Severiz ekimleri, nisanları…

Abone Ol

Türkiye Cumhuriyeti dün itibariyle 95 yaşına girdi. Ulu Önder’den bize miras kalan en önemli varlık Cumhuriyet. Her sene daha bir coşkuyla daha bir özlemle kutluyoruz 29 Ekim’i. Nice 95’lere birlik ve beraberliğimiz bozulmadan.

Çocukluğumdan beri en büyük gelenektir milli bayramlara katılmak, tören alanlarında bayrak sallamak ve günler öncesinden evin balkonuna Türk bayrağı asmak. Rahmetli dedem hep bunun için çabaladı hayatı boyunca. Hatta ben evlenince yıllardır balkona astığı bayrağını bana hediye etti bende milli bayramları ihmal etmeyeyim diye. Öyle de oldu… Bende eğer bir hastalık yada önemli bir mazeretim yoksa çoluk çocuğu toplayıp giderim tören alanlarına.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenleri için dakikalar öncesinden gittik İnönü Caddesi’nde düzenlenen törene. Güvenlik önlemleri yine üst düzeydi, protokol hazırdı, resmi geçit töreninde görevli olan okullar, askerler, gaziler, mehteran takımı herkes büyük bir gururla bekliyordu.

Ancak maalesef üzülerek söylüyorum ki vatandaşın yoğun katılımı yoktu. Bundan 4-5 yıl önce geçit törenini izleyecek yer bulamazken bu bayramda seyrek bir hal almıştı katılım. Gördüğüm bu fotoğraf beni hiç memnun etmedi. Sanki çocuklar olmasa o kalabalığı bile göremeyecektik. Sosyal medyada maşallahımız var ama. Profil resimlerinde her yer Cumhuriyetti. E Türk milleti olarak gösterişi seviyoruz ya. Neyse…

Vali, Garnizon Komutanı ve Büyükşehir Belediye Başkanının halkı selamlamasıyla tören başladı. Çoğu Malatyalının katılmaya tenezzül etmediği, 29 Ekim coşkusunu kabullenemediği bayramı Ahmet adlı arkadaşımız fazlasıyla benimsemişti. Yol kenarında töreni izlerken hemen yanımda yer aldı Ahmet. El arabasına onun için yatak yapılmıştı ve o engel, soğuk dinlemeden elinde bayrağıyla Cumhuriyeti kutlamaya gelmişti. Ahmet hem bedensel hem de zihinsel engelliydi ancak bayrağında, Cumhuriyetinde farkındaydı. Askerler geçerken o coşkusunu, heyecanını görmeliydiniz. Helal olsun sana Ahmet kardeş.

Birde öyle bir isim vardı ki tüylerim diken diken oldu onu izlerken. Geçiş sırasında askerlerin hemen arkasında üniversite, lise ve ilkokul öğrencileri dörder sıra halinde bekliyordu. Kendi öğrencilik yıllarımı hatırladım da birden o törende yer almak için birbirimizle yarışırdık. Ama bu yeni nesli görünce ‘vah vah’ dedim içimden. İçleri geçmişti çocukların sanki öylesine gelmiş yürüyüp bir an önce eve gidelim der gibilerdi. Tek bir okul hariç. Hafize Özal Kız Meslek Lisesi… Başlarındaki Beden Öğretmenleri Yunus Çatal hiç göz açtırmadı. Adeta askeri eğitim kamp alanı gibi sürekli direktif vererek kız öğrencilere bulundukları törenin önemini her defasında hatırlattı. “Ayağını daha hızlı vur, sağ sol, sağ sol, etrafa bakma karşına bak, dik dur, ciddi ol…” koca törende Yunus öğretmenin sesleri çınlıyordu vallahi. Helal olsun öğretmenim, ellerinizden öpüyorum önünüzde saygıyla eğiliyorum. O gençleri öyle bir silkelediniz ki benim 6 yaşındaki ufaklık bile gözlerini fal taşı gibi açıp izledi sizi. Bu şekilde bayramlar devam edecek, ciddiyeti anlaşılacak, öğrenciler yine eski günlerdeki gibi birbiriyle yarışacak törenlerde yer almak için.

Yunus öğretmenler, bedensel engeli olup kalbi herkesten daha fazla atan Ahmetler, ellerinde bayraklarıyla anne babalarını bayram alanına getirmeyi başaran minikler oldukça daha çooookkutlarız biz Cumhuriyetin yaşlarını. Daha çok severiz biz 29 Ekimleri, 23 Nisanları, 19 Mayısları, 30 Ağustosları…