Sizi bilmem ama ben Ramazan ayı geldi mi tedirgin olanlardanım. Ağız kuruluğu, nikotin eksikliği, cümle sayısının azalması, imanın zayıflığı gibi nedenler bu tedirginliğe örnektir. Bu tedirginlikle beraber hafiften bir “haz” da yok denemez. “Sen buna oruç mu diyorsun? Biz 40 derece sıcaklıkta ağustosun o uzun günlerinde oruç tuttuk” gibi lakırdıları duyarak büyüyen bir ailenin ferdi olarak o duygular içerisinde orucu tutmaktayım.
36 yıl sonra yani 71 yaşımda torunlarıma, İslam’ı kabulümüzden beri süre gelen “40 derece, ağustos…” geyiğini sürdürmek istiyorum. 71 yaş, acayip bi yaş olsa gerek. Küre halen ısınmaktadır. Sera gazlarının orucu bozduğu yıllar. Yıl 2050… AK Parti’nin yüzde 30’ların altına inme konuları tartışılmakta. CHP’nin başına eski Diyanet İşleri Başkanı seçilmiş. Acayip yıllar.
Neyse biz bugüne dönelim…
Ramazan ayında hocalar ile doktorların tatlı bir rekabeti vardır. Müslümanlar, hocaya mı gitsek yoksa doktora mı gitsek ikileminde kalırlar. Genelde sıra şu şekildedir: Hoca, doktor ve tekrar hoca…
Herhangi bir hastalığı olan Müslüman’ın önce hocadan icazet alması gerekir. Sonra doktordan reçete alması farzdır. Daha sonra o reçeteyi hocaya çek etmesi farzı ayn’dır. Zaten televizyonda ya hoca görürsün ya doktor. İkisi de vaaz verir aslında.
Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Diyetisyen Yeşim Çelik, (Oruçlu iken hayatta bu uzun ismi okuyamam. Bu bölümü aradığınızı düşünsenize) bakın ne demiş:
"Oruç tutacak kişiler mutlaka sahur yapmalı…"
Şimdi bu bilgiyi çek etmek lazım.
Hocam, Yeşim Çelik diye bir doktor, mutlaka sahur yapın, diyor. Siz ne diyorsunuz?
“Bizi sizi var mı? 1400 yıldır Müslümanlar sahura kalkar. Bu doktor yeni bir şey mi bulmuş. Vah, vah, vah!”
Orucu televizyonda geçiren bir milletiz aslında. Çadırda iftar açmamak büyük bir eksikliktir. Sanki yatsı namazının vitir vacibini kılmamış gibisindir. Ne kadar TV kanalı varsa, hepsi çadırda… Acaba bu çadır olayı emekçi medya mensupları için mi? Olabilir.
İftar sofraları televizyon açık olarak düzenlenir. Ve TV ekranının sağ tarafında illerin iftar vakitleri gösterilir. Ne hikmetse, İstanbul’un iftar vaktini ya da Urfa’nın iftar vaktini merak ederiz. Kendi ilinden çok başka illerin iftar vaktine kafa yoran çok kişi vardır. Hesaplamalar yapılır, aradaki fark önümüzdeki yıl tutulacak orucun iftar vaktiyle çıkarılır. İllerin enlem ve boylamlarındaki dengesizlikten bahsedilir. Yahu sana ne? Niğde’nin coğrafik özelliğinden bana ne?
Oruç dedi mi, Coca Cola akla gelir bizim buralarda… 11 ay verdikleri reklam sayısı Ramazan ayı kadar değildir. Millet olarak Coca Cola’ ya bir zem zem havası vermemiz zoruma gidiyor. Tamam, iftar sofrasında favori içeceğim olabilir. Ama akılda o şekilde bir algı bırakması çok düşündürücü…
Sıcak havada oruç tutmanın püf noktası, sahura kalkmakmış…