Senin yol’un başka

Abone Ol

SENİN YOL’UN BAŞKA
Siyah akar Zonguldağın deresi
Yüz karası değil, kömür karası
Böyle kazanılır ekmek parası… (Orhan Veli 1945)
Bartın Amasra şehitlerimize rahmet diliyorum; ailelerine, milletimize başsağlığı diliyorum, sabırlar diliyorum.
Allah Milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın inşallah.
Aklımızı, vicdanımızı, teknolojimizi doğru kullanıp, denetimimizi, yönetimimizi iyi yapıp, sorumluluğumuzu, dikkatimizi yüksek tutup da işimizi yapalım ki, hem aylığımızı helal edelim, hem de Allah böyle acıları bize vermeye.
***
15 Temmuz gece yarısından itibaren Malatya halkı yollara döküldü.
Her semtten vatandaşımız eşiyle, çoluğu çocuğuyla merkeze aktı.
Sonra, otomobilini, traktörünü, kamyonunu, otobüsünü, minibüsünü, bisikletini, motosikletini, engelli aracını, at arabasını alan, içine insanları da doldurarak, Türk Bayraklarını asarak, sloganlar atarak, tekbirler getirerek, coşarak cadde cadde, sokak sokak sabahlara kadar gezdi, dolaştı, darbecilere öfkesini haykırdı.
Ben de CHP Battalgazi Başkanıydım, eşimle, Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarımla hep meydanda olduk, oturduk, çay içtik, demokrasiyle, vatandaşlarımızla beraber olduk.
Üç gün sonra Paşaköşkü semtimizde bir gerginlik yaşandı.
Araç konvoyları her caddemizden geçtiği gibi bu semtin ortasından geçen İsmet Paşa Caddesinden de çok kez geçti.
Bu cadde, şehri, hemen yakındaki Tecde semtine, Yeşilyurt ilçemize bağlayan caddeydi ve çok işlekti.
Konvoyların bir geçişinde, birkaç kendini bilmez, araçtan, dükkanlarının önünde oturanlara, sokakta yürüyenlere bakarak tekbir getirmişler, elle parti işareti yapmışlar.
Ben hareketlerin, çevredeki insanların Alevi olmasından değil, CHP’li olmasından kaynaklandığı kanaatindeydim.
Bu hareketler kışkırtıcı ajanlara yetmişti!
Alevi vatandaşlarımız toplandı.
Cadde Valilikçe trafiğe kapatıldı.
Vali, Emniyet Müdürü halkın yanına gitti.
Ben de eşimle oradaydım.
İl yöneticileri vatandaşları sakinleştirmeye çalışırken, kalabalığın arka taraflarından biri, kadın sesine benzer sesle, feryat figan ederek, el kol hareketleriyle, faşistler falan diyerek bağırıyordu.
Ben de insanlara, “Önemsemeyin”, “Kendini bilmez bir iki gencin yaptığı”, “Her caddeden, her yoldan geçiyorlar. Valla bizim Fuzuli caddesinden sabaha kadar geçiyorlar, korna çalıyorlar, bağırıyorlar.” gibi doğrular, yatıştırıcı sözler söylüyordum.
O, arkada çığlık atan kişiye doğru gittim. Tanıdık çıktı. Öğretmendi. Sünniydi.
“Sen burada mı oturuyorsun?” diye sordum. “Evet” dedi. “Ne böyle bağırıyorsun. Sus.” dedim, sesini kesti.
Ertesi gün, İl Başkanı, ben ve partililer Paşaköşkü sokaklarında anonslarla adımız söylenerek, halkı sakinleştirmek için dolaştık, el salladık, tokalaştık, kucaklaştık.
Konuştuğum insanların, özellikle kadınların, ağızından Allah, Peygamber, Kur’an sözleri düşmüyordu.
Yani Sünni vatandaşlarımızdan hiç bir farkı yoktu.
Bu algımı Yönetim Kurulundan Mukaddes Hanıma da aynen söyledim, “Ne güzel, Ağızlarından Allah Peygamber sözü düşmüyor” dedim. O, “Ne demek başkanım. Tabii ki.” dedi.
***
Malatya’da, Ankara Gar Katliamında ağır yaralanıp, birçok operasyondan sonra sağlığına kavuşan bir STK başkanı, basına, “Bombaların patlamasından sonra yerde yatan yaralıların ve onlara yardım edenlerin üzerine polis biber gazı sıktı.” demişti.
Ben bu sözü aklıma, vicdanıma asla sığdıramamıştım.
Bir zaman sonra, CHP olarak o STK’yı ziyarete gittiğimizde, bunun nasıl olduğunu, başkana sordum. Başkandan önce yardımcısı söze girdi ve, “Bombalar patlayınca, Gar’ın içinde duran polisler dışarıya koştular. Bir çok insan, özellikle kadınlar, poliseri görünce, ‘Siz yaptınız bunu’ diyerek üstlerine yürüyünce, polisler bunları dağıtmak için biber gazı sıktı.” diye olayın aslını anlattı.
Ama bu iftira aynen, hatta Yurt sathında tekrarlanmaya devam edildi.
Evlerde öfkeyle, bedduayla, belki ağlamalarla anlatıldı; çocuklar kalperine dolan bu duyguyla, körpe beyinlerine kazınan bu bilgilerle büyüdü.
***

2007 Seçimi akşamı, Ufuk TV’de konuktum.
“İkinci sıra adayımız Yusuf Kenan Doğan Alevi. Onunla Alevi köylerini tek tek gezdik. Valla ağzından, Allah, Peygamber, Kur’an kelimelerini eksik etmedi.” dedim. Rahmet olsun.
Baro Başkanıyken Müftümüz Mehmet Sönmezoğlu ziyaretimize gelmişti. Orada, “Sayın Müftüm, ben Alevi cenazelerine de, Sünni cenazelerine de, Alevi mevlitlerine de, Sünni mevlitlerine de gidiyorum, ortam aynı. Konuşma, oturma kalkma, karşılama, uğurlama aynı. İnsanların yüzlerindeki, gözlerindeki ifadeler aynı.” dedim. Müftümüz de beni aynen onayladı.
Kirvem Alevi. Ben de birçok Alevi’ye kirve oldum. Bunun toplumumuzda örneği sayısız.
Yine, oğlumun iki nikah şahidinden biri Müftümüz, diğeri Cem Vakfı Başkanımızdı…
Biz, Alevi Sünni böyleyiz işte.

Türkiye’nin Alevi Sünni gerçeği bu işte.
***

Cumhurbaşkanımız her mezhepten, her meşrepten, her kökenden vatandaşımızın Başkanı olarak Şahkulu Dergah ve Cemevi’nden sesleniyor, “Alevi Bektaşi vatandaşlarımızın ve onların etrafında bir araya geldiği mekanların tüm meselelerinin devlet nezdinde takibini ve yürütmesini kurumsal olarak yapacak, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kuruyoruz.” deyip, Alevilerin Devlet katında, arzuladıkları, özledikleri bir hakkın yerine getirileceğini duyuruyor, Türkiye’den, Alevilerden kopuk, ama Alevilerin başlarına çöreklenmiş, başka mecraların yolcusu federasyon, konfederasyon başkanları, Almanya’dan, Avrupa başkentlerinden sesleniyor, “Bu paketin, Alevi toplumunda bir karşılığı yoktur, beyhude bir çabadır.” diyor.
Senin bu laflarının, bizim bildiğimiz Alevi canların kalpleriyle bağdaşan bir yanı var mı?

Böyle diyeceğine, “Şurası eksik, burası fazla!” desen olmaz mı?

Olmaz!
Çünkü, senin yolun başka.