uyandırdı. Bahçeli’nin bu sözleri sadece bir mesaj değil, bir sürecin işaret fişeğiydi.

MGK TOPLANTISI VE ERDOĞAN-BAHÇELİ GÖRÜŞMESİ

Bahçeli’nin açıklamalarından yalnızca iki gün sonra, 3 Ekim 2024’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bahçeli’nin konutuna giderek 45 dakikalık kritik bir görüşme gerçekleştirdi. Aynı gün Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısından şu sert bildiri yayımlandı:

“Suriye topraklarında yuvalanan terör örgütlerinin etkisiz kılınmasına yönelik faaliyetlerin aralıksız süreceği ve milli güvenliğimize halel getirebilecek herhangi bir plana müsaade edilmeyeceği vurgulanmıştır.”

Bir yanda Bahçeli’nin “Türkiye partisi olun” çağrısı, diğer yanda devletin güvenlik bürokrasisinin sert mesajları… Bu çelişki, sürecin içindeki çok yönlü hesapları gösteriyordu.

TECRİDİN KALDIRILMASI VE İMRALI GÖRÜŞMELERİ

Bahçeli, 15 Ekim 2024’te yaptığı bir açıklamada dikkat çeken bir çıkış yaptı:

“Teröristbaşı buyursun, örgütün bittiğini, PKK’nın tasfiye edileceğini ilan etsin!”

Bu sözler, DEM Parti içinde de yankı buldu. DEM Parti lideri Tuncer Bakırhan, Öcalan’ın böyle bir çağrı yapabilmesi için tecrit şartlarının kaldırılması gerektiğini söyledi.

Beklenen adım 28 Aralık 2024’te geldi. Adalet Bakanlığı, Öcalan’la görüşme talebine onay verdi. DEM Parti’den bir heyet, İmralı’ya gitti ve Öcalan’la görüştü. Artık bir zamanlar “kırmızı çizgi” olarak görülen İmralı görüşmeleri, devlet eliyle resmîleşmişti.

ÖCALAN’IN TARİHİ ÇAĞRISI

Öcalan, 27 Şubat 2025’te yapılan üçüncü İmralı görüşmesinin ardından şu açıklamayı yaptı:

“Soğuk savaş döneminin sona ermesi ve fikir özgürlüğü alanında sağlanan ilerlemeler, PKK’nın anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla ömrünü tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır. Kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”

Bu çağrının mesajı netti: PKK’nın silahlı mücadele dönemi sona erdi.

Ancak bu çağrı sadece bir örgütü bağlamıyor. Öcalan’ın sözleri dört ana adrese yönelmişti:

1- Kandil ve PKK

2- Suriye’deki PKK-YPG yapılanması

3- DEM Parti

4- Avrupa’daki PKK yapılanması

Şimdi en kritik soru şuydu: Kandil bu çağrıya nasıl yanıt verecekti?

KANDİL KONGREYİ TOPLAYACAK MI

Öcalan’ın çağrısından sonra gözler Kandil’e çevrildi. Örgütün lider kadrosundan Murat Karayılan, böyle bir kararın ancak örgüt kongresinde alınabileceğini söyledi.

Bu, “Öcalan’ın çağrısı yeterli değil, örgüt içinde ikna süreci gerekiyor” anlamına geliyordu. Yani PKK’nın silah bırakması için Kandil’in de bu çağrıya uyması gerekiyordu.

SİYASETE ETKİSİ: DEM PARTİ VE ERDOĞAN’IN HAMLESİ

DEM Parti, sürecin artık devlet tarafından yönlendirilmesi gerektiğini belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “top sizde” mesajı verdi.

Bu gelişme, AK Parti’nin Kürt seçmen üzerindeki etkisini artırabilir, DEM Parti’nin ise siyasi varlığını yeniden tanımlamasına yol açabilir. CHP’nin de süreç karşısında nasıl bir tavır alacağı merak konusu.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu süreci yönetmek zorunda. Zira bir yanda Bahçeli ve milliyetçi taban, diğer yanda Kürt seçmenin beklentileri var. AK Parti’nin nasıl bir yol izleyeceği, bu sürecin geleceğini belirleyecek.

TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE YENİ PARADİGMA

Bugün gelinen nokta, sadece Türkiye siyaseti için değil, bölge ve dünya siyaseti açısından da yeni bir dönemin başlangıcını işaret ediyor. Yıllardır süren çatışmalar, acılar ve belirsizlikler, artık yerini terörsüz, daha güçlü ve daha birleşik bir Türkiye idealine bırakıyor. Bu süreç, yalnızca silahların susması değil; aynı zamanda toplumsal kardeşliği yeniden inşa etme, ekonomik kalkınmayı hızlandırma ve bölgeyi huzura kavuşturma amacını taşıyor. Artık zaman, birbirimizden kuşkulanma değil, ortak bir gelecek inşa etme zamanı. Türkiye, Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, Lazıyla, Boşnağıyla, Arabıyla ve tüm halklarıyla birlikte, büyük medeniyet yürüyüşüne devam ediyor. Bu yeni dönemin, iç barışı güçlendirdiği gibi uluslararası arenada da Türkiye’nin elini kuvvetlendireceği aşikâr. Bölgesinde oyun kurucu bir güç olarak yükselen Türkiye, kendi içindeki birlikteliği pekiştirdikçe, dünyaya da ihtiyaç duyduğu yeni eksen ruhunu sunacaktır.

BU CEMRE SİYASETİN BUZLARINI ERİTECEK Mİ?

Bu çağrı, Türk siyasetinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Ancak bunun gerçek bir bahara dönüşüp dönüşmeyeceğini zaman gösterecek.

Kandil’in vereceği yanıt, devletin atacağı adımlar, DEM Parti’nin yeni pozisyonu ve uluslararası konjonktür, bu sürecin yönünü belirleyecek.

Bekleyip göreceğiz. Bu bir bahar mı, yoksa yeni bir aldatmaca mı?

Şunu unutmayalım:

“Cemre düşmekle bahar gelmez, ama bahar cemresiz de gelmez.”

Saygılarımla