Sivas yollarında geceleri

Sevgili hemşerilerim, ildaşlarım…

Abone Ol

Sevgili hemşerilerim, ildaşlarım…

Depremzede kardeşlerim!

Nasılsınız, iyi misiniz?

Ne haldesiniz, hangi diyarlardasınız?

Atatürk’ün kuzey denizimizden, Karadeniz’imizden çıktığı Samsun’da mısınız?

Hani, bir gemi yanaşmıştı Samsun’a sabaha karşı…

Selam durmuştu kayığı, çaparı, takası,

Selam durmuştu hani tayfası!!!

Cahit Külebi yazmıştı ya!

Ne yazmıştı?

Bir duman tüterdi bu geminin

Bacasından, bir duman

Bir duman değildi bu!

Memleketin uçup giden kaygılarıydı.

Samsun Limanına bu gemiden atılan

Demir değil,

Sarılan Anayurda

Kemal Paşa’nın kollarıydı…

Yoksa Ahmed Arif’in ve de Ziya Gökalp’in Diyarbakır’ında mısın?

O, Hasretinden Prangalar Eskittim diyen şairin.

O uzun, ünlü, Otuzüç Kurşun şiirinde, 1943’te, o günlerin insan hakları şartları düzeninde, eşkıya, kaçakçı denerek, yargılanmadan kurşuna dizilen, biri kız olduğu için, “Türk Askeri kadına kurşun sıkmaz” denerek kenara çekilen, aslında otuz iki kişiyi yazan şairin ilinde mi?

Vurulmuşum

Dağların kuytuluk bir boğazında

Vakitlerden bir sabah namazında

Yatarım

Kanlı, upuzun…

Vurulmuşum

Düşüm gecelerden kara

Bir hayra yoranım çıkmaz

Canım alırlar ecelsiz

Sığdıramam kitaplara… diyen Ahmed Arif’in ilinde.

Bir de Sivas ve yine Cahit Külebi…

Bir rüzgar eser ki, bıçak gibi

El ayak şişer.

Sivas yollarında geceleri

Ağır ağır kağnılar gider.

Kıymetli hemşerim neredesin, kimin yanındasın?

Başka diyardaki oğlunun kızının mı, kardeşinin bacının mı, kaynananın kayınbabanın mı, kaynın baldızının mı,  amcanın dayının mı, halanın tezenin mi?

Kimin yanında?

Kalabalık olduğun için, bir eve yüklenmemek için çocukların bir yerde, eşin bir yerde, sen bir yerde misin?

Sen başka şehirde, başka evde misin?

Yoksa oradan oraya mekik mi dokuyorsun, kapı kapı dolaşıyor musun?

Bu misafirlikler sana zor mu geliyor, ağır mı geliyor?

İçine mi dokunuyor?

Malatya’da çadırda mısın, naylon evlerde misin?

Neredesin sevgili bacım, kardeşim neredesin?

Mahkum gibi, hükümlü gibi, tutuklu gibi mi yaşıyorsun?

Hizmetçi gibi, totaba gibi, sığıntı gibi, zoraki misafir gibi mi yaşıyorsun?

Geçmişin, kimliğin, kariyerin sıfırlandı mı?

Ağladığın oluyor mu?

Ağlarsan çadırda mı, naylon evde mi, sığındığın evde mi ağlıyorsun?

Nasılsın?

Dalgın mı oldun, algın mı, alıngan mı oldun?

Gecelerin nasıl geçiyor?

Hemşerim, depremzedem doğru düzgün uyuyabiliyor musun?

Rüyanda depremler oluyor mu?

Canım kardeşim, depremde ananı babanı kaybettin mi, eşini çocuğunu kaybettin mi, bacını kardaşını kaybettin mi?

1237 kişimiz öldü ilimizde.

Bunlardan birinin yakını olabilirsin.

Bağrın yanıyor mu?

Yüreğin kanıyor mu?

Sevgili hemşerim onlarsız yaşama alışabiliyor musun?

Allah’ım sana sabır versin, Allah’ım sana can versin, güç versin, kuvvet versin inşallah.

İsyan etme sabret…

Sabrın sonu selamettir unutma.

Dayan, katlan, kendi kendine hükmet!

Acılar dinecek, hayat yeniden dönecek, ölümler yavaş yavaş unutulacak…

Nazım Hikmet, hapishaneden eşine yazdığı mektupta, kendisini asacaklarından söze edince, eşi Piraye, “Seni asarlarsa, seni kaybedersem yaşayamam” der. O,

“Yaşarsın karıcığım,

kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda;

yaşarsın kalbimin kızıl saçlı bacısı

en fazla bir yıl sürer

yirminci asırlarda ölüm acısı” der.

Annem, “Allah’ım, götürdüğümüz kadar verme!” diye dua ederdi.

İnsanoğlu her zorluğa dayanır.

Önemli olan zorluklardan güçlenerek çıkmaktır.

Sevgili kardeşim, Allah’a güven, devletimize güven geleceğe güven.

Gidenler gelmeyecek ama her şey düzelecek inşallah.