Elazığ-Doğanyol 2020 depremini de sayarsak, üç büyük depremle, hele Asrın Felaketiyle beli ortasından kırılan, canları yiten, bağrı yanan Malatya’mız, Devletimizin işine dört elle sarılmasıyla biraz biraz belini doğrultmaya başlarken, bu sefer 12 Nisan karı, donu, buzuyla iki kolu birden kırıldı; şimdi onun acısında, onun kaygısında, onun tasasında.
Türkiye’mizin önemli dışsatım ürünü, 600 milyon Dolarlık döviz kaynağı kayısısı, uçtu gitti gecenin buzlu saatlerinde.
Malatya kırık belliydi, şimdi kırık kollar eklendi buna.
Kayısı çiçekleri, çağalaları donup yanmakla kalmadı, ağaçların kendisi yandı, kavruldu.
Malatya karından önce Ankara’daydım.
Oraya da gece gündüz süren çok şiddetli kar yağdı.
Malatya karı, buzu, donu sonrası kayısısı, dalı, kolu yanmışken Mamak’ta, ev önlerindeki kayısı ağaçlarının çağalalarının fotoğraflarını çektim pırıl pırıl, capacanlıydılar.
Malatya’ya geldiğimde, yeşil Malatya’nın kayısı bahçelerinin yeşil değil kahverengine dönmüş olduğunu gördüm.
Yaprağı da yanmıştı. Medyada bir kişi,
-Yetmiş dört yaşındayım, böyle felaket görmedim diyordu.
Konuşabilselerdi, yüz yetmiş dört yaşındakiler bile “görmedik” derlerdi. Şimdi,
-Gelecek sene inşallah kayısımız yanmaz! diye dua, umut etmek yetmiyor.
Çünkü, öncelikle kayısıların kuruyup kurumayacakları, yeniden meyve verip vermeyecekleri dert ediliyor.
Umut az.,. Tasa, kaygı çok.
Bu yüzden, bir kısım hemşerimizin, “Ne iş olursa yaparım” diyerek, bir iş bulup, evine ekmek parası gönderebilmek için gurbete gideceğini söylemek de yanlış olmayacak.
Depremle il dışına gidip, dönme planı yapan hemşerilerimiz de planlarını iptal edecek.
Öyleyse gelecek kış evler, ocaklar daha soğuk olacak.
ALTINIM SARI KURDELEM
Sen yoksun
Biz var mıyız sanki
Altınım
Sarı kurdelem
Sen yoksan
Biz de yokuz
Seni don vurduysa
Bizi yokluğun vurdu
Altınım
Sarı kızım
Biliyor musun
Can Yoldaşım
Bu kış da
Aynı mantoyla
Ablasına gidecek
Altınım
Sarı kurdelem
Sen yoksun
Biz var mıyız sanki. ( s.s. 2014 Baharı)
Bu iklim afeti, bu iklim değişikliği dedikleri insanımızı yeni seçeneklere, yeni önlemlere yöneltmeli.
Devleti vatandaşımıza bu hususta öncülük etmeli.
Bademe soğuk, kar, buz işlememiş.
Ne güzel!
İşte yeni yatırım meyvemiz…
Türkiye ceviz ve badem ihtiyacını karşılayamadığı için Devletimiz bu ürünlerin yetiştirilmesinde çiftçiye destek veriyor.
Yüzde 25 fidan, yüzde 65 kadar da bahçe oluşturmaya hibe şeklinde destekte bulunuyormuş.
12 Nisan karında ceviz yandı ama maşallah bademe bir şey olmadı.
Bahçesi yanan çiftçilerimiz bademe yönelebilir.
Badem ağacı üç ile beş yıl sonra ürün vermeye başlamaktaymış.
Hem de bereketli.
Öyleyse,
-O hoo… Üç yıl, beş yıl kim bekleye? demeden harekete geçip, bahçe oluşturulmalıdır derim.
Çünkü, fidan diksen de, dikmesen de o beş yıl geçecek.
En doğrusu o beş yılı boş geçirmemek, olumlu işlerle geçirmek gerek.
Hukuk Fakültesini kazandığımda bir kısım arkadaş,
-Oooo… Beş-altı yıl geçer mi? demişlerdi.
Ben de,
-Gitsem de, gitmesem de o beş, altı yıl geçecek demiştim.
Dahası, bir psikoloji hocası arkadaş da yolda yürürken, bir binayı göstererek,
-Sen o okulu bitir, ben kendimi bu binadan aşağı atacağım. Üniversitede yurtta en çok ders çalışanlar hukuk ve tıp öğrencileriydi demişti.
Evet, kimsenin umut kırıcı sözlerine kulak asmamak, tembellik etmemek, bahane aramamak, atılımcı, çalışkan olmak gerek.
Yoksa insanlar da, toplumlar da, devletler da yerinde sayar ve diğerleri ilerlerken, onlara göre gerilemiş olunur.
Çiftçilerimiz, kayısıya çakılı kalmadan büyük-küçükbaş hayvancılığa da yönelebilir.
Bunda da Devlet desteği var.
Tavukçuluk da yapılabilir.
Biz Dilek’te, sütümüzü, yağımızı, yumurtamızı bir komşumuzdan alıyoruz.
Hepsi de mis gibi.
Kazancın azı çoğu yok.
Çalışacak, üreteceksin.
Bağının, bahçenin bir karış yerini bile boş bırakmayıp, az çok demeden alıp pazar yerlerine, manavlara götürüp satmak, değerlendirmek gerek.
Tembel tembel oturmaktan, boşa çalışmak yeğdir.
Karadeniz insanının çalışkanlığı nam salmıştır.
Örnek alınmalıdır.
Rize’de ana caddede, gerili bez pankartta,
-Er kişi ekmeğini taştan çıkarır deniyordu.
Karadenizli, bir derenin bu yanına boşaltılan bir kamyon kumu, çocuk, kadın erkek ev halkı bir günde sırtındaki sepetlerle öte geçede, ev yaptıracağı yere taşır.
Boşuna delikanlı, sevdiği kıza,
Çayeli’ndan o yani giderim yali yali
Sırtındaki sepetun ben olayım hamali dememiş. S.S. de,
RİZE’DE HERHANGİ BİR KIZ şiirinde,
Kız senin ayak bileklerin
Öyle ne de çok kalın
Kaç ton çay çektin
O gözler de ne güzel
Ne çok yeşile baktın
O ne baştanbaşa yabansılık
Hiç mi kitap görmedin
Kız sen Rize’nin hepsisin
Türkiye’nin yarısı.” diye yazmış.
Malatya, 600 bin Dolardan oldu.
Onca dükkan, iş yeri yapılıyor merkezde.
Yakında hak sahiplerine dağıtılacak.
Dağıtılınca baş göğe ermeyecek dükkan sahiplerinin.
Vatandaş, hangi parayla o dükkanlarda alışveriş yapacak?
Bu da başka bir mesele…
Esnafımız normal fiyatla mal satarsa, nizam-intizam, istikrar sağlanır.
Yok yalanla, dolanla, “gücü gücü yetene” esnaflığı yaparsa intizam, istikrar bozulur ve de sonunda bindiği dalı kesmiş olur.
Velhasıl, işimiz zor.
Ama zorları yenmeden de güçlü insan olunmaz.
Bizim şanlı tarihimiz her şeyin şahidi.
Hele de, İstanbul Fethimiz, hele de Çanakkale’miz, hele, hele de dünyaya nam salan İstiklal Savaşımız…
Malatya’mıza, çiftçilerimize, kayısıdan ekmek yiyen bütün vatandaşlarımıza, “Geçmiş olsun!” diyorum.
Sabırla, umutla, dayanışmayla, az-çok demeden çok çalışmakla güzel günler gelecek inşallah.