Sivrisinek ve rüzgarın ibretlik hikayesi

Abone Ol

Rahmetli Ömer Seyfettin hikayelerinden birinde bir sivrisinek ve rüzgârı konu eder.

Hayatı; herkesi iğnesiyle sokup rahatsız etmekle geçen sivrisinek, boyuna posuna bakmadan tatlı tatlı esen rüzgarla dalga geçmeye başlamış.

Rüzgâr aldırmamış önce yoluna devam etmiş. Fakat sivrisinek durmamış alaylarına ve kahkahalarına devam etmiş. Kuvvetli rüzgâr bu aciz zararlı yaratığın neyine güvenerek bu kadar küstahlaştığına bir anlam verememiş.

“Sen benim kim olduğumu biliyor musun?” Diye sormuş. Sivrisinek aldırış etmeden öyle ağır sözler sarf etmiş ki alçak gönüllü rüzgâr önce hiddetlenmemiş ama ona bir ders vermek için biraz hızlı esmiş. Tabi sivrisineği önüne katmış.

Korkuyla kaçan sivrisinek bir çatının önünden geçerken can havliyle iki kirişin arasına atmış kendini. Bulunduğu yerden alaylarına ve kahkahalarına devam etmiş. Hiddetlenen rüzgâr daha hızlı daha hızlı esmeye başlamış. Fakat sivrisineği yerinden kıpırdatamamış. Hiddetle fırtına olmuş. Sonra kasırga sonra bora…Nihayet tayfun olmuş. Sonra başlamış çatıyı sarsmaya. Sivrisinek, bağışlanma ve özür dilemek yerine küstahlığını elden bırakmayarak rüzgâra seslenmiş.

-Edepsiz rüzgâr, demiş. Ne oluyorsun yoksa bana bu fakirin çatısını mı söktüreceksin?

İşte küstahlığın hikayesi.

Bir kısım insanlar, bir kısım kurumlar, bir kısım şirketçikler, bir kısım merdiven altı üretim yapanlar ve hatta bir kısım devletler kendi cürümlerine bakmadan etrafındakilere böyle kafa tutarlar.

Sivrisinek nasıl sesiyle rahatsızlık verirse onlar da daha çok sözleri, yazdıkları ve manipüle edici davranışları ile etraflarına aynı etkiyi yaratırlar. Başkalarına verdikleri zarardan beslenirler.

Küçük bir şirket piyasada daha kolay tanınmak için büyük şirketin logosuna yakın bir taklit kullanır mesela.

Ya da ucube bir heykel yapmakla övünen bir kurum dünyanın sayılı eserleri arasına girmiş bir havaalanı ile kıyaslama yoluna gider.

Bazen de merdiven altı üretim yapan bir firmanın kendi ürettiğini tanıtmak yerine büyük firmaların ürünlerine çamur atarak reklamını yaptığına şahit oluruz.

Ya da bir bölük bile askeri olmayan küçük ve aciz bir devlet dünyanın en güçlü ordularına sahip başka bir devlete kafa tutmaya çalışır.

Bu tür davranışların en yaygınını da son zamanda sosyal medya kullanımının artmasıyla insanlarda görüyoruz. Gerçek hayatta toplumda bir konum edinmeyen kişiler için sosyal medya adeta bir nimet haline dönüştü. Tıpkı sivrisineğin çatının kirişine sıkışması gibi kendilerine güvenli bir alan oluşturduklarını düşünüp oradan yazmaya, taciz etmeye, çamur atmaya devam ederler.

1800 lerde yaşamış bir filozof olan Kiergekooard matbaanın icat edilmesine bile karşı çıkmış.”Aman Tanrım demiş; söyleyecek sözü olan ne çok insan varmış. Matbaa icat edilmesiydi bu zırvaları bilmek zorunda kalmayacaktık. Bu bir hiciv olmalı.”… Zavallı rüzgar ruhlu Kiergekooard bu gün yaşasaydı ne derdi acaba?

Bir sosyoloji çalışması yapmış olsak böyle durumları anlatmak için bu hikâyeden yola çıkarak “sivrisinek sendromu” diyebilirdik belki de. Neyse biz de haddimizi aşmadan o işi sosyologlara bırakalım.

Bizimkisi bir sivrisinek hikayesinin yorumundan öte bir şey değil.

Yüce Allah bile bir sivrisineği çekinmeden misal vermemiş mi? (Bakara Suresi 26)