Şehre bayram geldi ama şehrin üstünde görünmeyen bir hüzün vardı yine. Camilerden yükselen bayram tekbirleri, yıllar önce olduğu gibi yankılanıyordu ama bazı sokaklardan artık hiç kimse çıkmıyordu. Çünkü o sokakların sahipleri artık yok.
Depremin üstünden epey bir zaman geçti ama açtığı yaralar hâlâ dün gibi taze. Bu sene de Kurban Bayramı’nda Malatya’daki mezarlıklar her zamankinden daha kalabalıktı. Mezarlık yolları, erken saatlerden itibaren dolmaya başladı. Ellerinde bir demet çiçek, kalplerinde hüzün taşıyan insanlar…
Mezar taşlarının üstünde yüzlerce binlerce isim ama aynı tarih, aynı acı. Bazı mezarlara hâlâ fotoğraf konmamış, bazılarına hala isimler yazılamamış. Toprağın kokusu, gözyaşıyla karışıyor şehir mezarlığında. Yan yana yatıyor bazı aileler, baba, anne, çocuk… 6 Şubat sabahıyla birlikte göçüp gitmiş birçok aile. Hayatını kaybedenlerin yerine sadece suskunluk kalmış aramızda.
Malatya’nın mezarlıkları artık sadece birer kabristan değil. Aynı zamanda birer anı yeri, birer sessiz şehir gibi. Ailemiz, komşularımız, arkadaşlarımız, öğretmenlerimiz. Her biri bu şehrin taşına, toprağına bir iz bıraktı. Ve şimdi bayram günlerinde, onları yalnız bırakmamak için gidiyoruz yanlarına.
Ama o kalabalık… O sessiz kalabalık insana başka bir şey söylüyor: Bu şehir çok şey kaybetti. Her bayram, bu eksiklik daha da belirgin oluyor.
Bu yazıyı okuyan herkese sesleniyorum: Mezarlıklar sadece kayıplarımızı değil, sorumluluğumuzu da hatırlatıyor bize. Hayatta kalanlar olarak, bir araya gelmek, unutulanı hatırlamak, yalnızı sormak boynumuzun borcu.
Kurban Bayramı hepimize sabır, dayanışma ve biraz olsun huzur getirsin.