Sessiz çığlık: Müslümanların imtihanı Filistin’le

Abone Ol

BATI UYANIYOR, YA BİZ?

Son haftalarda dünya kamuoyunda yaşanan gelişmeler, mazlum Filistin halkı için umut ışığı olmaya başlamıştır. İspanya, İsrail’e silah ambargosu uygulama kararı alarak adeta tarihî bir dönüm noktasına imza atmış, karar İspanyol parlamentosunda da kabul edilmiştir. İtalya’nın Akyazı şehrinde yerel yönetimlerin aldığı boykot kararları, Avrupa Birliği’nin İsrail ile ticari ilişkileri gözden geçirme yönündeki adımı, bu vahşete karşı Batı’da artan bir farkındalık olduğunun göstergesidir. İngiltere’nin de İsrail’le olan ticari ilişkileri masaya yatırması, vicdanlı bir kamuoyunun etkisinin artık hükümet politikalarına da yansımaya başladığını göstermektedir.

Amerika Birleşik Devletleri ise her ne kadar güvenilmez bir aktör olsa da son günlerde İsrail ile ilişkilerinde “soğuk rüzgarlar” esmeye başlamıştır. Bu durum, İsrail’in pervasızlığına ve uluslararası hukuku hiçe sayan tutumuna karşı bir tepkinin yavaş yavaş şekillendiğini göstermektedir. Belki de ilk kez Batı, İsrail’in insanlık dışı uygulamaları karşısında ses yükseltmeye başlamıştır. Peki biz Müslümanlar? Filistin’in kanayan yarasına en yakın halklar, en yakın coğrafyalar, en yakın akrabalık ve iman bağlarıyla bağlı olan bizler ne yapıyoruz?

SÖZDE DEĞİL ÖZDE TEPKİ NEREDE?

Filistin davası, sadece bir toprak mücadelesi değildir. Kudüs, sadece taş ve beton değil; ümmetin kalbi, insanlığın onuru ve İslam’ın izzetidir. İsrail’in yıllardır sürdürdüğü işgal, katliam ve zulüm karşısında Müslüman ülkelerin içine düştüğü sessizlik, tarihin en acı sayfalarından birini yazmaktadır. Arap ülkeleri, Batı’ya şirin görünmek için ya da diplomatik menfaatlerini kaybetmemek adına kınamanın ötesine geçmemekte, bazıları ise açıkça işgalciyle işbirliği yapmaktadır. Bu tutum, yalnızca Filistin’e değil, İslam’ın ruhuna ihanettir.

Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde zaman zaman sert söylemlerle dikkat çekse de, ekonomik ve diplomatik adımlar konusunda tutarlı ve etkili politikalar üretmekte zorlanmaktadır. Elbette diplomasi önemlidir, lakin zalime karşı durmak, yalnızca kelimelerle değil, fiilî yaptırımlarla da olur. Bizler, birey olarak, toplum olarak, devlet olarak İsrail’e karşı ciddi bir birlik oluşturamazsak bu sessizliğimiz, sadece Gazze’de değil, kendi vicdanımızda da yankı bulacaktır.

TARİHİN AYNASINDA BİZİM RENGİMİZ NE?

Tarih boyunca ümmet, zalime karşı direnişiyle şan bulmuş, zulme rıza göstermediği zaman yücelmiştir. Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü Haçlılardan alırken sadece kılıcı değil, inancı ve birliği de kuşanmıştı. Osmanlı Devleti, Kudüs’e asırlarca sahip çıkarken orayı sadece bir şehir değil, kutsal bir emanet olarak görmüştü. Bugün bu tarihî sorumluluğun mirasçıları olan bizler, aynı inanç ve kararlılıkla hareket etmezsek, tarih bizi utançla anacaktır.

Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur:

“Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size ateş dokunur.” (Hud Suresi, 113. Ayet)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurur:

“Kim bir zalimi görür de ona engel olmazsa Allah onu o zalimle birlikte helak eder.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned)

Bu ayet ve hadisler, zulme karşı sadece öfkeyle değil, etkin ve somut adımlarla da karşı durmamız gerektiğini açıkça göstermektedir.

BİR ÜMMETİN KIRILMA ANI

Bugün Gazze’de çocuklar açlıktan ölürken, anneler evlatlarını enkaz altından çıkarmaya çalışırken, yaşlılar göç yollarında hayatını kaybederken bizim gösterdiğimiz tepkiler ne kadar yeterlidir? Sosyal medya paylaşımları, birkaç miting ve sembolik yardımlar; bir milletin ve bir ümmetin üzerine yağan bombaları durdurabilir mi? Elbette hayır. Gerekirse ticaretimizi dondurmalı, İsrail’e karşı ambargo uygulamalı, diplomatik ilişkileri askıya almalıyız. Ümmetin izzeti birkaç milyar dolarlık ticaretten, birkaç diplomatik imzadan daha kıymetlidir.

Bugün susan diller, yarın yakarışla konuşsa da geç olacaktır. Mazlumun ahı, dünyayı sarsar. Bu sessizlik, sadece Filistin için değil, tüm Müslüman coğrafyalar için tehdit oluşturmaktadır. Çünkü zalim, bir yerde başarılı olursa diğer yerlerde daha cesur olur. Zalim, yalnızca silahla değil, korku ve sessizlikle de güç bulur.

BATI’NIN MASKESİ: İNSAF MI, MENFAAT Mİ?

İspanya’nın, İngiltere’nin, hatta Avrupa Birliği’nin İsrail’e karşı aldığı kararları insafla değil, çıkarla okumalıyız. Batı’nın politik refleksi, mazlumun feryadına değil, kamuoyunun baskısına ve iç siyasetindeki denge hesaplarına dayanır. İnsani duruş olarak sundukları birçok karar, aslında kendi iç düzenlerine yönelik bir mecburiyettir. Dün Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de kan döken Batı, bugün Filistin için gözyaşı döküyorsa bu, samimiyetten değil, stratejiden kaynaklanmaktadır.

Kur’an bu gerçeği asırlar önce haber vermiştir:

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, o da onlardandır.” (Maide Suresi, 51. Ayet)

Bu ilahî uyarı, sadece bireysel ilişkiler için değil, devletler ve toplumlar için de geçerlidir. Batı’nın bir kısmı bugün İsrail’e sırt çeviriyorsa, bu dostlukları bitirdiği anlamına gelmez. Müslümanlar olarak bu geçici yumuşamayı zafer sanmamalı, temkini ve bilinçli duruşu elden bırakmamalıyız.

HESAP GÜNÜNE KALMADAN…

Bugün Gazze’ye, Kudüs’e, Filistin’e sahip çıkamayan bir ümmet, yarın Mekke’yi de, Medine’yi de, İstanbul’u da koruyamaz. Zira zulme karşı durmak, sadece Filistin’in değil, insanlığın namusudur. Filistin için bir araya gelemeyenler, hangi dava için bir araya gelecek?

Tarih, zalimin zulmünü değil, mazlumun sessizliğini utançla yazar. İslam dünyası artık bu sessizlikten çıkmalı, ümmet şuuru yeniden diriltilmelidir. Bu şuur yalnızca siyasetle değil, ilimle, ahlakla, birlikle, dua ile, dirençle ve adaletle inşa edilmelidir. Artık kınama değil, kıyam vaktidir.

Batı’nın geçici desteklerine umut bağlayanlar, bir gün o desteğin bumerang gibi kendilerine döneceğini bilmelidir. Hristiyanların ve Yahudilerin oluşturduğu küresel çıkar ittifakı, bizi dost olarak görmez, bizi kullanmak ister. İslam ümmeti, ne zaman kendi öz benliğine döner, ne zaman kendi kardeşine sahip çıkar, işte o zaman izzet yeniden doğar.

“Zulme rıza, zulümdür.” Bu cümle sadece bir slogan değil, kıyamet günü vicdanlarımızın hesabını vereceği veciz bir hakikattir.

Ve unutmayalım:

“Bir ümmetin suskunluğu, zalimin cesaretidir.”

SAYGILARIMLA!