“Sistem”in çöküşü: İstanbul Büyükşehir Belediyesinde yolsuzluk ağı ve bir siyasi maskenin düşüşü

Abone Ol

SİSTEMİN KURULUŞU: BEYLİKDÜZÜ’NDEN İBB’YE UZANAN AĞ

2014 yılında Beylikdüzü Belediye Başkanlığı koltuğuna oturan Ekrem İmamoğlu’nun belediyecilik kariyeri, kamuoyuna sunulan demokratik vizyon ve sosyal belediyecilik söylemleriyle şekillenmişti. Ancak son günlerde ortaya çıkan tanık ifadeleri ve itiraflar, bu söylemlerin ardında bambaşka bir yapının sistematik biçimde kurulduğunu gösteriyor. İddialara göre bu yapı, “Sistem” adı verilen, ihale ilişkileriyle beslenen, rüşvet havuzlarıyla dönen ve siyasi kariyeri fonlamaya yönelik bir düzenin iskeletini oluşturuyor.

Nedim Şener’in kaleme aldığı makalede ifade edilen tanıklıklar, bu yapının Beylikdüzü’nden itibaren örüldüğünü ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne taşındığını gözler önüne seriyor. Bu yapının kilit noktalarında, İmamoğlu’nun güvendiği ve “kasası” olarak nitelendirilen şahısların yer aldığı görülüyor. Subaşı ve Yıldız gibi isimlerin savcılığa sunduğu ifadeler, belediye kaynaklarının bir seçim fonuna nasıl dönüştürüldüğünü ortaya koyuyor. Bu noktada sistemin yalnızca ekonomik değil, siyasal bir proje olduğu da anlaşılıyor.

KAMU GÜCÜNÜN KİŞİSEL MENFAAT İÇİN KULLANILMASI

Kamu kaynaklarının “seçim kazandırma” amacıyla kullanılması, sadece etik değil aynı zamanda ağır bir hukuki suçtur. Türk Ceza Kanunu’nun 250. ve devamı maddeleri, görevi kötüye kullanma ve kamu malı üzerinden menfaat sağlama gibi suçları net bir şekilde tanımlamaktadır. Bunun ötesinde Yargıtay kararlarında defalarca belirtildiği üzere, “kamu görevinde bulunan bir kişinin, görevini kullanarak kişisel veya siyasi menfaat sağlaması, görevinin dışına çıkmasıdır ve cezai sorumluluğu doğurur.”

İtiraflarda belirtilen komisyon ödemeleri, ihaleye fesat karıştırma ve elden yapılan büyük nakit ödemeler, açıkça TCK 235. madde kapsamındaki suçları işaret ediyor. Daha da önemlisi, bu suçlar tekil değil, organize ve planlı bir yapının parçası olarak işlenmişse, bu durumda “örgütlü suç” kapsamında ele alınması ve cezaların ağırlaştırılması gerekir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nin 2019/2843 E., 2020/1477 K. sayılı kararında, “kamusal görevde planlı ve sürekli şekilde menfaat temin eden yapılanmaların organize suç örgütü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği” belirtilmiştir.

SİYASİ DOKUNULMAZLIĞIN ARKASINA SAKLANMAK

Nedim Şener’in dikkat çektiği önemli bir ayrıntı, Ekrem İmamoğlu’nun siyasi kariyerinde ilerlemesinin ardındaki motivasyonun “dokunulmazlık zırhı” olabileceği yönünde. Cumhurbaşkanlığı adaylığı, kamuoyunda demokratik bir tercih olarak algılansa da, ortaya çıkan iddialar bu adaylığın asıl gerekçesinin hukuki kalkan ihtiyacı olabileceğini ima ediyor. Bu noktada, anayasal dokunulmazlıkların suistimali gündeme gelir. Anayasa Mahkemesi içtihatları, dokunulmazlığın bireyin değil, makamın korunması için var olduğunu açıkça ifade eder.

Siyasi dokunulmazlıklar, kamuoyuna hizmet etmek üzere görev yapan temsilcilerin baskı altında kalmadan görevlerini yerine getirmesi için sağlanır. Fakat dokunulmazlık zırhının arkasına saklanarak işlenen suçlar, anayasa ve hukuk düzenini hedef alır. Bu durum, Meclis’in yetki ve itibarını da zedeler. Esasen bu noktada “siyaset yapma hakkı” ile “suç işleme özgürlüğü” arasında net bir ayrım yapılmalıdır. Kimse, aldığı oy oranı ya da üstlendiği görev dolayısıyla adaletten azade değildir.

AYETLERİN VE HADİSLERİN IŞIĞINDA YOLSUZLUKLA MÜCADELE

Kur’an-ı Kerim, yolsuzlukla mücadele noktasında çok net mesajlar verir. Bakara Suresi 188. ayette Allah şöyle buyurur:

“Aranızda birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını günah yoluyla yemek için hâkimlere başvurmayın.”

Bu ayet, mahkemelerde dahi haksız kazanç peşine düşenleri açık bir dille uyarır. Yani sadece yolsuzluk değil, onu örtbas etmek için yapılan adalet oyunları da lanetlenmiştir.

Hz. Peygamber (s.a.v.), “Rüşvet alan da veren de cehennemdedir.” (Tirmizi, Ahkâm, 9) buyurmuştur. Bu hadisi şerif, sadece bireysel ahlaksızlığı değil, sistematik hale gelen rüşvet düzenlerini de hedef alır. Belediye gibi halkın emanetini taşıyan bir kurumda dönen bu tür yapılar, yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda ilahi adalet karşısında da hesap verilecek niteliktedir.

ŞEFFAFLIK YOKSA DEMOKRASİ YALANDIR

Halkın vergileriyle dönen belediyeler, kutsal bir emaneti taşıyan kamu kuruluşlarıdır. Bu emanetin çarçur edilmesi, sadece bütçe israfı değil, halkın iradesine ihanettir. Seçim kampanyalarını devlet kaynaklarıyla finanse etmek, siyasetin meşruiyetini yok eder. Adaletin olmadığı yerde hukuk; hukukun olmadığı yerde ise demokrasi ayakta kalamaz.

Bir “sistem” kurulmuşsa ve bu sistemin amacı halkın iradesini değil, bir zümrenin menfaatini korumaksa, orada sadece yolsuzluk değil, yönetim krizinden bahsediyoruz demektir. Bu krizi çözmenin yolu; yargının bağımsızlığı, basının cesareti ve halkın vicdanından geçer. Artık kamuoyuna düşen görev, sessiz kalmamak ve hukukun işleyişine destek vermektir.

Hakikat er geç ortaya çıkar. Adalet tecelli eder ama geç kalmamalıdır. İtiraflar, belgeler, ifadeler… Bunların her biri “sistem”in çözüldüğünün, maskenin düştüğünün ve hesap zamanının yaklaştığının habercisidir.

UNUTMAYIN,

“Adalet mülkün temelidir; o temelin altı oyulursa, üstündeki hiçbir saray ayakta kalmaz.”

SAYGILARIMLA!