Sınavda adalet yerine gelmeli: Yaşta değil, imkânda eşitlik olmalı

Abone Ol

BU MAKALE NEDEN YAZILDI?

Bu yazının kaleme alınmasının temel sebebi, hafta sonu yani 21-22 Haziran 2025 tarihlerinde yapılan Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sırasında, Malatya İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi B Blok 305 numaralı sınav salonunda yaşanan somut ve ciddi bir mağduriyettir. Aynı sınıfta sınava giren iki öğrencim, yani kendi çocuklarım; sınav sırasında sınıfta bulunan yaşça oldukça büyük bir adayın sürekli konuşması, kalem düşürmesi, sınav esnasında yüksek sesle soru sorması, “ben bunu nasıl yazacağım”, “ne dedi, anlamadım”, “kalemim düştü, eğilemiyorum kalemimi verebilir misin?” gibi sözleriyle sınav atmosferini bozması nedeniyle dikkat dağınıklığı yaşamış ve emeklerinin karşılığını verme imkânından mahrum kalmıştır. Bu mağduriyet, sadece onların değil, salondaki diğer birçok adayın da hakkının gasp edilmesi anlamına gelmektedir.

Yaşanan bu olay üzerine, hem söz konusu yaşlı adayın hem de bu duruma duyarsız kalan, yalnızca “amca sessiz ol” gibi ciddiyetsiz uyarılarla sınav disiplinini sağlayamayan sınav gözetmenlerinin, öncelikle CİMER aracılığıyla yetkili mercilere şikâyet edildiğini ve hukuki sürecin sonuna kadar takip edileceğini bu vesileyle kamuoyuna açıklıyorum.

EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ: HAK MI, HAKSIZLIK MI?

“Fırsat eşitliği” kavramı, eğitim sistemimizin temel ilkelerinden biridir. Ancak bu kavram, çoğu zaman kâğıt üzerinde kalıyor ve uygulamada mağduriyetlere sebebiyet veriyor. Medyada bahsedilen ve üniversite sınavı gibi hayati öneme sahip bir süreçte, 15 yaşındaki bir genç ile 81 yaşındaki bir bireyin aynı sınav salonunda sınava tabi tutulması, ne pedagojik ne de psikolojik olarak açıklanabilir bir durum değildir. Bu sözde “eşitlik”, gerçekte hakkaniyeti zedeleyen, gençlerin psikolojisini alt üst eden, bunca yıllık emekleri boşa çıkaran bir adaletsizliktir.

81 yaşındaki bir bireyin bilgiye ulaşma hakkı elbette inkâr edilemez. Ancak bu hakkın sınav salonlarında, gençlerin dikkatini dağıtarak, sorulara odaklanmasını engelleyerek kullanılması kabul edilemez. Eğitimde fırsat eşitliği, aynı sınav salonuna farklı fiziksel, zihinsel, duygusal kapasitedeki bireyleri yerleştirmek değildir. Eşitlik; eşdeğer koşullarda yarışma, eşit zemin ve eşit dikkat ortamıdır. 18 yaşında sınava girmiş bir gencin, 70-80 yaşında biriyle aynı tempoda, aynı ortamda ve aynı psikolojik baskı altında sınava girmesi, pedagojik olarak savunulamaz bir uygulamadır.

SINAV PSİKOLOJİSİ VE YAŞ GERÇEĞİ

Sınav anı, öğrenciler için sadece bilgi ölçümü değil, aynı zamanda psikolojik bir savaştır. Kaygı düzeyi yüksek, dikkat dağınıklığına yatkın bu atmosferde, sınav sırasında oluşabilecek en küçük bir dikkat dağınıklığı, bir sorunun yarım kalmasına, dolayısıyla tüm testin başarısız olmasına sebep olabilir. Özellikle üniversite sınavı gibi yılda yalnızca bir kez yapılan bir sınavda, tek bir kelimenin, tek bir sesin bile büyük önemi vardır.

İşte bu noktada, 70-80 yaşını aşmış, fizyolojik refleksleri azalmış, işitme-görme problemi yaşayabilecek bireylerin aynı sınav salonunda yer alması, gençler için ciddi bir dezavantaj oluşturmaktadır. Kalem düşürmek, sık sık konuşmak, gözetmenin ne dediğini anlayamamak, sınav boyunca huzursuz hareketlerle dikkat dağıtmak; gençlerin sınav performansını doğrudan etkileyen ve geri döndürülemez zararlar doğuran davranışlardır. Bu kişiler bilinçli ya da bilinçsiz şekilde sınavı sabote etmektedir.

SINAV DÜZENLEMESİNDE YAŞ KRİTERİ OLMALI MIDIR?

Bu noktada yapılması gereken bellidir: Sınava girecek bireyler yaş gruplarına göre sınıflandırılmalı, yaş itibarıyla dikkat ve davranış kontrolü açısından farklı kategorilerde değerlendirilmeli, sınav güvenliği ve konsantrasyonu adına yaşça büyük bireyler özel sınıflarda sınava alınmalıdır. Bu, yaş ayrımcılığı değildir; bu, sınav adaletidir.

Nasıl ki “Milli Savunma Üniversitesi” sınavlarına girerken bir yaş üst sınırı konuyorsa –ki bu sınır genelde 25’tir– neden üniversite sınavlarında da benzer bir düzenleme yapılmasın? Eğitim hakkı ile fizikî gerçekler arasında sağlıklı bir denge kurulması gerekmektedir. Eğitim Bakanlığı ile ÖSYM’nin birlikte çalışarak, yaşa bağlı farklı sınav salonu uygulamasını hayata geçirmesi artık bir zorunluluk hâlini almıştır.

MEVZUAT NE DİYOR?

Şu anki mevcut mevzuatta, yükseköğretim kurumlarına girişte yaş sınırlaması bulunmamaktadır. 6114 sayılı “Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı Kanunu” ve ilgili sınav yönergelerinde herhangi bir yaş üst sınırı belirlenmemiştir. Ancak ilgili yönetmeliklerde “sınav güvenliğini sağlamak, sınavın sağlıklı yürütülmesini temin etmek” adına düzenleme yapma yetkisi ÖSYM’ye verilmiştir. Bu kapsamda, 6114 sayılı Kanun’un 3. maddesi (ç) bendi, sınav uygulamalarında “eşitlik, tarafsızlık ve güvenlik” ilkelerini gözetme görevini ÖSYM’ye vermektedir.

Ayrıca “Yükseköğretim Kurumlarına Giriş Sınavı Kılavuzu”nda özel ihtiyaç sahibi bireyler için yapılan ayrı sınıf uygulamaları (örneğin: görme engelliler, işitme engelliler, hiperaktivite bozukluğu olan bireyler vs.) zaten örnek bir uygulamadır. Bu mantıktan hareketle, yaşla gelen bilişsel ve davranışsal farklılıklar da göz önüne alınarak “ileri yaş grubu için özel sınav salonları” oluşturulması mümkündür ve kanunen de engel teşkil etmemektedir.

SINAV GÖZETMENLERİNİN DUYARSIZLIĞI VE GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SORUNU

ÖSYM, sınav güvenliği ve disiplin konusunda oldukça katı kurallar belirlemiş, adeta tek bir kelimeyle sınavın iptal edilebileceği bir sistem inşa etmiştir. Ancak bu sistem, aynı oranda salon düzeninde adalet ve müdahale hassasiyetine yansıtılamamaktadır. Bu durum, özellikle genç sınav adaylarının büyüklerine karşı “saygısız” konumuna düşmekten çekindiği, sınav görevlilerine açıkça şikâyet edemediği sınav salonlarında bariz mağduriyetlere yol açmaktadır.

Bire bir örnekle açıklamak gerekirse: Öğrencilerimden biri sınava başladığı andan itibaren salon görevlisinin yapması gereken uyarılara rağmen sınıfta bulunan yaşlı bir sınav adayının sürekli olarak “Ne diyor? Ben anlamadım.” gibi cümleler kurduğunu ve bu durumun gözetmenler tarafından kopya girişimi olarak değerlendirilmediğini, aksine basit bir “amca sessiz ol” uyarısıyla geçiştirildiğini belirtmiştir. Daha da ötesi, bu yaşlı aday sürekli kalemini düşürüp arkasındaki öğrenciye “Kalemlerimi ver, ben toplayamıyorum.” şeklinde sorular yöneltmiş, hatta “Bu yazıyı nasıl yazacağım?” diyerek yüksek sesle düşünmeye devam etmiştir.

Buna rağmen gözetmenler tarafından ciddi bir müdahale yapılmamış, sınav düzeni adeta yaşlılığın arkasına sığınılarak sabote edilmiştir. Oysa ki bu davranışlar, sınav yönergelerine göre sınavın iptali ve adayın salondan çıkarılmasına kadar gidebilecek seviyede disiplinsizliklerdir. Öğrencilerimiz ise gözetmenlere “lütfen bu kişiyi uyarır mısınız” deme cesaretini gösterdiğinde, “sınavım iptal edilir” korkusuyla sesini yükseltememiştir. Bu da, adaletin sadece kural kitaplarında var olduğunu; uygulamada ise güçlü (yaşlı, dikkat çeken, görmezden gelinen) olanın sözünün geçtiğini acı bir şekilde göstermektedir.

Oysa ki sınav güvenliği sadece bireyin sessizliği değil; diğerlerinin sessizliğini sağlama sorumluluğuyla da ilgilidir. Bu sebeple, ilgili gözetmenlerin görevlerini kötüye kullandıkları, açık şekilde sınav salonundaki düzeni sağlayamadıkları ve bazı adayların sınav hakkını ihlâl ettikleri çok açıktır. Bu durum, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “görevi kötüye kullanma” başlıklı 257. maddesi kapsamında da suç teşkil edebilecek niteliktedir. Bu konuda yapılan ihmal ve göz yummaların hem CİMER hem de Cumhuriyet Savcılıkları nezdinde şikâyete konu edildiğini ve sürecin takipçisi olunduğunu bu vesileyle kamuoyuna açıklıyorum.

Elbette ki büyüklere saygı, bizim kültürümüzün temel değerlerinden biridir. Ancak yaşlı da olsa hiç kimsenin başka birinin hakkını gasp etme, emeğini sabote etme hakkı yoktur. Ve en az yaşlılara gösterilen hoşgörü kadar, gençlerin hakları da korunmalıdır. Aksi hâlde adalet terazisinin kefeleri kırılır, emek ziyan olur, umutlar söner.

HEM MANTIKLI, HEM VİCDANİ, HEM HUKUKÎ BİR ZORUNLULUK

Artık mesele bir kişinin sınava girip girmemesi değil; binlerce gencin hayalleriyle alay edilip edilmediğidir. Üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler, sadece bir yıl boyunca değil; bazen 2-3 yıl boyunca uykusuz geceler, özel dersler, kurslar, aile baskıları ve büyük maddi fedakârlıklarla bu güne hazırlanıyor. Ve bu büyük emeğin, tek bir kişinin konuşması, huzursuzluğu, dikkatsizliği yüzünden heba edilmesi asla kabul edilemez.

Devletin görevi sadece “herkese kapıyı açmak” değildir; aynı zamanda bu kapıdan geçişin adil, sağlıklı ve eşit koşullarda olmasını sağlamaktır. Bugün, 70-80 yaşındaki birinin sınavda gösterdiği davranışlar yüzünden 18 yaşındaki bir öğrencinin yıılrca süren emeği 165 dakikalık sürede çöpe gidiyorsa, burada fırsat eşitliği değil, fırsat istismarı vardır. Bu yaşta sınava giren bazı bireylerin bunu “ilgi çekmek”, “medyaya çıkmak”, “anlamlı bir anı bırakmak” için yaptığına dair kamuoyunda yaygın bir kanaat oluşmuştur. Bu kanaatin doğması dahi sistemin sorgulanmasını gerekli kılar.

Bu sınavlar sadece bilgi değil; kader belirliyor. Ve kaderle oynamak, kimsenin hakkı olmamalıdır. ÖSYM ve MEB, bu konuda derhal düzenleme yapmalı; ileri yaş bireyler için özel sınav salonları oluşturulmalı ve gençlerle aynı ortamda sınava girmeleri engellenmelidir. Bu hem sınav güvenliğinin hem de psikolojik sağlığın korunması açısından elzemdir.

UNUTMAYIN,

“Adalet, herkese aynı muameleyi yapmak değil; herkesi hak ettiği şartlarda değerlendirmektir.”

SAYGILARIMLA!