Sıtma Pınarından merkeze doğru boşluklar başlar.
Hep önünden geçtiğimiz cadde boyu apartmanların hiç görmediğimiz, hiç bilmediğimiz arka bahçeleri ortaya çıkar.
Dört Yolda yıkılan Pembecioğlu apartmanının arkasındaki büyükçe bahçe, eskimiş olsa da müthiş güzeldi.
Yemek yenilen, çay içilen, eşi dostu ağırlayan, yaşanmışlıklarla dolu çehresi size bakar, siz de ona.
Bir seki, çıkılan basamaklar, az ilerde sevimli küçük havuz, oturma yerleri, güller, çiçekler ve ağaçlar.
Envaiçeşit meyve ağaçları, özellikle üzeri dopdolu horum dutu dikkatinizi çeker.
Mayhoşumsu tadı, kokusu dünya büyüklüğündedir.
Ne kadar dikkatli olsan da elinde, ağzında kırmızılığı, pembeliği kalır; çıkması da zordur.
Bir iki tane yemeden edemedim.
Dut ağacı hiçbir ilaca, gübreye ihtiyaç duymazmış.
Dut zamanı gittiğimiz bir keşifte, topladığım güzelim, her biri parmak gibi beyaz dutları getirip hakim hanıma uzattım, o bir tane almak istedi, ‘Alın hakim hanım hepsi size’ dedim aldı.
Orada bulunan ziraat bilirkişi söylemişti, dutun ilaç verilmesine gerek olmayan tek ağaç olduğunu.
Önce hafif, ikincide ağır, üçüncüde orta hasar verilen ofisimiz de Dört Yolda.
Çevresi boşaltıldı.
Sıtma Pınarında başlayan sağlı solu boşluklar Kışla caddesinin başında biter.
Yokuş yukarı olan caddenin, Hüseyin bey köprüsüne çıkıyor ya, demek ki zemini kaya, sağlam.
Sivas caddesinde, Beşkonaklar caddesinde yıkım çok, boşluk çok.
Malatya’nın en merkezi, göbeği, esnafın en yoğun konuşlandığı bölge, Teze Cami çevresi, Akpınar civarı Yazıhan’ın düzü gibi.
O civardaki Cezmi Kartay caddesi, maşallah, sapasağlam diyebileceğimiz şekilde yerinde duruyor.
Cezmi Kartay ki, Altmış Darbesi sonrası valimiz.
Güleç yüzü, siyah bıyığı, briyantinli taranmış, parlak simsiyah saçları, uzun, kuyruklu, siyah Şavrele (Chevrolet), makam arabası ve temiz giyimli, omuzu hafif kamburi, orta yaşlı makam şoförüyle hatırlarım.
Fuzuli caddesine çıkarken de, ünlü caddenin alt taraftan üçte birine yakın kısmında boşluk oluştuğu görülür.
Oturduğumuz cadde.
Orta yerlerinde, önce hafif, sonra ağır, sonra da orta hasarlı raporuyla ayakta duran, Şair Şemsi Belli ailesine ait, önünde kocaman bir çınar olan, tek katlı evin yerine yapılan apartmanımız.
Öğretmen, avukat olan Şemsi Belli Anayasso şiiriyle tanınmıştır.
Cumhurbaşkanımızın da, 11 Şubat 2014 tarihli Grup Toplantısında, geçmiş iktidarları hatırlatmak için okuduğu Anayasso şiirinin ve ünlü, “Bir yangının külünü/Yeniden yakıp geçti” şarkısının sözlerinin şairi.
“ANAYASSO
…
Şavata'tan Angara'ya ses getmiir
Biz getmeğe guvvatımız hiç yetmiir
Malımız yoh
Yolumuz yoh
Angara'ya ses verecek dilimiz yoh
Ganadımız, golumuz yoh
Bu ne biçim memlekettir hooy babooov ?
Yerin, yurdun adresesin bilmirem
Angara'da: Anayasso !
Ellerinden öpiy Hasso
Yap bize de iltimaso
Bu işin mümkini yoh mi hooy baboov ?”
İnsan toprağını, vatanını ne kadar yıkılırsa yıkılsın seviyor, özlüyor.
Şimdi Malatya’nın her yanı yıkık ya, her yeri boşluk ya, vallahi ben, belki de deprem öncesinden çok seviyorum.
Malatya da, adeta bir canlı gibi.
Ona iyi bakamamışız da başına bunca iş gelmiş gibi geliyor bana.
İnsanın annesi, babası, eşi, evladı, Allah kimseye vermesin, bir kazada sakatlansa, yüzü zarar görüp değişse, sevgisi azalır mı?
Şimdi, depremden sonraki, tedirginliğin, artçıların devam ettiği bir zamanda, bir soruşturma için, Başsavcılığın bulunduğu, sağlam duran Gümrük Tekel binasında bulunuyordum.
Eşim de yanımdaydı.
Namaz vakti yakındaki sosyal tesise gittim.
Dönüşte, binaların arasından geçerken, duvara yakın park etmiş bir otomobilin binaya yakın tarafından geçecekken, içimden, “Belki deprem olur, uzağından geçeyim!” dedim.
O anda, binanın içinde beni bekleyen eşim aklıma geldi. Ürperdim…
“Allah’ım, ben binaya gireyim de ondan sonra deprem olsun!” diye dua ederek binaya koşar adım gittim.
İnsanın vatanı, memleketi, eşi, evladı gibidir.
Ve biz onları her haliyle severiz.